Neden deliriyoruz?

Kitap Eki Dergisi

Psikiyatriye gitmesi önerildiğinde “Ben deli miyim?” diyen insanların sayısı hala çok. Deliliğe dair önyargımızın çok kuvvetli olduğu aşikar. Peki delilik hakkında ne biliyoruz?

Delilik bir filmde, bir romanda veya bir ressamın meşhur bir tablosunda dururken hep ilgi çekicidir. Merak ederiz, tüm dikkatimizi o esere veririz. Deliliğin nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışırız. Ergenlik döneminde hangimiz delilere özenmedik? Kaçımız keşke şizofren olsam demedik? Herkesin aklından en az bir kez geçmiştir: “Delilik”

 
KitapEki
KitapEki
   

Birisi ortaya çılgın bir fikir attığında “Delisin” deriz. Aklın sınırlarının zorlanmasıdır çünkü delilik. Düşüncesi bile kişiye de çevresindekilere de heyecan yaşatır. Peki ya gerçekte ne olur? Bir deli ne düşünür, ne hisseder? Delinin ailesi ne düşünür? Toplum deliye nasıl davranır?

Ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin
Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin
Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var, deliyim
Ah, düşlerim kaldı, yalnızım, düşlerim kaldı, deliyim *

Psikiyatriye gitmesi önerildiğinde “Ben deli miyim?” diyen insanların sayısı hala çok. Deliliğe dair önyargımızın çok kuvvetli olduğu aşikar. Peki delilik hakkında ne biliyoruz? Nedir bu delilik?

Delilikle kafayı bi hayli bozmuş bir dehanın kitabından bahsedeceğim sizlere. Sonradan deliliğin tarihini yazacak olan bu dehanın (belki de delinin) ilk eseridir; Akıl Hastalığı ve Psikoloji.

Michel Foucault’nun bu kitabı iki kısımdan oluşuyor.

  1. Hastalığın psikolojik boyutları
  2. Delilik ve Kültür

İlk bölümde hastalıkların ayrımını ve tanımını kabaca yapan Foucault, sonrasında hastalıkların evriminden bahsediyor. Bu bölümde ufku iki katına çıkaran kıymetli fikirlerin ve deliliğe dair merak ettiğimiz birçok bilginin yer aldığını söylemeliyim. Özellikle şizofreniye dair. Ayrıca Freud’un psikoloji ve psikiyatriye olan katkısını es geçmeyen Foucault, bu bölümde Freud’dan çokça alıntı yapıyor. Böylece Freud’un kuramını tekrar gözden geçirmiş oluyorusnuz.

“Öyle ki dünyaya ilişkin algım, etrafımdaki şeylerin garipliğini bana çok daha derinden hissettirmekteydi. Sessizliğin ve sonsuz genişliğin içinde, her nesne bıçakla kesilip boşluğun, sınırsızlığın içinde diğer nesnelerden ayrık bir halde durmaktaydı. Çevreleriyle hiçbir bağı olmadan, tek başlarına kaldıkları oranda, bu nesneler kendi kendilerine var olmaya başlıyorlardı. Kendimi, karşımda sürekli gösterilip duran, içine giremediğim kaotik bir filmin izleyicisi olarak, yaşamın dışında, dünyadan atılmış hissediyordum.” **

Şizofrenlerin dünyasından bir kaç kesit sunuyor bize Foucault. Böylece onların nasıl bir yalnızlığa itildiğini, gerçekle hayal olanı ayırt edemedikleri kendi dünyalarında nasıl iki kere yalnız kaldıklarını anlamış bulunuyoruz. Öyle bir yerdeler ki, hem dünyaya yabancılar hem de kendi dünyalarına. Bu büyük bir düşüş, büyük bir kayboluş.

Kesin sebebi hala bilinmeyen bu hastalığın evrimsel bir gerileme olduğunu savunuyor Foucault. Hastalık belirtilerini ise arkaik davranışlar olarak adlandırıyor. Kaygı kavramını ise yine patolojik anlamların merkezine yerleştiriyor. ”Eğer kaygı bir bireyin tarihini kaplıyorsa bunun nedeni kaygının bu tarihin temelini ve ana maddesini oluşturmasıdır” diyor.

İkinci bölümde ise, akıl hastalığının tarihsel oluşumundan ve delilikten bahsediyor. Rönesans döneminde saygı duyulup yüceltilen deliliğin, klasik çağda nasıl diğer suçlularla aynı hastanelere kapatıldığından bahsediyor. “Delilik anlaşılmaya çalışılan değil zapt edilmeye çalışılandır” diyor.

Psikolojiye ise büyük bir eleştiri getiriyor. Psikolojinin ancak deliliğin kontrol altına alınabilmesiyle mümkün olduğunu ileri sürüyor. Düşününce aradan geçen altmış yılda değişen bir şey olmadığını farketmek zor değil.

Günümüzde hala delilik, korktuğumuz yalnızca uzaktan izlemek istediğimiz bir kavram. Toplum normlarının çok uzağında kalan bu kişileri damgalıyor ve kendimizden uzak tutuyoruz. Psikoloji ise daha çok “normal” insanların “gündelik” sorunları ile ilgilenen bir disiplin alanı olarak varolmaya devam ediyor.

*Söz ve bestesi Hüsnü Arkan’a ait “Gemi” isimli şarkıdan alıntıdır.
**Kitaptan alıntıdır. sf 65

  • Akıl Hastalığı ve Psikoloji
  • Yazar: Michel Foucault
  • Çeviri: Emre Bayoğlu
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 110
  • Baskı Yılı: 3. Baskı 2015

Neslihan Korkmaz

Latest posts by Neslihan Korkmaz (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Neslihan Korkmaz

1985 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Psikoloji okudu. Düşler ve insan ruhu en büyük tutkusu. Mekanikleşen dünyaya mesafeli ve öfkeli. Okumayı, yazmayı ve dinlemeyi seviyor. Boş zamanlarında hayal kuruyor.

Read Previous

Ahmet Ümit’in Elveda Güzel Vatanı’nda: Sen Şehsuvar Sami, Ben Ester miydim?

Read Next

Ne Çok İstanbul Var!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *