Tersinden ve düzünden annelik hâlleri

Ryan Higgins’in, resimlerini de yaptığı kitabın; mizahın dozunu artırdıkça anlamı belirginleşen duyarlı diline, capcanlı kıldığı doğaya, her durumda devam eden annelik bağına yaptığı vurguya kayıtsız kalmak mümkün değil.

Sevginin ve fedakârlığın teste tutulacağı birçok durumdan bahsedebiliriz. Çoğu durumda testin sonucunun öngörülemeyeceğini iddia edebiliriz. Ama öyle bir donanım, öyle bir unvan var ki; testin zorluğu, sonucun olumlu olmasını hiçbir koşulda engelleyemez. Annelikten ve annelerden söz ediyorum elbette: Sevmenin değil de sevmemenin başarılamayacağı, sevemeyenlere, sırt dönüp uzaklaşanlara anlamaz gözlerle bakıp duran uzaylı varlıklar var ya hani… Derin bağları yansıtmak için ille de ciddiyet ille de trajedi gerekmiyor ya! İki muhteşem kitapta, iki “annelik” örneğini, mizahın tüm boyutlarını devreye sokan yazılı ve görsel metnin rehberliğinde deneyimliyoruz.

Yazar Lisa McCourt ve çizer Cyd Moore’un “estetize işler”i “Kokuşuk Surat” dizisinin bir üyesi ülkemize ve dilimize uğradı çok şükür! Bu diziden yirmi yıl önce haberim olsaydı belki yirmi gün bile bekleyemezdim. Cahillik mutlu ediyor ve sıkıntıyı engelliyor bu bağlamda.

 
KitapEki
KitapEki
   

Annesi oğlunu –kitapta cinsiyet vurgusu yok ancak tanıtım metinlerinde çocuğun erkek olduğu vurgulanıyor– çok sevdiğini söylediğinde oğlunun hince planlarından habersizdir. Ardı ardına geliyor çocuk zekâsını doygun şekilde yansıtan sorular: Ya kocaman korkunç maymun olsa, ya kötü kokan kokarca olsa, ya her şeyi ham yapacak sivri dişli timsah, et yiyen çok kötü bir dinozor, bataklık canavarı, böcek yiyen yeşil bir Marslı ve tek gözlü bir dev olsaydı? Sevgiyi zora sokar mıydı bu acayip garayip haller, grotesk hayaller?

Her sorunun anne şefkat filtresinden geçen şık bir cevabı vardır. Taranan tüyler, fırçalanan sivri dişler, yıkanan kokuşuk gövdeler, dikilen yorganlar, yapılan muzlu pastalar, bataklık kıyısına taşınmalar, böceklerle doldurulan beslenme çantaları… üstünlük sağlamak adına oynanan alicengiz oyununun, çocuğundan kopmamak adına uyarlanmış anne versiyonudur adeta. Annelik ve çocukluğu bunca rengiyle yansıtan metni bambaşka bir boyuta taşıyor Cyd Moore’un resimleri. Mavi-kırmızı  hattındaki sıcak renkleri, büyüklük ve küçüklüğü, hayal anını ve gerçekleşmiş halini akışkanlıkla yansıtan kurgusu, abartılı ve ilk bakışta ürpertici olabilecek yaratıklara yerinde dokunuşlarla eklediği duygusallığıyla (bakışan iki çift göz yetiyor) on cildi bulan dizinin hiç bitmemesi arzusu uyandırıyor biz üstad Moore’un bendelerinde.

Biri anne diğeri onun biricik yavrusu nihayetinde; akılalmazlığı mümkün kılan bağ var aralarında.

Peki ya bu bağ kalksa ortadan? Mesela bir ayı olsa bol iştahlı. Yağmurdan, güneşten, sevimli küçük hayvanlardan hoşlanmayan, buna mukabil elde ettiği yumurtaları envai çeşit tariflerde pişirip hüpletmeyi asla unutmayan… Bruce adı ve empati yoksunluğuyla anne olması zaten mümkün olamayan ayımız yukarıda bahsi geçen testi geçebilir mi? Ryan T. Higgins, Anne Boz kitabında düşüyor cevabın peşine.

Sevginin ne ara tutuşacağı belli olmadığından, yemek üzere kaynamaya bırakılan yumurtalardan, tersinden annelik destanı çıkabilir! Defolu çıkan yumurtaları iade şartlarını görüşmek üzere gittiği anne kazı yuvasında bulamayınca başlar Boz’un (orijinal metinde goose-Bruce kafiyesi, çeviride kaz-boz şeklinde yansıtılıyor) destansı yolculuğu.

Yemek istediği yumurtalar yerine kendisini anneleri yerine koyan yavrular, uyuyarak geçireceği kış yerine “yavrularının” kahrını çekeceği mevsimler, kısa süren misafirlik ve mesafeli ilişki yerine anne sayıp peşinden bir an olsun ayrılmayan tatlı belalar ve en sonunda güneye doğru takip edeceği güneşli günler.

Olağanüstü durumlarda çıkar karakterin en ince kılcalları, beklenilmeyeni demirbaş yapar anlık aksilikler. Ama erkek, ama duyarsız ve pisboğaz Ayı Boz diyemezsiniz, tarif edilemez olaylar zincirinde, hürmetle selamlamanız gereken artık Anne Boz’dur; çiçekli gömleği ve dört genç kaz yavrusuyla Miami sahillerinde güneşlenen.

Ryan Higgins’in, resimlerini de yaptığı kitabın; mizahın dozunu artırdıkça anlamı belirginleşen duyarlı diline, capcanlı kıldığı doğaya, anlatının yapısına göre kâh genişleyen kâh daralan sayfa düzenine, her durumda devam eden annelik bağına yaptığı vurguya kayıtsız kalmak mümkün değil. Gelsin dilimize konsun, çevrilmemiş diğer Ayı Boz kitapları dileğinde bulunmamak da…

  • Anne Boz
  • Yazar: Ryan T. Higgins
  • Çeviri: Nurten Hatırnaz
  • Türü: Çocuk
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 40 Sayfa
  • Yayınevi: Beyaz Balina Yayınları

Adnan Saracoğlu

1979 Bayburt doğumlu. Eski Yunan Dili Mezunu. Akademik bir vakıfta koordinatörlük yaptı. Dinler tarihi alanında tez yazmaya çalışıyor. Son dört yılını ağzına kadar oğluyla ve çocuk edebiyatıyla doldurdu. Nefes almak için çocuk kitapları okuyor ve haklarında yazıyor. Kendi kitabı için gün olmasa da ay sayıyor.
Adnan Saracoğlu

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Adnan Saracoğlu

1979 Bayburt doğumlu. Eski Yunan Dili Mezunu. Akademik bir vakıfta koordinatörlük yaptı. Dinler tarihi alanında tez yazmaya çalışıyor. Son dört yılını ağzına kadar oğluyla ve çocuk edebiyatıyla doldurdu. Nefes almak için çocuk kitapları okuyor ve haklarında yazıyor. Kendi kitabı için gün olmasa da ay sayıyor.

Read Previous

Mine Söğüt, “Deli Kadın Hikâyeleri”nin izinden gidiyor.

Read Next

İki Mezarlığı Birbirine Bağlayan Köprü: Garipler Sokağı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *