Polisiye Dosyası: “Henning Mankell’in Vedası”

Ömer Türkeş’ten polisiye önerileri…

Son yıllarda sıklıkla söz ediyoruz İskandinav polisiyelerinden. Bunda Stig Larsson’un “Ejderha Döğmeli Kız” üçlemesinin önemli bir payı olmasına rağmen polisiye severler için İskandinav polisiyelerinin en büyük yazarı Henning Mankell’dir. Ve Hening Mankell deyince aklımıza gelen Kurt Wallender’dir.

 
KitapEki
KitapEki

Henning Mankell 3 Şubat 1948’de İsveç’in kuzeyindeki Härjedalen’de doğdu. On yedi yaşında Stockholm’e giderek Riks Tiyatrosu’nda yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1968’de yönetmenliğe, yazarlığa ve siyasete adım attı. Sosyalist bir aktivist olarak Vietnam Savaşına, Güney Afrika’nın apartheid rejimine ve Portekiz’in Mozambik sömürge savaşına karşı eylemlerde yer aldı. 1970’lerde Norveç’e taşındı ve Norveç Komünist Emek Partisi’ne destek verdi. İlk romanı “Bergsprängaren”(“The Rock Blast”) 1973’da yayımlandı. 1985’te Maputo’da bir tiyatro topluluğu kurmak üzere aldığı davet sonucu gittiği Mozambik ikinci vatanı haline geldi. 1991-2009 yılları arasında yazdığı, kahramanı Komiser Wallander olan polisiye romanlarla dünya çapında ün kazandı. Bunların yanı sıra Afrika’da geçen romanlar, tiyatro oyunları, çocuk ve gençlere yönelik kitaplar da yazdı. 2001’de İsveç’te kendi yayınevi Leopard Förlag’ı kuran Mankell, yılın yarısından çoğunu geçirdiği Maputo’da Teatro Avenida’nın da yöneticiliğini yapıyor. 1973 yılından bu yana yazdıkları kitapları kırk bir ülkede kırk milyon satış satış rakamına ulaştı, çok sayıda ödüle değer görüldü. Wallander dizisini 2009 yılında yayımlanan “Huzursuz Adam”la noktalayan Henning Mankell, 2015 yılında hayata veda etmişti.

Güzel bir başlangıcı vardı Wallander serisinin, birbirinden güzel romanlarla sürdü. Ancak öyle bir final hazırlamıştı ki Mankell, hepsini gölgede bıraktı. “Huzursuz Adam”da Kurt Wallander’in vedası muhteşem ama bir o kadar da hüzünlü olmuştu; …

Wallander’in Notlarından

Bu, politik gerçeklerin hikâyesidir; bu, doğrularla yalanların birbirinden ayırt edilemediği, hiçbir şeyin açıkça belirgin olmadığı bataklık sularında yapılan bir yolculuğun hikâyesidir.”

Gerçekten de baltık denizinin karanlık sularında yıllar önce meydana gelmiş olayların peşine düşüyor Wallander. 80’li yıllarda İsveç kıyılarında karaya oturan Sovyet denizaltısı vakasını hatırlıyor musunuz? Mankell “Huzursuz Adam”daki cinayet ve casusluk kurgusunun tarihi o yıllara uzanıyor. İsveç’in siyasi açıdan yönünü belirlemekte zorlandığı, ülkenin Sovyet ve ABD istihbaratlarının çatışma alanına döndüğü, casusluk skandallarının patladığı bir dönemin izini günümüze kadar süren Mankell İsveç tarihini ve toplumunu sorguluyor. Elbette Wallander’in gözleriyle…

Artık altmışına merdiven dayamış Wallaner. Yvstad kıralındaki evinde, köpeği ile birlikte emeklilik günlerinin geldiğinin, aslında ölümün yaklaştığının farkındalığıyla, melankolik bir ruh hali içinde yaşıyor. Kızının hamile olduğunu öğrenmenin sevinciyle kızının sevgilisinin ailesi ile tanışmaya razı olur. Üst sınıftandır aile. Damat adayının babası Hakan von Enke, İsveç Deniz Kuvvetleri’nden emekli bir komutan ve denizaltı avlayan, hem denizaltı, hem de su üstü gemilerinin kumandanlığını yapan bir adam. Annesi Louise ise sevimli bir emekli öğretmen. Bir süre sonra Hakan von Enke geçmişte katıldığı bir denizaltı operasyonunda tuhaf durumlar yaşandığını, bunun vatana ihanet suçu anlamına geldiğini, konuyu Olaf Palme’ye intikal ettirdiğini, bunun üzerine meslektaşları ve askeri yetkiller tarafından dışlandığını söyler. Bir kaç gün sonra ise ansızın ortadan kaybolur. O sıralarda mecburi izne çıkarılmış Wallander, kızının hatırına olayı araştırmaya başlar. Ne var ki bir kaç hafta sonra Louise de sırra kadem basacaktır. Stockholm polis şefiyle işbirliği içinde soruşturmaya dahil olan Wallander attığı her adımda zeminin ne kadar kaygan, görünenlerin olanların ne kadar yanıltıcı olduğunu fark edecektir. 80’li yıllardaki casusuluk faaliyeti hala devam etmektedir..

Sona gelindiğinde olaylar şaşırtıcı, hatta ürkütücü bir çözüme ulaşır. Wallander için yazmanın zamanı gelmiştir; “Bütün düşüncelerini ve notlarını toplamış, salondaki duvarlardan birine not yapıştırma sistemi geliştirmişti.(..) Kısa bir süre sonra yapmakta olduğu şeyin aslında ne anlama geldiğini fark etti. Aslında bunları yazarak Hakan von Enke’yi olduğu kadar kendisini, yani kendi hayatını da anlatıyordu(…) yazdığı şeyin aslında “bir hayat hikâyesi”, bir vasiyet olduğuna o sabah iyice kani olmuştu. Kendi hayatı böyle geçmişti işte. Bir on ya da on beş yıl daha yaşasa pek fazla değişen bir şey olmayacaktı. Ama gerçekten kendisi de merak ediyordu: Gerçekten emekli olduktan sonra ne yapacaktı?”

Wallander’in hesaplaşması üzerinden birey, siyaset ve toplum sorgulaması yapmış Mankell. İsveç dış politikasını yerden yere vurmuş. Ama polisiye severler için artık bunun önemi yok; çünkü “bundan sonra artık daha ötesi yok. Kurt Wallander’in hikâyesi burada bitiyor, kesin olarak ve sonsuza kadar. Ömrünün geri kalan yılları, on veya belki daha fazla, onun kendisine ait olan yıllar. Kendisine, Linda’ya ve Klara’ya; başka kimseye değil.”

Wallander Poliyeleri

Mankell ilk Wallander macerasını 1991 yılında yazmış, roman İngilizceye 1997’de, Türkçeye 2000 yılında “Ölümün Karanlık Yüzü” adıyla çevrilmişti. 2009 yılında yazılan “Husursuz Adam”la tamamı on romanlık dizi sona erdi. Orijinali on sekiz yıla yayılan dizinin türkçeleştirilmesi de onüç yılda tamamlandı. Dile kolay, onüç yıldır birlikte olduğumuz bir roman kahramanına veda ettik.

Henning Mankell Afrika’dan döndüğünde ülkesi İsveç’te yabancı düşmanlığını yükseldiğini görmüş, rahatsızlık duymuş ve bir entelektüel olarak duru sürecin ürünüydü ve ilk macerası “Ölümün Karanlık Yüzü”nde hikayenin ana teması yabancı düşmanlığıydı. Serinin diğer romanlarında da bu tema sürekli hissettirdi kendisini. Ancak siyasi meseleler çeşitlendi, hatta uluslarası meseleler diziye taşındı. Oysa Wallander dizisi küçük bir İsveç kasabası olan Ystad’da geçiyordu. Buna rağmen Mankell, çok başarılı manevralarla suçu yerelin sınırların dışına taşımayı bildi. Suç önce İsveç’e, oradan dünyanın başka köşelerine yayıldı. Bu tam da Mandel’in polisiye romanlarla kapitalizmin tarihinin birlikteliği tezine uygundur. Küreselleşen dünyada suç da küreselleşmiştir.

Kurt Wallander dizisi “polis işlemlerine ağırlık veren” türdedir ve Wallander örgütlü suça karşı örgütlü polis gücünün bir parçasıdır. Wallander karakteri küreselleşmiş dünyanın, 1990’lı yılların azgınlaşmış bireyciliğinin ve bunun türevi olan toplumsal yolaşmanın hala ahlak sahibi olan bir insanda yaptığı yıkımın izlerini taşır. Babası parasız bir ressam, annesi evlerde temizliğe giden bir işçi. Zenginlere karşı içgüdüsel bir refleksi var Wallander’in. Onun bu refleksi solcu, muhalif, aktivist Henning Menkell romanlarında sınıfsal tavrı sürekli kılıyor. Romanlarında İsveç’in yakın tarihine, 68 isyanına sıklıkla göndermelerde bulunur. Bakış açısı içinse kısaca “political correct” diyebilirim.

İlk macerasında -1991’de- kırk iki yaşındaydı, karısı tarafından terk edilmiş, alkol bağımlılığın eşiğinde, öfkeli ve yalnız bir adamdı. Yalnızlığının müsebbibi biraz da kendisi. İşinden ne ailesine ne yakınlara ayıracak zaman bulamayan Wallander, bir anlamda eski moda bir insandır . Acıma, adalet ve beraberlik gibi eskimiş sayılan şeylere inanıyor. Ancak Wallander tipinin bu kadar sevilmesinin nedeni –Mankell’in deyişiyle- değişme özelliği; “dördüncü kitaptaki Wallander, birinci kitaptakinin aynısı değildir. Bir romanın 30. sayfasındaki Wallander ile 400. Sayfasındaki Wallander de farklıdır. Wallander, sizin gibi, benim gibi sürekli değişir. Bu onu canlı yapar. Bu yönüyle Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot’den ayrılır. Onlar hep aynı kalır. Bunlar stereotip karakterlerdir. Ancak bir roman karakterin canlı görünmesi için değişmek zorundadır.”

Wallander ile birlikte çevresindeki insanlar, hatta toplumuyla, siyaseti ekonomisi, hayat koşullarıyla İsveç de değişir. Mesela kızı Lisa ergenikten çıkıp babasının yanında işe başlamış, yaşlı babası ölmüş, ekibinden ayrılanlar olmuş ve İsveç giderek daha çekilmez bir hal almıştır. Bütün bunlara –tıpkı her bir macerası gibi- ağır ağır ilerler. Sona, yani “Huzursuz Adam”a geldiğimizde dizi boyunca Wallander’in hayatına karışan bütün karakterlerin hayat çemberi kapanacak, on ciltlik hikaye tamamlanacaktır. Okuyucu Wallander ve ekibi ile birlikte hem hikayeyi hem değişimi sindirecek fırsatı bulmuştur. Mevsime de ayak uydururuz. “Kurşun rengi gökler, dondurucu soğuk, kasvet, aman vermez bir ciddiyet ve şiddet” mükemmel bir polisiye atmosfer yaratır. Bu atmosferin önünde görüp geçirdikleriyle filojoflaşmış Wallander “katil kim?” olduğundan ziyade katili suça sevk eden nedenleri araştıracaktır. Asıl araştırdığı hayattır.

Daha önce de pek çok detektif serisinin final bölümünü okumuştum, ancak hiç biri böylesine etkileyici değildi. “Huzursuz Adam” unutulmaz bir dizi finali. Kuşkusuz Wallanderi özleyeceğiz ama umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Mankell bu dizi dışında da polisiye metinler üretmiş, hatta “Ayazdan Sonra”da soruşturmacı rolüne Wallander’in kızını yerleştirmişti. Artık Henning Mankell’in Wallandersiz polisiyelerini bekleyeceğiz.

  • HUZURSUZ ADAM
  • Yazar: Henning Mankell
  • Çeviren: Seda Hauser
  • Altın Kitaplar
  • 2013, 544 sayfa

Kitap Eki Dergisi

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

A. Ömer Türkeş

Önceki Yazı

Tante Rosa Okumaları

Sonraki Yazı

Yazarlar ve Sanatçılar Kakava Festivali’nde Buluştu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *