Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Tütün, Bataklık ve Caz: New Orleans Cinayetleri

0

Dönem kitaplarını ve polisiye edebiyatı sevenleri Esen Kitap’tan çıkan New Orleans Cinayetleri kitabına davet ediyorum. Akıcı dili, film tadındaki kurgusuyla çok zevkli bir okuma vaat ediyor.

Treme adlı diziyle giriş yapacağım yazıma: Treme, New Orleans’ta yakın bir geçmişi anlatır. Bölümlerin birinde bir cenaze bandosu görmüştüm. Cenaze arabasını takip eden yaslı aile üyeleri, uzak akrabalar, arkadaşlarla birlikte bir de bando bulunmaktaydı. Nefesli çalgıların çoğunun yer aldığı bu bando başlangıçta hüzünlü nağmeler çalsa da bir süre sonra coşkulu ezgilere dönmüş ve merasim alayı ölen kişiyi güzel ve eğlenceli bir şekilde anarak hareket etmişti. Sahneyi gördüğümde ilk düşündüğüm “benim cenazem de böyle olsa keşke” olmuştu. Sonuçta insanların ağlamaktan bitap düşüp kendini yerden yere attığı bir seremoniden daha yeğ gelmişti böylesi bana.

“Neredeyse bir an içinde, sanki bir ruh kalabalığın denetimini eline geçirmişçesine, cenaze töreni dönüşüme uğradı. Kulüp üyeleri, üyelik rozetlerinin önünü arkasına çevirdiler; bando üyeleri, ceketlerini ters yüz edip giydiler; yüzler gülmeye başladı. Marshall düdüğünü öttürdü ve göz açıp kapayıncaya kadar bando dans müziği çalmaya başladı; müstehcen, yüksek sesli ve inceden inceye alaycı bir seçim: Ah Başıboş Gezmiyor muydu o Zaten (Oh Didn’t He Ramble). Kornolar bangır bangır çalarken, ikinci sıradakiler mezarlar arasında dans etmeye ve kulüp üyeleri mevtanın şerefine içmek için burbon ve bira şişelerini açmaya başladı.”

Ray Celestin’in yazdığı New Orleans Cinayetleri isimli kitap da girişten sonraki ilk kısmında böyle bir merasimle başlıyor. 1920lerin Amerika’sında, renkli ırkın henüz kendini ifade etmesine bile pek fırsat verilmediği bir zamanda, bu ırktan birinin ancak öldüğünde itibarlı muamelesi gördüğü bir merasim bu. Her ne kadar daha yeni kölelik sisteminden vazgeçmiş ama ırkçılıktan vazgeçememiş olunsa da New Orleans yine de siyah ırk için daha fazla yaşam kolaylığı sağlayan bir yerdir.

“Luca, New Orleans’a dönüşünün kolay bir deneyim olmasını beklemiyordu. Kentin asla bir cennet olmadığını, şiddetli ve bağışlamaz olduğunu, suçlularla ve birbirine düşmanlık ve şüpheyle davranan göçmen camialarıyla dolu olduğunu biliyordu. Fakat aynı zamanda da ayartıcı bir enerjisi, parlak ve bol miktarda cazibesi olan bir kentti bu. Tüm ayrımcılığına ve kinine, pis sokaklarına ve geçkin şanına rağmen New Orleans kentinin büyüsüne kapılmak kolaydı.”

Fransa’nın Orléans şehrinden gidenlerce kurulduğu söylenen ve “Big Easy”, “Kaygının Unuttuğu Kent”, “Hilal kenti”, “Mississipi Üstündeki Paris” gibi birçok ismi olan New Orleans’ta Avrupa ülkesi Fransa’nın etkileriyle diğer Amerikan şehirlerinden bambaşka bir hava vardır. İçki yasağının her an yürürlüğe girmesinin beklenmesine rağmen çoğunluğun genelde alkolden gevşemiş bir halde olduğu, müziğin -tabi ki dönemin yıldızı parlayan müziği cazın- her yerde çalınıp dinlendiği bu şehirde “Baltacı” ismiyle adlandırılan bir seri katil ortalığı dehşete boğmaktadır. Zira işlediği cinayetlerin kanlı ve vahşice olmasının yanı sıra bir de cinayet mekânlarının kilitli şekilde bulunuşu bir gizem yaratmaktadır.

“Katil mekânları o şekilde terk etme alışkanlığındaydı. Ya peşi sıra kapanan pencerelerden çıkıyordu ya da işi bittikten sonra dışarıdan kilitlenen kapıları seçiyordu. Bu açıklamalar basını Baltacı’yı duvarların içinden süzülüp geçebilen bir tür doğaüstü varlık olarak resmetmekten alıkoyamamıştı. New Orleans en iyi zamanlarında bile batıl inançların olduğu bir yerdi ve şimdi kentin büyükçe bir bölümü bir tür iblisin saldırısı altında olduğuna inanıyordu.”

Bu cinayetlerin çözülmesi için işin başında olan Dedektif Teğmen Michael Talbot, zamanında akıl hocası konumunda olan Luca D’Andrea isimli dedektifin hapse atılmasından sorumlu olduğu için büroda pek sevilmeyen biridir. Ortaya çıksa bırakın kabul görmeyi, suçlu konumuna düşeceği siyah ırktan eşi ve çocukları ile gizli bir hayat yaşamaktadır. Bütün bu istenmeyen adam konumunda yine de canla başla “Baltacı” davasını çözüme ulaştırmaya kararlıdır.

Hapisten yeni çıkan Luca D’Andrea da kendi halkı yani İtalyanların mafya babası olan Carlo Matranga’nın özel isteği ile “Baltacı” davasını takip etmeye başlar. Zira şimdiye kadar cinayete kurban gitmiş olanlar İtalyan’dır ve ‘bir cinayette katil ölen kişilerin ırkındandır’ genel kanısından yola çıkılarak Matranga ailesi şüphe altındadır. Katili polislerden önce bulup hakkındaki ithamları temizlemesi için Carlo, Luca’yı ‘tatlılıkla’ zorlamaktadır.

Sherlock Holmes hikâyeleri okuyarak büyüyen ve kendisine dedektiflikte bir gelecek gören Ida Davis isimli kız ise, zorlukla girdiği Pinkerton Dedektiflik Acentesi’nde esaslı bir dava takip etmek için yanıp tutuşmaktadır. Evrak ve dosyalama işleri dışında hiçbir sorumluluk alamasa da arkadaşı müzisyen Lewis Armstrong – bildiğimiz meşhur Armstrong ama ismi biraz dönüşmüş- ile birlikte patronundan gizli bir şekilde “Baltacı” davasını takip etmeye kalkışır.

Yağmur, çamur ve yaklaşan güçlü bir fırtına arifesinde “Baltacı” böylece üç ayrı koldan araştırılmaya başlanır.

1918 ve 1919 arasında geçen gerçek olaylara dayanan New Orleans Cinayetleri’nin başında yer alan katilin bir mektubu, orijinalinin kopyasıdır. Karakterler ve yaşanan diğer olaylar kurmaca olsa da tıpkı o mektup gibi gerçekçi ve canlıdır. Ray Celestin’in ilk kitabı olmasına rağmen, bence çok başarılı. Irkçılığa eleştirel bakışı, karakterlerin sağlamlığı, bir dönem romanı ve olayların bir film gibi akıcı oluşu kitabın rahat, heyecanla okunmasını sağlıyor.

Fonunda caz müziğin ve bir süredir görmeden sevip merak ettiğim New Orleans şehrinin alabildiğine yer aldığı bu polisiye kitabı ben çok beğendim. Belli bir dönemi anlatan tarihi kitapları ve polisiye edebiyatı sevenlerin kaçırmamasını öneririm.

  • New Orleans Cinayetleri
  • Yazar: Ray Celestin
  • Çeviren: D. Kemal Tarım
  • Türü: Polisiye
  • Sayfa Sayısı: 431 Sayfa
  • Basım Tarihi: Ocak 2015
  • Yayınevi: Esen Kitap

Perge Dündar

Merak ve hayret eder...
Perge Dündar

Latest posts by Perge Dündar (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *