KitapEki
    SANATÇI ONAY AKBAŞ RETROSPEKTİFİ İŞ SANAT-KİBELE GALERİ’DE… • Kitap Eki
 
TUDEM
 
DESTEK

SANATÇI ONAY AKBAŞ RETROSPEKTİFİ İŞ SANAT-KİBELE GALERİ’DE…

sevgili arkadaşımız onay akbaş çok özel bir sanatçı… etkinliklerde de birlikte olduğum yakın arkadaşlarımdan meral demir ile iş sanat kibele galeri’deki resim sergisini; daha doğrusu “onay akbaş retrospektifi”ni gezdik.

onay akbaş, renklerini yan yana atarken onların içinde yer yer bilerek bıraktığı tamamlanmamışlıkla, yer yer dalgalar şeklinde büyüyen evrenin sonsuzluğunu aktarışıyla ve her ne olursa olsun hareketin gücünü anlatan ve hep illâ bir felsefesi olan resimler yapan bir sanatçı… kendi figürlerini oluşturmuş zaman içinde. rengarenk bir zeminde kuklalar ile vermiş insan ögesini. hem hareket var bu kuklalarda, hem durağan gibiler… en çok renklerin neredeyse birbiri içinde gibi duran armonisi etkiledi bizi. geniş, ferah bir atmosfer içinde doya doya gezdik inceledik. öyle bir ara zaman bulduğumuzda değil, bu ziyarete özel zaman ayırıp gitmiştik. gezerken hem resimlerin keyfine vardık, hem bu kıymetli sanatçının arkadaşımız olmasının…

 
KitapEki
Say Yayıncılık


o kadar çok tema iç içe geçmişti ki sergide; kilidini boynunda taşırken anahtarını elinde taşıyan adamın ironisi mi desem, kum saati bünyesinde bir yandan ucu kadeh oluveren o spiral döngüde aşağı düşmemeye çalışan adamların yüz ifadeleri mi. zamanın bizi harcayıp gitmesine direnemeyen canlılar oluşumuz belki. belki tam da ölüm olgusu bir yanıyla… ya da; bir karadeniz meydanında çamaşır yıkayan kadınlarla birlikte
van gogh’u düşünün. ve bunun bir film seti olduğu kurgusunu… hangi birisini yazayım bilemedim ki o kadar çok emek ve eser bir arada ki. sanatçının yaşamı boyunca biriktirdiği her türlü üretim orada. ve itiraf etmeliyim ki çalışkan bir sanatçı var karşımızda… onay akbaş’ın aslında sadece bin eskizi olduğunu düşünürsek belki bundan sonraki hayali sırf o eskizlerden oluşacak bir sergi olabilir. bu kadar genç yaşına rağmen retrospektifi hazırlanan bir sanatçı için hazırlanan bu dev serginin tanığı olmak, kendisiyle tam da o atmosferde sohbet edebilmek pek derin bir haz verdi bize.sevgili onay pek çoğunun hikâyesini anlattı bize… bu hikâyeler de resimler kadar etkiledi, diyebilirim… hemen, ki nasıl etkilendiysem; en olmayacak yerden geldi aklıma ilk örnek. bir bok böceğinin yaşamsal döngüsünü anlattığı resimler geldi aklıma. bizi o kadar etkiledi ki bok böceği olmayı istedi canımız desem yeri. bok böceklerinin doğada yerine getirdiği işlev açısından, yeniden üretim biçimindeki hassas denge insanı hayrete düşürecek kadar incelenesi… hâl böyle olunca, tatlı tatlı gülüştük bok böceği resimlerinin başında. ve insanın bütün içindeki yerini konuştuk aslında. belki de insana rağmen yaşamaya çalışan doğayı konuştuk. ya da insan ögesi eksilse nasıl rahat süreceğini dünya yolculuğunun. ve belki de insan doğayı yok etmek için bile yeterince güçlü değil… işin burası konuşulmadı muhabbette, ama bunu fark ettim bir yandan da içimden.

 

sizlerle de paylaşmak isterim; sergi salonunda bulunan anı defterine şöyle not düştüm: “sevgili onay; renkler içimizden geçer yaşamdan önce. sonrasında buluruz yaşamdaki karşılıklarını ve insan eğer kendini yücelttiği yerde şöyle bir durup kendiyle yüzleşebilseydi ne çok renk içinde tutunabileceği bir dünyada olduğunu görürdü. doğanın koynundaki kendi rengini, ne artı, ne eksi anlamlar yüklemeden… işte resimlerinde kuklalar şeklinde eklektik duran insan motiflerinde bu müthiş ironiyi ve dikkat çektirişi gördüm, yer yer bilerek yarım bırakılmışlık, yer yer dalga dalga genişleyen bir halka, yer yer sorgu, yer yer soru işareti, yer yer ünlem… anahtarın kilidi yaktığı çevrimiçi resimler… hayatın neresinden bir parantez tutsak orada belirginleşen o kadar çok, o kadar çok felsefe ve emek… çerçevesini kıran bir sergi “kıyısız dalgalar”. gelip bir parçası olmaktan, gözlerimizle, belleğimizle, sizinle ve resimlerinizle temas etmekten, yaşamınızın film şeridinde bir kare olmaktan çok mutlu olduk.”

aklıma gelmişken bu noktada hemen söylemek isterim; sanatın sarmalayan renklerini anlatan on beş dakikalık filmi de izlemeden çıkmayın derim sergiden. doğanın renkleri ile sanatçı hakkındaki tanıklıkları o kadar rahat geçişlerle kaynaştırmış ki yönetmen, sevgili onay’ın sanatında gördüğüm etkiyi nasıl cümlelere dökerim derken beni etkileyen püf noktasını filmde keşfettim diyebilirim. doğa içinde renklerin göz alabildiğince canlı oluşundaki çarpıcılığa karşın, insanın kendi yarattığı sorunsallar yüzünden tam da o doğallık içindeki uyumsuzluğunu anlatıyordu onay bana göre resimlerinde. ve bunu bana filmde dipte akan benzer kurgu fark ettirdi. ben böyle dile dökülemeyen yerden bize geçen dip anlatımları çok seviyorum, birisi söze söylemiyor, kendiniz çözüyorsunuz bir bilmece çözer gibi… bu sebeple olsa gerek, garip bir heyecan veriyor bana bu aktarım biçimi… ki söylemezsem olmaz; sevgili onay akbaş’ın doğa içinde çekilmiş görüntüleri de gerçekten etkileyici. Bu kısa filmi özer özsarı ve ali ozan akın hazırlamışlar. bu bilgiyi vermeyi önemli buldum. gidip filmi izlediğinizde söylemek istediğim, göreceksiniz daha iyi yerine oturacak. arada bir bağlama ögesi değil, kaynaşma ögesi olarak akış sağlayan görüntüler pek çok yerde dronlarla çekilmiş. ve bu güzel görüntüler biter bitmez filmi bir kez daha izleme isteği uyandırıyor insanda. genelde kişiyi zumlayan ve tanıtım amaçlı bu tür belgeselleri bilgilenim amaçlı izleriz. bittiğinde tekrar izleme isteği oluşmaz bilirsiniz, insanda.  bu açıdan da oldukça ilgimi çekti film.

film içinde anlatımlarının yanı sıra pek çok kıymetli yazar, tanık oldukları otuz beş sanat yılını yazmışlar onay akbaş için hazırlanan özel kitapta. sergi 5 mayıs’a kadar levent iş sanat-kibele galeri’de hafta içi saat 19’a kadar gezilebilir, benden demesi… ama ben pek de son güne bırakmayın, tadını çıkara çıkara gezin derim.

Aynur Uluç

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor." aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta. kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler. temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.

Read Previous

Suat Duman’ın yeni romanı Rakun raflarda!

Read Next

Gitmek Ama Varamamak, Uçmak Ama Konamamak

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *