Tarhan Gürhan: “Benim gibi olanlara umut olmak istedim”

Yeni kitabı Uçurumu Koruyan Korkuluk’ta kişisel tarihinden notlarla aşka, ayrılığa, özleme dair konuşulması gereken her şeyi söyleyen Tarhan Gürhan’la yazarın hayatının yazıya ne kadar dahil olduğundan başlayıp yazı ve yaşam üzerine tekrar düşündüğümüz keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Tarhan Gürhan’ın Uçurumu Koruyan Korkuluk kitabı kendisini; insanî korkulardan arındırmış, çarpıcı bir yalınlık içinde ve neredeyse çıplak koyuyor okuyucunun karşısına… Öncelikle yazarımızı bu cesur eylemi için kutluyoruz.

  • Geçtiğimiz ay Karakarga Yayınları’ndan çıkan kitap, Gürhan’ın Alkoliçe serisinin devamı niteliğinde. Hâttâ güncelerin tarih sırasını takip edersek, bu ikilemenin devamı değil de ilki mi demeliyiz Uçurumu Koruyan Korkuluk için? 

Aslında devamı ya da ikincisi değil, tek bir kitaptı. Ancak İletişim Yayınları Alkoliçe’yi budadı resmen. Uçurumu Koruyan Korkuluk için Alkoliçe’nin bakiyesi diyebiliriz. Yirmi yıl sonra birbirlerini tamamladılar. Birbirlerine kavuştular.

TİMAŞ
TİMAŞ

“İnsan bir devletin yurttaşı olduğu kadar bir zamanın da yurttaşıdır.” der Schiller. 

İnsan başka türlü nasıl kendini göze alabilir? İşte uçurum da benim yurttaşı olduğum bir zamanın (bir yıl hemen her gün yazmışım bu zamanı) dökümü.

  • Sizin deyişinizle ‘aşk ve soruların alkolün içinde yüzdüğü’ bu kaleme alınmışlıklar, bir 20 yıl da ahşap bir kutunun içinde demlenmiş… Hangi duyguyla ve nedenlerle bu tabiri caizse kendi Pandora’nızın kutusunu açmaya karar verdiniz? 

Ayıldıktan sonra uzunca bir zaman aklıma bile gelmedi bu yazdıklarım. Çok dağınıktılar. Onları toparlamak fikri bile ürkütüyordu beni. Yazıldıklarından 12 yıl geçtikten sonra karar verdim paylaşmaya. “Gerçek çıplaktır, ama çıplağın altında, derisi yüzülmüş vardır.” diyor Paul Valery. Zor bir karardı. Çok şeffaftı yazdıklarım. Çıplak sokağa çıkmak gibi bir şey. Bunu göze aldım. Çünkü alkolün bana yaptıklarını birileri bilsin istedim. Çektiğim ıstırap paylaşarak azalır dedim. İçerkenki halimi dışarıdan görmek istedim. Benim gibi olanlara da bir umut olsun istedim. Kral çıplak demek gibi biraz da… 

İnsan ömrünü neye verirse o oluyor, çürük elmalar hariç. Edebiyat insanın kuytusudur. Bir ömür bu kuytuda nasıl geçer? Aşk ve umuttan başka ne var şu hayatta? Aşk içinde bir ömrü umut ediyorum. Bunun için açtım Pandora’mın Kutusu’nu. İçinden çıkanlar elbette çok kişisel… Ama alkoliklere çok tanıdık gelecektir.

  • Kitabınızın bir yerinde  ‘’Ben okuyucu için alkolle dezenfekte ettim bu günceleri, eğer okuyana kırıklar batarsa mikrop kapmasın diye…’’ diyorsunuz. Bu ilk bakışta kendine kapanmış gibi görünen metinleri okudukça, bir bakıyorsunuz gerçekten bir yerimize batmış; kâh güldürmüş, kâh kanatmış… Bu anlamda yazarın özelinin, okuyucunun özeliyle karışması ve onun için bambaşka bir pencere açması hakkında neler söylemek istersiniz?  

Deneme, günlük, açık, samimi, dertleşir gibi yazılan türlerdir. Okurla ahbaplık edersiniz. Eğer siz açık olursanız, okurunuz da size karşı açık olur kendi içinde. Tabii biz bunu bilemeyiz, göremeyiz. Ama geri dönüşlerden anlıyorum ki Alkoliçe bazı insanların başucu kitabı olmuş. Aslında öyle olacak bir kitap değil. Alkolik okurların bir kısmı bana ulaştı. Benden cesaret aldıklarını söylediler. Bazıları içki masalarında kitap kapağıyla fotoğraf çekip gönderdi. “Kapaktaki adam siz misiniz?” diye merak edenler oldu. 

Alkolizm ilerleyen ölümcül bir hastalık. Tedavisi yok. Ancak durdurabiliyorsunuz. Bunu yaptım. Ben ayıldıysam herkes ayılır diye düşündüm. Eğer bu iki kitabın da bir “misyon”u varsa o da budur. Bir kişiye ulaşması bile hayati önemdedir.

  • Sevgili Gürhan, kitaplarınızın isimleri de içinde yazanlar kadar çarpıcı oluyor ve içerik barındırıyor.  Örneğin geçtiğimiz bahar aylarında çıkan uykunun hâlleri üzerine edebi denemelerden oluşan Müstakil Eylem, bugün konuştuğumuz Uçurumu Koruyan Korkuluk ve ondan ayrı düşünemediğimiz Alkoliçe… Bu anlamda birkaç bağlantılı sorum olacak: Kitaplar baskıya girmeden mi tasarlıyorsunuz bu isimleri yoksa birdenbire mi ortaya çıkıyor? Kelimelerle oynama merakınız ya da başka bir deyişle edebiyatın tılsımlı değneğini kullanma becerinizden de biraz söz eder misiniz?

Ben önce ismi buluyorum. Çoğu yazar arkadaşım kitaplarını bitirdikten sonra koyuyorlar isimlerini. Ben ismi bulmamışsam o kitaba girişemiyorum. Takıntı gibi oldu bende bu durum. Herhangi bir metnin yazılabilir olması için, önce o fikri mükemmel anlatabilecek bir isme ihtiyacım var. Yoksa bir satır bile yazamam. Gençliğimde çok slogan yazdım, şiir yazdım, manşet attım. Reklam yazarlığı yaptım. Belki onların bir uzantısıdır bu isimler. İsim koymak çok keyifli bir süreç. Özgürlüğünüzün simgeleşmiş hali olarak kapakta yazacak. Belki de kitabın ilk repliği olacak. Reklam kokan isimleri sevmiyorum bu yüzden. 

  • Bir erkeğin gözünden aşkın ‘sırılsıklam’ yaşanış biçimlerini görmek de çok çarpıcı ve alışılmadık Uçurumu Koruyan Korkuluk’da. Kitapta hiç uçurumdan düşmeyen bir aşka olan inancınız da var.  Bu, kitabın alkolle kurduğu umutsuzluğu umuda sürüklüyor sürekli. Okuyucu yoruluyor bu takipten ama bu kovalamacaya o da tutuluyor bir nevi. Umuda varmak, güneşli günlere uyanmak emek istiyor diyebilir miyiz?  Ve hem aşkınızı kaybetmeye, hem de alkolle uyuşmaya boyun eğmemenin de mücadelesini veriyorsunuz. Bu mücadelenin sonunda nasıl bir aydınlanma yaşadınız? 

Alkolizm uzun intihar. Kendi hayatımı yeniden kazandım. Az şey değil. Aşk kapandı, alkol bitti. Şişeler çöpte… Zulaladığım şişeler çıktı ortaya sonradan evi temizlerken. Başat olan şişedir her daim. Şişeyi takip ederek bir alkoliğe ulaşabilirsiniz. Şişenin son durumu alkoliğin son durumu hakkında ipuçları barındırır. Şimdi yeni bir başlangıcın tazeliğini hissederek yaşıyorum alkolsüz günlerimi. Kişisel gelişim kitabı cümlesi gibi oldu ama öyle işte. Uyuşuk olmayan bir berrak akıl ve dinç bir gövde, aradığım şey buymuş diyorum. Şimdi beni sarhoş edecek o kadar çok şey var ki ben bile şaşırıyorum. Yirmi sene içip hemen her gün benzer durumları yaşadım. Şimdi bu tekrara dayanamıyorum. Her gün farklı bir şey olsun diyorum. 

  • Uçurumu Koruyan Korkuluk’da zamanı takip edebiliyoruz ama kentler ve mahalleler de var:  İstanbul Fulya Mah., Galata;  Ankara Dikmen gibi. Bu notların; kentlerin, mahallelerin dokusu ve ritmini de yansıttığını düşünüyor musunuz? Neden önemli mekânlar?

Geçmişe zaafım var. Geçmişi yaşamak gibi bir şey benim alkol üzerine konuşmam. Mekânlar da beni geçmişime çağırıyor. Özellikle çıkarmadım mekân isimlerini. Çünkü bilenler zaten o mekânın adını duyar duymaz atmosferi yakalayacaktırlar. Bir de hareket halinde olduğumu da kanıtlayan işaretler bu sokak adları. Ummadık kelimeler, ummadık isimler baş yarar…

  • Yazılarınızı biçim ve içerik olarak ayırırsak; biçim mi içeriği, içerik mi biçimi belirliyor? Neden? 

Geldik yumurta ve tavuk hikâyesine. Benim yazdıklarım, tecrübelerim, ikisinin birbirini tetiklediği sonucunu doğuruyor. Fakat içerik daha çok biçimi belirliyor. Mesela bazı denemelerimi dize gibi ama numaralandırarak yazıyorum. Çünkü o metin bunu istiyor. Yazacağınız konu biçimi kulağınıza fısıldıyor. Bazen de bir biçim ya da format metni belirliyor. Burada önemli olan kim kimi belirliyor değil, kim kime uygun geliyor, kim kime yataklık ediyordur bence.

  • Şairlerin, yazarların, sanatçıların malzemesi kendisi olduğu kadar toplumsal olaylardır da… Kapitalizmin bir sonucu olarak karşımıza çıkan pandemi de bunun en yeni veya son örneği. Bu anlamda günümüzde edebiyat; insanı besleyen, ilerleten, zenginleştiren bir devingenlikte mi? Yoksa o da nefes darlığı mı çekiyor? (sadece üretim olarak değil, üretimin karşılığını, değerini bulma, basımı ve yayını aşamaları açısından da değerlendirin lütfen)

Kesinlikle nefes darlığı çekiyor. Ülkemizde yayıncılık sektörü yazarı önceleyen bir sektör değil. Üreten yazar ama, okura ulaşana kadar birçok el değiştiriyor dosya. Kitabına son noktayı koyunca yazarın işi bitiyor. Kitap yazarındır ama kendi kitabının kapağında bile nihai kararı yazar veremiyor. Piyasanın koşulları devreye giriyor. İnsanlar kitabın içeriğiyle değil de, kaç bastığı, kimin tarafından basıldığı, iyi dağıtılıp dağıtılmadığı, tanıtım yapılıp yapılmadığıyla ilgileniyor. Buna yazarlar da dâhil. Sektör, yazarı da bu şekilde çekiyor kör kuyunun içine. Tabii kapitalizm bir malı 1.000 adet çoğaltıp satmak istemez. Binlerce, milyonlarca satmak ister. İş böyle olunca tanıtım kelimesi gelip kapıya dayanıyor. Bence bu da yanlış yapılıyor. Çok satan bir ürüne genelde çok reklam yapılmaz. O ürün kendini sattırır zaten. Mesela Orhan Pamuk’un tanıtıma mı ihtiyacı var? Ona yapılan reklamla kaç kitap basılabilir? Geçen gün bir yayıncı “Telif istiyor musunuz?” diye sordu mesela. Daha nereye gidebiliriz buradan? Kitabevlerinin girişleri çok satan kitap kuleleriyle dolu. Bence az satan kitaplara pozitif ayrımcılık yapılmalı. Yoksa “Kitap rafa girdi mi?” diye sorup dururuz birbirimize.

  • Kendinizi klasizm, romantizm, sembolizm, ekspresyonizm, fütürizm gibi bir akımın takipçisi olarak değerlendirseydiniz, bu hangisi olurdu?  

Aslında ben hiçbir akıma dâhil olan bir yazar değilim. Hepsine kuşkusuz saygı duyuyorum. Hepsi bir ihtiyaca cevap veriyor. Bunlar edebi hareketler, kalkışmalar… Ama artık post-truth çağında bu gibi akımların pek geçerliliğinin kalmadığını düşünüyorum. Zamanla belki yazdıklarımın bir yere oturduğunu görebilirim.

  • Tarhan Gürhan şimdilerde neyi kovalıyor, neye boyun eğmiyor? Teşekkür ederim. 

Ben bu kitabı bazı yayıncılara rağmen yaptım. Öncelikle ihtiyacı olan alkoliklere ulaşsın isterim. Yayınevim Karakarga’dan memnunum. Beni anlıyorlar cesur ve hızlı cevap veriyorlar. Şu pandemi koşullarında iki kitap yaptık birlikte. Alkolü yeni bırakmış gibi hissediyorum her kitabımla. Alkol beni mülksüz kıldı. Bu da ayrıca büyük bir madalya diye düşünüyorum.

Kendimi kendime naklediyorum kitaplarımla. Her kitap bir diğerini doğuruyor. Amoresperros (Paramparça Aşklar Köpekler) filmi için 22 sinemacıdan yazı aldım. Bu film bende takıntı olmuştu, kitaplaşsın istedim. Yakında yayınlanacak. Şimdi bir derleme daha bitirdim: Parça Tesiri/ Sanatta Arzu Kitabı. Yayıncı arıyorum. Bir yandan da ikinci kedi kitabımı yazıyorum.

  • Uçurumu Koruyan Korkuluk
  • Yazar: Tarhan Gürhan
  • Türü: Deneme
  • Baskı Yılı: 2021
  • Sayfa Sayısı: 216 Sayfa
  • Yayınevi: Karakarga Yayınları

Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

MODERN MERAMLARIMIZ

Read Next

Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram