Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Polisiye Dosyası; “Büyülü Gerçeklikten Sanal Dünyalara”

0

1980’lerden sonra videolarla, bilgisayarlarla, “play station”larla, cep telefonları ve internet ağlarıyla; kısacası teknolojinin en son ve en baştan çıkarıcı nimetleriyle karşılaşan 3. Dünya ülkelerinde kültürel bir değişim yaşandığı açıkça görülüyor.

1960’larda yükselişe geçen Latin Amerika edebiyatının büyük yazarları Latin Amerika’nın kırsal hayatını, geleneklerini, halkın gerçeklik algısını zaman zaman gerçeküstü motiflerle, masalsı hikayelerle, kısacası “Büyülü Gerçekçilik”le işlemişlerdi. Bu edebiyat, Latin Amerika’daki hayatla birlikte başkalaşıyor. Kapitalizmin yarattığı bunalımlar, darbeler, kitle eylemleri, teknolojik değişimler ve özellikle internetin hayata girmesi, gerçeğin büyüsünü ortadan kaldırdı. 1990’lardan sonra yazmaya başlayan yeni kuşak yazarlar bu döneme doğdular, bu sorunlar ve değişim içinde büyüdüler ve değişen dünyada kendi yollarını aramaya başladılar.

2012’nin Şubat ayında yayımlanan “Turing’in Hezeyanı” romanı ile Türkçeye ilk kez çevrilen José Edmundo Paz Soldan sözünü ettiğim kuşak yazarlar arasında yıldızı parlayanlardan. Mario Vargas Llosa tarafından “yeni neslin en önemli Latin Amerikalı yazarları” arasında ilk sırada gösterilen Soldan 1967 yılında Bolivya’nın Cochabamba kentinde doğdu. Liseyi bitirene kadar bu kentte yaşayan Soldan, 19 yaşında üniversite eğitimi için Buenos Aires’e gitti. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Bu yıllarda hobi olarak yazmaya başlamıştı. Bu hobisini anlattığı yazısı bir gazetede yayımlanınca edebiyatla ilişkisi derinleşti. Öykülerinden oluşan ilk kitabı “The masks of nowhere”i 1990 yılında yayımladı.

Aldığı futbol bursu sayesinde Alabama Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’ne kabul edilen Soldan 1991 yılında mezun oldu. Berkeley Üniversitesinde Dil ve İspanyol Edebiyatı doktorasına başladı. Ancak yazmayı hiç boşlamadı. İlk romanı “Paper Days” 1992’de yayımlandı ve Soldan’a ilk ödülünü -Bolivya Erich Guttentag Ödülü’nü- getirdi. Artık önü açılmıştı Soldan’ın. Bir yandan tezi ile uğraşıyor diğer yandan edebiyat çalışmalarını sürdürüyordu. İkinci öykü kitabı “Disappearances”(1994) ve ikinci romanı “Around the Tower” (1997) ile birlikte doktorasını da tamamladı. Aynı yıl Güney Amerika’nın en saygın ödüllerinden Juan Rulfo Kısa Hikaye Ödülü’ne değer bulundu.

Halen Cornell Üniversitesinde Amerikan Edebiyatı dersleri veren Soldan üç öykü kitabı -“The masks of nowhere” (1990), “Imperfect Amores” (1998), “Stipe” (2010)- ve altı roman-“River Fugitive” (1999), “Digital Dreams” (2000), “Matter of Desire” (2001), “Turing’s Delirium” (2003), “Palace burned” (2006), “The Living and the Dead” (2009), “North” (2011)- yazdı. 2003’te Bolivya ulusal kitap ödülünü kazanan, çok sayıda dile çevrilen, öykü ve romanları dışında edebiyat incelemeleri, gazete ve dergi yazıları da bulunan yazar Avrupa ve Amerika’nın çeşitli ülkelerinde derlenen antolojilerde yer aldı.

Teknoloji ve Diktatörlük

1980’lerden sonra videolarla, bilgisayarlarla, “play station”larla, cep telefonları ve internet ağlarıyla; kısacası teknolojinin en son ve en baştan çıkarıcı nimetleriyle karşılaşan 3.Dünya ülkelerinde kültürel bir değişim yaşandığı açıkça görülüyor. Değişimin edebiyat ve sinemada karşılık bulması kaçınılmazdı. Ancak asıl mesele bu karşılığın niteliğiydi. Teknolojiye duyulan hayranlıkla itaat mı edilecekti yoksa muhalefet mi? Anlaşılan o ki Latin Amerika ülkelerinde genç kuşak yazar ve yönetmenler sözünü ettiğimiz değişimi edebiyat ve sinemaya aktarırken hem Latin Amerika’nın geleneksel direniş sanatını diri tutuyor hem de yeni anlatım biçimleri arıyorlar. Neoliberal görünümlü anti-demokratik iktidarların karakteristiğini sanal dünyada bir nevi gerilla savaşı sürdüren “hacker”ler üzerinden ortaya koyan romanlar yazılıyor.

Edmondo Paz Soldan “Turing’in Hezeyanı”nda tam da böyle bir hikaye anlatmış: 2000’li yılların Bolivya’sında, başkent Rio Fugitivo’yız. Bir zamanların askeri diktatörü Montonegro demokrasiye geçilmesinden sonra bu kez seçimle gelmiş iktidara. Ancak ülkenin neredeyse bütün tarihi boyunca iç güvenliğini korumak ve kollamakla görevli “derin” yapıları hiç değişmemiş. Turing kod adlı Miguel Saenz şifre çözmekteki becerisi sayesinde “Kripto Odası” adıyla anılan bu özel birimin bir zamanlar gözde isimlerinden birisiyken birimin teknolojik yeniden yapılanması nedeniyle neredeyse kızağa çekilmiş. Aslında sessiz, sakin, suya sabuna karışmayan bir memur. Ne var ki çözdüğü şifreler geçmişte diktatörü devirmek için örgütlenmiş insanların hayatlarına mal olmuş. Karısı Ruth da aynı birimde görev yapmış ama mesleki başarılarının başkalarına verdiği zarardan vicdan azabı duyarak ayrılmış işinden. Anne ve babasının kod çözme becerisi lise öğrencisi kızları Flavia’ya da geçmiş ama yenilenmiş bir görünümle. Genç Flavia bilgisayar kodlarını çözmek konusunda büyük bir yetenek. Bu yeteneği sayesinde internet üzerinden örgütlenen “la Resistencia” gurubu ve lideri Kandinsky ile karşı karşıya gelecektir Flavia. Öte yandan “Kripto Odası”nı, kurucusu olan ve şimdi hasta yatağında ölümü bekleyen Albert’ten devir alan Ramirez-Graham da Kandinisky’nin peşindedir. “Kripto Odası”nı yaratan herkesin peşinde olan biri daha var; o da Turing’in çözdüğü şifre nedeniyle yakalanıp işkencede öldürülen kuzeninin intikamını almaya kararlı Savcı Cordona…

Bu yedi karakter arasında gidip gelerek aktarılan hikaye kimi zaman başkent sokaklarında kimi zaman ülkeyi kasıp kavuran sofistike bir bilgisayar oyunu olan “Playground’un sanal dünyasında polisiye bir kurguyla baş döndürücü bir tempoda ilerliyor. Paz Soldán hacker figürünü internet sitelerini parçalamak için değil sanki parçalanmış gerçeği ortaya çıkarmak için kullanmış. Playgraund’un mükemmel atmosferinde sanal dünya gerçek dünyayı, sahte kimlikler gerçek dünyadaki kimliklerin sahteliğini temsil ederken Paz Soldán da baskıcı diktatörlükle neoliberal politikalar, bürokratik hükümet ve devlet terörü arasındaki içiçe geçmiş ilişkileri açığa çıkarıyor.

Yazar önceki üç romanında da diktatörlükler ve demokrasi arasında salınan Latin Amerika ülkelerindeki sıkıntıları sorgulamıştı. “Turing’in Hezeyanı”nda da aynı yolu izlemiş; şimdiki zamanda geçmesine –hatta bilgisayar oyununun gelişmiş yapısı üzerinden gelecek zamana taşmasına- rağmen hikayenin merkezine 1960’lardan günümüz kadar gelen Latin Amerika tarihi ve bu tarih içerisinde ABD ve gizli servislerin rolü yerleşmiş. Diktatörlüğü sürdürmek, muhalefeti bastırmak, şüphelileri izlemek amacıyla faaliyet gösteren Kripto Oda’sını kuran ve geliştiren de onlar. Benzer bir kurguyu Türkiye’nin darbeler ve baskıcı demokratik dönemler arasında salınan siyasi tarihi ile birlikte düşünmekte hiç zorlanmıyoruz.

Teknolojinin imkan ve sınırları

Edmondo Paz Soldan başlangıçta bir şifreçözüzücü ve bir şifrekırıcı arasında gelişen çok entelektüel ve Borgesvari bir hikaye tasarısıyla yola koyulduğunu söylüyor bir söyleşisinde. Roman ilerledikçe anlatımın çok soyut kaldığını fark etmiş. Hikayesini bir yere bağlayabilmek için kendi ülkesinin iç güvenlik sistemi ve şifreleme tarihine dönmüş. Tam da Bolivya’da neoliberalizm krizinden etkilendiği, kitlesel eylemleri yükseldiği yıllar… Onlara kayıtsız kalamamış ve başlangıçta –bir şifreçözüzücü ve bir şifrekırıcı ile- iki kişi etrafında kurguladığı hikayeyi farklı kesimleri kapsayacak, ülkesinin siyasi tarihi ile kesiştirecek şekilde genişletmiş.

Aslında felsefi, ahlaki, toplumsal ve kültürel pek çok alana doğru genişleyen “Turing’in Hezeyanı” öncelikle suçluluk ve travma, seçici bellek, kişisel ve kolektif sorumluluk konularını araştırıyor. Soldan diktatörün ayakta kalması için bürokrasi ve orta sınıflarla kurduğu suç ortaklığını da teşhir ediyor. Sadece işini iyi yapmayı, bunun ahlaki sonuçlar çıkarmayacağını, kendisini suça ortak etmeyeceğini düşünen Turing, diktatörlük ve baskı rejimi uygulamalarına karşı sessiz kalan düzene saygılı sıradan insanların temsilcisi.

Önemli bir diğer nokta teknoloji ile 3. Dünya ülkeleri arasındaki ilişki. Modern Bolivya’nın derin fakirliği ile gençler arasında yaygınlaşan teknoloji merakını kültürel bir melezlenme olarak kavrıyor Soldan. Orta sınıf hayallerini süsleyen teknoloji ürünlerine sahip olmakla modern olunamayacağının, teknolojinin uyandırdığı hayranlıkla kurulan ideolojik hegemonyanın nerelere varacağının farkındalığıyla bir direniş kültürü yaratmaya davet ediyor.

Bu daveti edebiyatın içinden yapmanın en güç yanı bu kadar çok teknolojik kavram ve sözcüğü edebi bir dile katmak. Soldan hiç zorlanmadan başarmış bunu. Özellikle “Playground” adlı bilgisayar oyunu sayesinde çok şaşırtıcı bir atmosfere bürünen hikayeyi yedi ana karakter ve kimisi güvenilmez, kimisi kırgın, kimisi öfkeli, kimisi intikam duygularıyla dolu yedi farklı bakış açısıyla aktarıyor. Ayrı yollardan ilerleyen bireysel hikayelerin her bir kesişmesiyle yeni bir ivme kazanan “Turing’in Hezeyanı”, Latin Amerika edebiyatının geleceğini temsil eden güzel ve önemli bir roman.

  • Turing’in Hezeyanı
  • Yazar: Edmundo Paz Soldán
  • Çeviri: Zeynep Öztekin Yıldırım
  • Türü: Polisiye
  • Baskı Yılı: Şubat 2012
  • Sayfa Sayısı: 288 Sayfa
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *