Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Polisiye Dosyası; “İstisna”

0

Danimarkalı yazar Christian Jungersen’e dünya çapında ün sağlayan “İstisna” öncelikle şaşırtıcı, rahatsız edici ve okuyucuyu iç hesaplaşmaya davet eden bir anlatı.

Jurgensen psikolojik gerilime ağırlık vererek sıradan insanı akıl almaz davranışlara sürükleyen dürtüleri deşiyor.

1962 yılında Kopenhag’da doğan Jurgensen Roskilde Universitesi’nde iletişim eğitimini ve sosyoloji yüksek lisansını bitirdikten sonra -hiç biri sahnelenmeyen- senaryolar yazdı, metin yazarı, TV senaryo danışmanı ve film öğretmenliği gibi işlerde çalıştı. İlk romanı “Undergrowth” (1999) eleştirmenler tarafından beğenilmekle kalmadı, Danimarka En İyi İlk Roman ödülünü de değer görüldü ve ulusal çok satanlar listesine girdi. Başarısı Jungersen’e Danimarka Sanat Vakfı’nın verdiği üç yıllık yazarlık bursunu da kazandırmıştı. Böylece ona büyük bir başarı getiren ikinci romanı “İstisna”ya başladı. “İstisna” 2004 Ekim ayında yayınlanmasından sonra, Danimarka çok satanlar listesinde tam 18 ay ilk sırada kalarak başka hiç bir romanın erişemediği bir başarıyı yakaladı. Yirmiden fazla dile çevrildi, çok sayıda ödülün sahibi oldu. Son romanı “You Disappear” (2012) ile başarısını sürdüren Jungersen halen Akdeniz’de, Malta adasında yaşıyor.

Cinnet

Hikaye Kopenhag’da bir soykırım bilgi merkezinde çalışan dört kadın (Iben, Malena, Camilla ve Anne-Lise) ve aralarındaki ilişki etrafında kurgulanmış. Dışarıdan bakıldığında bilgi merkezinde çok insani, medeni ve demokratik bir düzen görüyoruz. Ne var ki kadınların görevlerindeki farklılıklar gizli bir hiyerarşi yaratmış. Iben ve Malena -eğitimleri ve hazırladıkları raporlar nedeniyle- sekreterya işlerini yüklenen Camilla ve aralarına yeni katılan kütüphane sorumlusu Anne-Lisa’nın üzerindeler. Adı konmamış bu eşitsiz ilişkiler önce Iben’e, ardından Malena’ya gelen tehdit mektupları sonrasında bir anda bütün çıplaklığı ile görünürlük kazanıyor.

Dört kadın ilk başta, merkezin yayınları için kaleme aldıkları yazılarda konu ettikleri Mirko Zigic adlı bir Sırp savaş suçlusu tarafından izlendiklerinden şüpheleniyor. Onların şüpheleri anlatıyı savaş suçlarına yönlendiriyor. Bilgi merkezi tarafından hazırlanan raporlar aracılığıyla sıradan insanları birer ölüm makinesine, kendi halindeki aile babalarını kadınlara tecavüz eden hayvanlara, komşuyu komşuya düşman eden dinamiklere tanık oluyoruz. İşte Iben’in yazdıklarından kısa bir özet;

Barzan Aziz hakkında yazmıştı; bir evin teras katında yaşayan, o kara sakallı, ufak tefek dişçi, en azından 120 Kürdü tek başına öldüren adam- çoğunu, boğazlarına çelik tel geçirip boğarak, geri kalanını da kafalarına çivi çakarak öldürmüştü. Daha evvelden de Irak‘a bir sürü gazeteciyi ve entellektüeli böyle öldürmüş. Sonra Romulus Tokay hakkında yazmıştı, Romanyalı eski bir gizli polis; bir buçuk yaşından itibaren öksüzler evinde yaşamış, öğretmenlerinden birini öldürüp Kolombiya’ya kaçmış, orada da sayısız insanı tepetaklak ağaca asıp, başlarının tam altında ateş yakarak öldürmeyi kendine iş edinmiş. George Bokan hakkında da bir yazı yazmıştı; ABD’de büyümüş, kolejde okurken A takımında futbol oynarmış, ama sonra 90‘ların başında savaş patlayınca Sırbistan’a geri dönmüş, ve orada savaş süresince özel nişancılar yetiştirmiş, sonra bu nişancılar 100’er kişilik kıtalar halinde Saraybosna’nın civarındaki tepelerde pusu kurup masum sivilleri vurup öldürmekle görevlendirilmiş. Ayrıca, Najo Silvano, Bertem Ygar, William Hamye ve bir sürü başka soykırımcı hakkında tanık ifadeleri de koymuştu websitesine, bu adamların da ellerine de yüzbinlerce insanın kanı bulaşmıştı. Ve sonra, muhtelif askeri birlikleri ve askeri rejimleri alenen suçlayan yazılarını da unutmaması lazım, ve sonra etrafına koca bir muhafız ordusunu alıp, kendini bulutların üzerinde, dev gibi gören diktatörler hakkında.

Ancak, ilk şoku atlattıktan sonra Mirko Zigic tehlikesi önemsenmeyecektir. Iben ve Malena’ya göre asıl tehdit hemen yakınlarında, ofisin içindedir. Merkeze geldiğinden beri yakınlık kurmadıkları Anne-Lise’den şüphelenirler. Kadınların arasında önceden de gergin olan tansiyon giderek yükselir. Buna karşılık tehtidler sürmektedir. Öyle bir an gelir ki her biri kendini zanlı konumunda buluverir. İşlenen bir cinayet merkezi tam bir cinnet ortamına sürükleyecektir…

Dışlama, Ayrımcılık ve İmha

İnsanın insana karşı işlediği suçları araştıran bir kurumla bu suçların işlendiği savaş alanları arasında mekik dokuyan bir hikaye okuyoruz. İlk bakışta birbiriyle tam bir karşıtlık içeren bu iki ortamın benzer dinamiklere sahip olduğu yavaş yavaş anlaşılıyor. Jurgensen kurduğu paralellik sayesinde insandaki karanlık dürtüleri açığa çıkarmayı hedeflemiş. İş dünyasını bir muharebe alanına dönüştürmüş. Ancak hiç de abartılı değil; alt-üst ilişkisinin, rekabetin, işini kaybetme korkusunun, yükselme hırsının bulunduğu her ortamda -orduda, devlet dairelerinde, siyasi kurumlarda, hastanelerde, okullarda, sivil toplum kuruluşlarında, hatta ailede- zaman zaman şiddete kadar varan ayrımcılığa, dışlamaya, mobinge tanık olan okuyucular için “İstisna”da çizilen tablo şaşırtıcı olmayacak. Şaşırtıcı olan yaşanan ve kanıksanan bu durumun soykırım suçlarıyla birlikte ele alınması. Kadınların çalıştıkları yerin soykırım bilgi merkezi olması kuşkusuz çelişkiyi derinleştiriyor.

Yaptıkları iş öfkeleri mantıklarına ve sağduyularına galip gelen insanlar hakkında bilgi toplayıp, bilgi vermek, sırf hislerle hareket etmenin sonucu ortaya çıkan trajedileri araştırmak. Peki ama kendileri hislerine hakim olamazken başkalarının suçlarını nasıl değerlendirecekler? Ya da merkez, enstitü, daire, bunların üst düzey yetkilileri ve saire arasında süregelen entrikalar ve güç savaşları bildiğimiz savaşlardan daha mı insani? Christian Jurgensen “İstisna”da bu soruların yanıtını ararken kötülüğün her yerde olduğunu hatırlatıyor. Her toplumda, her kültüre de, her insanda her an su yüzüne çıkmaya hazır bir kötülük bu. Kötülük şu anda üçüncü dünya ülkelerinde, mesela Irak’ta, Suriye’de, Rojawa’da işbaşında. Ne var ki bir toplumun ‘yeryüzünden silinmesi’ teması sırf İncil’de tam yirmi yedi kere geçtiğine göre soykırım olgusu Batı kültürünün ayrılmaz bir parçası değil mi?.

İç savaşlar ve soykırımlarla bireyin içindeki kötülük arasında paralellik kurarken savaş suçlarını insan doğasına bağlamak ve hafifletmek hatasına düşmemiş Jurgensen; tersine, deştikçe deşiyor kötülüğü, teşhir ediyor. Televizyonlarda kayıtsızlıkla izlediğimiz izlediğimiz o dehşet verici görüntülerinin gündelik hayatımızda bir karşılığı olduğunu anlıyoruz. Bir anlamda günümüzün bireyselciliğinin politik eleştirisini yapan “İstisna” iktisadi gelişmenin sağladığı refaha yaslanmış, sterilize bir hayat süren, uzak coğrafyalardaki cinneti andıran savaşlara şaşkınlıkla bakan insanların hiç de korunaklı bir hayat sürdürmediğini hatırlatıyor. Kötülük uzaklarda bir yerlerde değil, içimizde, yanı başımızda. Orta sınıfların işsizlik ve gelecek kaygıları ile tedirgin hale gelmeleri kıskançlık ve rekabet duygularını kamçılıyor. Bu rekabetçi, eşitliksiz, ayrımcı toplumsal yaşantıda kötülük dediğimiz durum her an ortaya çıkmaya hazır.

İnsanın hayvanlaştırılması diyebilirsiniz. Jurgensen buna roman içinde bir yanıt vermiş; “Hayır, tabiiki hayvanlara benzemiyoruz. İnsanlarda, birbirine edilen kötülük sınıfına soktuğumuz şeyler hayvanlarda olduğu gibi yalnızca yiyecek ve çifleşecek eş bulmak için olmuyor. Durum bizde daha karmaşık. Bizim hem savaş ve öldür düğmelerimiz var, hem de sev, iyi davran düğmelerimiz. Ve bizler bu düğmelerin ne nerede olduğunu sezebiliyoruz, ne onlara kimlerin bastığını, ne de hangisinin ne zaman davranışımıza tetiklediğini!

Ele aldığı meselelerin rahatsız edici olduğunu söylemiştim. Jurgensen bu rahatsızlığı psikolojik gerilim unsurunu sonuna dek kullanarak daha da endişe verici bir hale getirmiş. İlk tehdit mektubunun gelmesinden final sahnesine kadar entrika ve gerilimin hiç eksilmediği, şüpheli konumunun sürekli yer değiştirdiği, insan ve mekan çizimlerinin gerilimi tırmandırdığı, belleklerde iz bırakacak bir roman.

  • İstisna
  • Yazar: Christian Jungersen
  • Çeviri: Nur Beler
  • Türü: Polisiye
  • Baskı Yılı: 2014
  • Sayfa Sayısı: 736 Sayfa
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *