TUDEM
 
DESTEK

Sırt Çantasında Üç Kitap ile Bir Şairin İzinden Macaristan Toprakları

Faba Kahve

Yeni bir şehrin sokaklarını bir şair şehir ilişkisi üzerinden adımlamayı severim. Yani o sokakları gezerken mutlaka bir şair yoldaşım olur. Bu nedenle de şehrin şair tarafından bir yaşanmışlığı olması gerekir.

İlk kez gidilecek ve görülecek bir şehir veya bir yer için önceden öğrenmek için bir takım araştırmalar yapılır. Günümüzde teknolojinin faydalarından yararlanarak kolay bir şekilde internet üzerinden bilgi sahibi olunur. Ya da klasik ama daha güzel bir yöntem olan kitaplar üzerinden o şehrin sırları çözülmeye çalışılır. Genelde o şehri bir konu üzerinden keşfetmekte yarar vardır. Örneğin ben şehrin sokaklarını bir şair şehir ilişkisi üzerinden adımlamayı severim. Yani o sokakları gezerken mutlaka bir şair yoldaşım olur. Bu nedenle de şehrin şair tarafından bir yaşanmışlığı olması gerekir. Yürüdüğü yolları, konuştuğu insanları, tattığı yemekleri, gördüklerini yazmış olmalı ki tüm bunlar size o şehirde rehber olsun. Tabi ki dizeleriyle beraberde yoldaş… Her ne kadar yolculukların başında hangi şair ile yoldaşlık yapacağım diye düşünsem de genelde yoldaşım Nazım Hikmet oluyor. Neden Nazım Hikmet oluyor? Sorusunun yanıtı ise şöyle; Nazım Hikmet her ne kadar yaşamının yaklaşık 12 yıl 7 ayını hapishanede yani içeride geçirmiş olsa da özgürlüğünü kazandıktan sonra yaşamının büyük bir kısmı değişik şehirlere seyahatlerle geçti. Bunun nedeni bir kaçış değil! Aksine insanlarla buluşmak beraber olmak içindi. Bu seyahatler çeşitli sivil örgütlerin, Komünist partilerin davet etmeleri veya aldığı çeşitli ödüller nedeniyle gerçekleşti. Örneğin Dünya Barış Konseyinin bir üyesi olarak Viyana’ya, Bulgaristan Komünist Partisinin davetlisi olarak Sofya’ya, Dünya Gençlik Festivali için Berlin’e, Uluslararası Barış ödülü almak için ise Prag’a yolculuklar gerçekleştirdi. Burada yaşadıklarını da şiir ve düz yazı olarak kaleme aldı. Nazım’ın bu kadar çok yaptığı seyahatlerde benim onu yoldaş olarak tercih etmemde en büyük etmen oluyor. Nazım Hikmet’in seyahat ettiği şehirlerden biri de Macaristan’ın başkenti Budapeşte’dir. 1955’te radyoda yaptığı konuşmada şöyle diyor. ”Macar insanları benim insanlarıma çok benziyor. Onun için Macaristan’a geldiğim zaman biraz da memleketimin güzelliğini, hayırlı günlerini görür gibi oluyorum.” Bu satırlardan da anlaşılacağı gibi Budapeşte şehrinde Nazım Hikmet’in izini süreceğiz. Bunun için sırt çantama aldığım ilk kitabın adı “Kavanozdaki Yürek” yazarı Selçuk Ülger.

 
KitapEki
KitapEki

Kavanozdaki Yürek

Kitabın adı zaten yazar Selçuk Ülger’in Budapeşte sokaklarındaki yoldaşı hakkında fazlasıyla ipucu veriyor. “Kavanozdaki Yürek” bilindiği gibi Nazım Hikmet’in şiirlerinden birisinin adıdır. Şiir Nazım Hikmet’in Budapeşte’deki kalp ve damar cerrahisi kliniğinde muayene olurken Doktor Littmann’ın masasındaki kavanozun içinde bir insan yüreği görür. Kavanozun üstünde “Csabai Janosne” yazıyordur. Bir kadın yüreği olduğunu öğrenir. Ve Macar kadından “Bayan Çabai Yanoş” diye bahsederek aşağıdaki şiiri yazar.

Şiirin hikâyesini öğrendik. Şimdi de yazar Selçuk Ülger’in ilginç hikâyesine de bir göz atalım.1969’da Kayseri İncesu’da doğan yazar. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesini bitirdikten sonra Almanya’ya gider. Orada çeşitli işlerde çalıştıktan sonra Frankfurt’ta taksi şoförlüğü yapmaya başlar. Halende bu şehirde taksi şoförlüğüne devam etmektedir. Edebiyata oldukça meraklı olan Ülger, özellikle Macar şair Attila Jozsef şiirlerinin hayranıdır. Öyle ki taksiye binen yolcu Attila Jozsef’i biliyor, hele de onun şiirlerinden ve şairden lafı açıp muhabbet ediyorsa Selçuk Ülger o yolcuya “ Attila Jozsef indirimi” uyguluyor. Şair Metin Demirtaş 1974’te “Militan” dergisinde “Attila Jozsef İle Tanışma “adlı şiirini Ülger ezberden biliyordur. Sonrasında Attila Jozsef üzerinden aralarında bir dostluk kurulur. Bu dostluk şair Demirtaş’ın ölümüne dek sürer. Selçuk Ülger Frankfurt’tan arabası ve oğlu ile Macaristan’a Attila Jozsef’in izini sürmek için yola çıkar. Macaristan topraklarına geldiğinde bu toprakların oldukça bereketli topraklar olduğunu keşfettiği şairlerden anlar. Yani bir şairin izini sürerken bir sürü şairin izini sürerken bulur kendini. Aslında bu kitabı en güzel yine yakın dostu şair Metin Demirtaş anlatmış; “Selçuk, bu kitabında, A.Jozsef’in şiirleriyle başlayan sıcak bir dostluğun onu şairin yurdu Macaristan’a götüren öyküsünü, yurdunun özgürlüğü uğruna 26 yaşında vurulup düşen ünlü şair Petöfi Şandor’un Macar ovalarında bıraktığı anılarını ve aşkını anlatıyor; bu seçkin şairlerin yürüdüğü yollardan geçiriyor bizi. Sonra, Puszta ovasında, geri dönüşlerle Enver Gökçe’yi anıyor. Genciyle, yaşlısıyla tüm Macarların, yurtsever şairlerinin büstleri önünde saygıyla eğilip çiçek sunuşlarını içlenerek seyrediyor. Ve ülkemizde başta Nazım Hikmet olmak üzere, yazar ve şairlerimizin hapislerde çürütülmesinden, öldürülmelerine, yakılmalarına değin çektirilen tüm çileleri anımsayarak, Petöfi’nin kaldığı hanın avlusunda ahşap bir masada, Macar insanının şairlerine gösterdiği saygıyı, sevgiyi Tokay şarabını yudumlayarak izliyor ve hüzünleniyor. Eğer Budapeşte’de Nazım’ın ayak izlerinden yürümek isterseniz, kitaba ad olan, Nazım’ın hasta ve yorgun yüreğinin sağaltımı için uğradığı sokakta yürüyecek yıllarda dünyaca ünlü bir kalp doktorunun odasında, masanın üstünde duran kavanozda gördüğü bir yüreğe yazdığı (belki bazılarının ilk kez okuyacağı) “Kavanozdaki Yürek ”şiiriyle ve şiirin sarsıcı öyküsüyle karşılaşacaksınız. Ayrıca Nazilerin 1944 yılında toplama kampı yolunda kurşuna dizdiği genç şair Mikloş Radnoti’nin paltosunun iç cebinde, kanıyla ıslanmış halde bulunan, Senar-Selçuk Ülger çevirisi olan son şiirlerinden biriyle tanışacaksınız. Kitabın bazı sayfalarında Ren kıyılarında dolaşacak, Ahmet Haşim’in bir güz günü hayranlıkla izlediği Taunus tepelerinde soluklanacaksınız. Nazım’ın, Fakir Baykurt’un tanıyıp çok sevdiği, köyünde küplerle şarap üretip gelene geçene tas tas buyur eden Gürcü şair Pridon Halvaşi’yi de, Anadolu insanının gölgesini taşıyan küçük şiiriyle tanıyıp seveceksiniz:

Çatıda yağmur
Ocakta ateş
Sepette muşmula
Bakraçta kaymak
Dileğim budur benim:
Evimiz ocağımız
Hep böyle kalsın

  • Kavanozdaki Yürek
  • Yazan: Selçuk Ülger
  • Kaynak Yayınları
  • 2014
  • 182 Sayfa

Nazım’ın “Macar Toprağı”

Selçuk Ülger Macaristan topraklarına doğru yola çıkarken sırt çantasına koyduğu ve yolculuk boyunca yanından hiç ayırmadığı en büyük rehberi olan Sunahan Develioğlu’nun “Nazım’ın Macar Toprağı” adlı kitabıdır.

Ekran Resmi 2016-05-18 02.22.47

Nazım Hikmet 1952-56 yılları arasında Macaristan’a bir düzineden fazla yolculuk yapmıştır. Bazı seneler dört kez bile gittiği olmuştur. Bu nedenle Budapeşte sokaklarında Nazım Hikmet’in izleri oldukça fazladır. İşte yazar Sunahan Develioğu bu izleri bulmak için yola koyulur. Öyle ki balayına bile eşi ile Budapeşte’ye giderler. Macaristan ve şiir sevdalısı Sunahan Develioğlu bu izleri Macar Türkolog Edit Tasnadi ile beraber araştırır. Bu dostluğun temelinde de yine Attila Joszef yatar. Yani şiir yani Attila Jozsef yani Nazım Hikmet yeni dostluklar yaratır. Beraber o yılların gazetelerini karıştırıp, Nazım ile tanışmış insanlarla görüşürler. Sonunda çok değerli belgelere canlı anılara ulaşırlar. Böylece değerli bir kitap ortaya çıkar. Bu kitapta Nazım Hikmet’in ilk kez yayımlanan birçok konuşması var. Budapeşte radyosunda yaptığı mülakatlar oldukça değerli bilgiler içermektedir. Radyoda yaptığı edebiyat konuşmalarının sayısı 19 konuşmadır. Bu konuşmalarda Orhan Veli, Sait Faik, Melih Cevdet, Oktay Rifat gibi Türk şiirinin isimlerini tanıtır. Nazım’ın ilk ziyaretinde uçaktan iner nereye gittiğinden tutunda nerelerde kalıp nerelerde Macar dostları ile oturup kadeh kaldırdığına kadar bilgiler, belgeler ve fotoğraflar var bu kitapta. Unutmadan uçaktan iner inmez ilk gittiği yer Gellert tepesindeki özgürlük anıtını ziyaret etmiştir. Ki bunu “Macar Toprağı” şiirindeki şu dizelerle dile getirir:

(…) Hoşça kal,
Götürüp koydum Gelert Tepesine
Senin kır çiçeklerini Macar toprağı
Kendi halkım adına (…)

Elbette bu anıtı ziyaret etmesi tesadüf değildi. Uzun yıllar süren hapis hayatında kendisine destek veren Macar halkına ve aydınlarına bir teşekkür idi. Doktor Littmann İmre’nin kliniğini, Margit adasında kaldığı oteli yine bu kitapta bulabilirsiniz. Bu kitaptaki en önemli ve n hoş sürpriz ise Sunahan Develioğlu’nun bize Nazım Hikmet’in daha önce bilinmeyen üç şiirini bulup bizlere sunması. Bu şiirler Macarcadan Türkçeye çevrilir. İşte bulunan üç şiirden bir tanesi “Nazım’ın Oğlu Mehmet Konuşuyor”

Sıradan, iyi Yürekli Fransız İnsanları,
Üç aylık küçük bir çocuğum,
Üç aylık küçük bir çocuk, büyük mavi gözleriyle…
Elim-ayağım henüz bir işe yaramıyor,
Ama öğrendim artık gülmeyi
Işığa, temiz gömleğe, sütun kokusuna doğru,
Yaşamayı seviyorum.
Hayatı o kadar kolay ve çabuk sevmeye başlıyoruz.
(…)

  • Nazım’ın “Macar Toprağı”
  • Sunahan Develioğlu
  • İletişim Yayınları
  • 2004
  • 208 Sayfa

Sırt çantamdaki üçüncü kitap nedir diye soracak olursanız. Nazım Hikmet şiirleri… Nazım Hikmet şiirlerini elbette yazmayacağım. Onların çoğunu zaten ezbere biliyoruz.

Hatta Kavanozdaki Yürek şiirini ezbere yazıyorum. 

KAVANOZDAKİ YÜREK

Doktor Litman İmre’nin masasında
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği
Birazcık kibirli, birazcık mahzun
Duruyor içinde bir kavanozun

Kayısı güllerinin arasında.
İncecik yarılmış ortasından
Yüreği Bayan Çabai Yanoş’un
Yarayı açan ne doktor? Neşter mi?
Yoksa hasretlik mi? Acı sözler mi?
Bir ağlayanı var mı, arkasından?

Otuzundaymış, baktım etikete
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği.
Evli miydi? Ne iş tutar Bay Yanoş?
Belki şimdi Rojakert’te oturmuş
Çekiyor akşamı seyrede ede.

Duruyor kavanozda çırılçıplak
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği
Bayan kaç kere böyle bir kaba
Reçel kaynatarak koydu acaba?
Elbet gazlı bezden değildi kapak.

Kendi gitmişse de içinde odanın
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği
Almış da onu karşısına doktor
Sırlarına ermeye çalışıyor
Belki bir damarın, belki bir sevdanın.

Akıllı bir doktorun masasında
Bayan Çabai Yanoş’unki gibi
Yüreğimiz, güllerin arasında
Bizlerden sonra da faydalı olsun
İçinde tertemiz bir kavanozun.

Kitap Eki Dergisi
Fatin Hazinedar
Latest posts by Fatin Hazinedar (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Fatin Hazinedar

15 Mart 1965 tarihinde Fatsa Bolaman’da ailenin üçüncü ve son numarası olarak doğdu. Orta öğrenimini Fatsa Bolaman’da tamamladı. 1987 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Metalurji Mühendisliği bölümünü bitirdi. Çocukluğu babasının manifatura dükkânındaki kumaşların, denizin ve fındık bahçelerinin içinde geçer. İleri de yazacağı şiirlerinde deniz imgesinin bolca oluşu şairin denizle büyümesinden kaynaklanmaktadır. Şiirleri başta Evrensel olmak üzere Adam Sanat, Milliyet Sanat, Düşlem, Poetik Us, Yeni Biçem, Mozaik, Yine Hişt gibi dergilerde yayımlanır. 1995 Yılında Rıfat Ilgaz Şiir ödülünde “Aşk-ı Salacak” adlı dosyası övgüye değer bulunur. Ayrıca çeşitli dergi ve gazetelerde de denemeleri çıkar. Kendi deyimiyle fındıkkabuğu ile yola çıktığı şiir denizinde kendisine Kerempe’den Rıfat Ilgaz feneri yol gösterir. Yanında Nazım Hikmet, Orhan Veli, Cemal Süreya gibi can simitleri vardır. Aşk-ı Salacak adlı Çınar Yayınları tarafından yayımlanmış bir şiir kitabı bulunmaktadır.

Read Previous

Polisiye Edebiyat ve Şeytan Tüyü Serüveni

Read Next

Man Booker ödülünü Güney Koreli yazar Hang Kang kazandı

3 Comments

  • Kaleminize sağlık… Sevgili Selçuk’un emeğini güzel değerlendirmişsiniz.. İçimiz açıldı.
    Alâettin Bahçekapılı “Bir Nâzım sevdalısı”

    • Hem sevgili Selçuk Ülger’in hem de Sunahan Develioğlu’nun kitapları gözden kaçırılmaması gereken kitaplar.İkisininde emeğine sağlık. Güzel sözleriniz için teşekkür ederim sayın Bahçekapılı.
      Not:Ben de bir Ataşehirli olarak çıkardığınız Ataşehir Dergisi için gösterdiğiniz fedakarlıklara teşekkür ederim.

      Fatin Hazinedar

  • Kaleminize sağlık… Sevgili Selçuk arkadaşın emeğini güzel değerlendirmişsiniz…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *