KitapEki
    "Müziğe tutkuyla bağlı, keşfetmeyi ve paylaşmayı seven herkes plaklara merak duyabilir." • Kitap Eki
 
TUDEM
 
DESTEK

“Müziğe tutkuyla bağlı, keşfetmeyi ve paylaşmayı seven herkes plaklara merak duyabilir.”

Onur Bayrakçeken; “Biz içerik anlamında olabildiğince zengin ve dolu bir dergi yaratmaya çalışıyoruz, gelen yorumlara dayanarak söyleyebilirim ki okurlarımız da bu çabanın farkındalar.”

İlk sayısı ile büyük ilgi toplayan, çiçeği burnunda müzik dergisi Plak Mecmuası, geçtiğimiz günlerde ikinci sayısı ile okurlarıyla buluştu. Türkiye dergiciliğinde 221B, Episode gibi farklı ve aslında herkesin gündeminde olan konulara değinen Mylos Yayın Grubu‘nun bu yeni dergisi, yine farklı alanlara ilgi duyan geniş bir oku kitlesinin önemli bir ihtiyacını karşılıyor.

 
KitapEki
Say Yayıncılık

Bizler de bu nedenle Plak Mecmuası‘nın yayın yönetmeni Onur Bayrakçeken ile müzik, plaklar ve mecmua üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle biraz sizi tanıyalım. Plaklarla ya da daha genel anlamda müzikle ilişkiniz nasıl başladı; plak toplamaya nasıl karar verdiniz?

Aslında her şey bir çizgifilm ile başladı benim için. 9 – 10 yaşında falandım, bir çizgifilmde Elvis’ten “Kral” diye bahsedip duruyorlardı. Ben de merak ettim, niye kral diyorlar bu adama diye… Üç Elvis şarkısı indirip dinledim, şansıma üçü de hareketli parçalarıydı: “Blue Suede Shoes”, “Viva Las Vegas” ve “Hound Dog”. O günden sonra sıkı bir Elvis hayranı oldum, uyduruk bir Elvis hayran sitesi bile açmıştım… Sonra Elvis beni Rolling Stones’a, Pink Floyd’a, Led Zeppelin’e götürdü. Eh, onlara bulaşınca da plağa bulaşmamak imkansız hale geliyor. Galiba o müziklere fiziksel olarak da dokunmak istedim. 2008 yılında anne babamdan doğumgünü hediyesi olarak bir pikap istedim, böylece de plak serüvenim başladı…

Peki, koleksiyonunuzdaki en sevdiđiniz parça hangisi?

Henüz dar bir koleksiyonum var benim. 200 kadar LP, yirmi otuz tane de 7 inç 45’liğim var. Bunlar arasında benim için en kıymetlilerin başında kesinlikle The Sisters of Mercy plaklarım geliyor; üç albümlerine de sahibim, birkaç tane de maxi-single’ları var. Sisters’ın yeri ayrı bende… Geçenlerde de Rolling Stones’un en sevdiğim albümlerinden Let It Bleed‘in İngiltere ilk baskısını aldım, onu da çok seviyorum. Öyle ilk baskı takıntım falan yok ama söz konusu Let It Bleed gibi muhteşem bir albüm ve Rolling Stones olunca insan heyecanlanıyor tabii. Stones’un da yeri ayrıdır; bu âleme Keith Richards kadar kral bi’ insan armağan etti bir defa!

Bunlar dışında Şevket Uğurluer’in Metin Oktay için yaptığı Metin Geliyor Metin plağı ve Yıldırım Gürses’in Aslan Galatasaray‘ı da kalbimin Galatasaraylı tarafının baş köşesine kurulmuş haldeler. Aklıma ilk bunlar geldi ama biraz daha düşünsem muhakkak başka plaklar da söylerim.

Koleksiyonculuk, plakçılık gibi uğraşlar kulağa genellikle daha yaşlı insanların uğraşacağı şeylermiş gibi geliyor. Siz bu kadar genç bir yaşta bir plak dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyorsunuz. Bu konuda bize ne söyleyebilirsiniz?

Bir kere koleksiyonculukla plak merakını ayırmak lazım. Mesela ben bir koleksiyoncu değilim; sevdiğim albümlerin plaklarını alıyorum ama öyle ilk baskı olsun, şu ülke baskısı olsun ya da bir sanatçının tüm plaklarını toplayayım… böyle bir yaklaşımım yok. Koleksiyonculuk bambaşka bir şey, tabii ki plak kültürünün bir parçası da plak koleksiyonculuğu. O ayrı. Ama ne koleksiyonculuk ne de plak merakı gençlere uzak bir şey; müziğe tutkuyla bağlı, keşfetmeyi ve paylaşmayı seven herkes plaklara merak duyabilir. Hatta gençlerin, yani benim yaş grubumun, plağa daha fazla değil belki ama daha enteresan bir yerden yaklaştığını düşünüyorum… Plaklar bizim için hiçbir zaman yegâne müzik dinleme biçimi olmadı; bizim için plaklar alternatif bir dinleme biçimi. Onlar sayesinde müziğe bir nesne olarak sahip olma, onun ritüelistik tarafını yaşama zevkini tadabildik ve müzik dinlemenin de bir uğraş olduğunu hatırladık.

Konu yavaş yavaş Plak Mecmuası’na gelmeye başladı. Derginin serüveni nasıl başladı? Böyle bir dergi çıkarmaya nasıl karar verdiniz?

Ben Mylos Yayın Grubu’nda staj yapıyordum, beraber yapıyorduk hatta… Bu stajım esnasında Mylos yayınlarında müzik yazıları yazdım. Pazar Şarkıları diye bir köşe hazırlıyordum mesela pulbiberdergi.com için. Yine bu sitede bir plak dosyası da hazırlamıştım. Yaz aylarında bir plak dergisi çıkarmayı düşündüklerini söylediler bana ve yayın yönetmenliğini yapıp yapamayacağımı sordular. Ben de zevkle kabul ettim. Mylos, böyle tematik yayınlara yabancı da değil bu arada, onu da belirtelim… Episode adında bir dizi kültürü dergisi ve 221B adında bir polisiye dergisi de çıkarıyoruz.

Derginin ilk sayısının görünümü, tasarımı oldukça pop-art bir tarza sahip. Tıpkı koleksiyonculuk gibi, plak dergisi deyince de akla sararmış yapraklar, kocaman gramafonlar geliyor. Derginin ismi de “mecmua” olunca ilk sayının tasarımı beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. Yoksa bu, bilinçli bir tercih mi?

Aslında ilk sayının dosya konusuyla alakalı bu; mevzu 1967 yılı olunca ister istemez pop-art’a yöneliyorsunuz. Ama açıkçası öyle sararmış yapraklar tadında bir tasarıma da asla sahip olacağımızı düşünmüyorum. Plağın nostaljik yönü oldukça güçlü, kabul; ama plaklar bugüne de hitap ediyor. Artık plak dinlemek, müzik dinlemeyi de yapmak gibi uğraş kabul edenler için alternatif bir dinleme biçimi. Bu yüzden yalnızca nostaljik bir eşya olarak görülmesini ben çok doğru bulmuyorum.

Anladığım kadarıyla derginin oldukça geniş ve farklı alanlardan insanların olduğu bir yazar kadrosu var. Örneğin yazarlarınızdan bir futbol yorumcusu olarak Ali Ece’yi örnek verebiliriz. Bu durum plak koleksiyonculuğunun yaygın bir ilgi alanı olmasıyla mı ilgili?

Ali abiyi herkes futbol yorumcusu olarak bilir ama kendisi aynı zamanda müzisyendir. Dinar Bandosu grubunun kurucularındandı, uzun yıllar da grubun gitaristliğini yaptı. Benden duymuş olmayın, bu aralar da şahane bir solo albüm üzerinde çalışıyor 🙂 Ben müzik namına da ne biliyorsam Ali abiye borçluyum. Güzel bir plak ve kaset koleksiyonu da var kendisinin. Uzun lafın kısası, bu alanın hiç yabancısı değil; aksine, dergideki isimlerin her biri kadar bu alanın içinden biri Ali Ece de.

Plak koleksiyonculuğu başka bir şey ama plak merakı gitgide yayılıyor. Bir noktada duracaktır bu yaygınlaşma ama müzik dinlemeyi uğraş edinmiş pek çok insanın yolu muhakkak plak dükkanlarına düşüyor. Haliyle çok farklı alanlardan insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Mesela bizim bu sayımızda Trainspotting’in yazarı Irvine Welsh ile bir röportaj var; adam yazar, ama aynı zamanda bir plak meraklısı…

Peki, okurlardan nasıl yorumlar aldınız? Olumlu-olumsuz eleţtiriler oldu mu?

Genelde hep olumlu yorumlar aldık, insanlar böyle bir derginin boşluğunu yaşıyorlarmış sanırım. Biz içerik anlamında olabildiğince zengin ve dolu bir dergi yaratmaya çalışıyoruz, gelen yorumlara dayanarak söyleyebilirim ki okurlarımız da bu çabanın farkındalar. Tasarımla ilgili, derginin boyutuyla ilgili de çok güzel dönüşler aldık. Bunun dışında tabii ki olumsuz eleştiriler de oldu. Ama beni en sevindiren, bu eleştirilerin de çoğunlukla yapıcı olması. Yani, “Şöyle yapsanız daha iyi, böyle yapsanız daha güzel,” şeklinde eleştiler… Bu da aslında okurlarımızın da dergiyi sahiplendiğini gösteriyor ki bizim için çok mutluluk verici.

Son olarak, biraz yeni sayıdan da bahsetmek ister misiniz?

İlk sayımızda “50. Yılında 1967 Plakları” dosyası yaptık ve haliyle albüm incelemesine de yer verdik çokça. Yeni sayımızda da pek tabii albüm incelemeleri bulunuyor, biz eninde sonunda bir müzik dergisiyiz… Ama bu sayımız iyiden iyiye plağa odaklanmış bir sayı. Bol bol röportaj var. Ayrıca aramıza bazı sürpriz isimler de katıldı ki Türk müzik tarihi için önemli isimler bunlar. İlginç hikayeler, anılar var… Yani yine bir yandan tüm müzik severlerin ilgiyle okuyacakları bir sayı çıkıyor ortaya, ama bir yandan plak mevzusunun teknik taraflarını da daha detaylı ele alıyoruz. Bu açıdan ikinci sayımızın çok daha zengin ve ilginç bir içerikle geldiğini söyleyebilirim. Sosyal medya hesaplarımızdan da takip edebilir okurlarımız bu süreci: Instagram, facebook ve twitter’da @plakmecmuasi olarak bulunuyoruz.

Çağla Üren

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Daha önce Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü'nde okudu. soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta, polisiye edebiyat dergisi 221B'de ve dizi kültürü dergisi Episode'de yazıyor.

Read Previous

John Lennon’ın hiç görmediğiniz, duymadığınız öyküsü.

Read Next

Gözle Görünmeyen Renkler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *