Uzak İnsanın İçindedir

Patlayan bombalara, çürük sisteme, ölümlere hayasızca alıştırılmaya inat içten, dostane tavrıyla bizi düşünmeye davet ediyor Rahmi Emeç.

“Kimseyi üzmek ya da mutlu etmek gibi bir derdim yok. Dünyayı, bir başkasının dünyasını değiştirebileceğime inanmıyorum. Böyle gelmiş, böyle gidiyor işte. Aman, hayırlısı…” Çok duyuyoruz bu tip cümleleri, öyle değil mi? Bu insanların hedefleri günlük, tutkuları yok. Öğrenme becerileri sınırlı ve kabul etmeseler de çıkarlarını gözetmekten kendilerini alamıyorlar. Ama dünya b*ktan. Ülke perişan.

TİMAŞ
TİMAŞ

Yılmamak gerek deyip kolları sıvıyorsunuz. Çünkü bu adamlar yıllarca halka tam demokrasi, yolsuzlukla mücadele, komşularla sıfır sorun, eğitime ve sağlığa geniş bütçe, kadınlara pozitif ayrımcılık vaatlerinde bulunup eğitim, sağlık, ekonomi alanlarında toplumu darboğaza sokarak muhafazakar yaşam tarzını empoze eden sosyal politikaları hayata geçirip, otoriter söylemleriyle kadınların, çocukların, gençlerin, emekçilerin mağdur olmasına, sömürülmesine, hatta hayatını kaybetmesine neden oldular. Yetmedi, kendi ayıplarını örtmek üzere ülkeyi ateşin ortasında bıraktılar. Hayallerini gerçekleştirebilmekten ziyade yaşamak için mücadele etmeyi öğrenen nice insanın hikȃyesine son yazdılar.

Rahmi Emeç’in bir tür iç konuşmalar / metinler olarak betimlediği son kitabı “Uzak İnsanın İçindedir” de söylediği gibi “Tedaviyi reddeden bir açık yara gibiyiz. Ateşimizi ölçen ‘cetvelin’ her çizgisinde, birer bold başlıklar halinde; cinayetler, tecavüzler, intiharlar, ölümler, dışlanmalar… yazılı. Bunların her biri, ateşimizi yükseltse de, o ateşe ‘sıtma’ kılığında yürüyen; yolsuzluklar, kayırmalar, cinsel – dinsel – ırksal – mezhepsel ayrımlar… yaramızı daha da büyütüyor. Başkalarının yarasını duyup arınmaya vaktimiz de yok; çünkü kendi yarasına ‘intihar’ arayan bir ses gibiyiz.” (Emeç 2016: 35) Halbuki niye ölsün çocuklar, niye ağlasın kadınlar? Niye madende ölmek işin fıtratından doğsun, niye iş güvenliği hayal olsun? Niye evine gitmek için tenha bir yerden geçmek zorunda kalan kadına ‘yollu’ gözüyle bakılsın yahut havaalanları ve meydanlar tedirginliğin bir diğer adı olsun?

Etnisite, ten rengi, fiziksel özellikler, din, dil, mezhep, cinsiyet, eğitim, maddi gelir, kent, bölge, semt, aile, meslek, kültür, zekȃ vb. gibi gerçek veya imgesel farklılıklar aracılığıyla uygulanan ötekileştirme kibir üzerine konumlandırılmış ilkellikten başka bir şey değildir. Bilmediği şeye düşman olması insanın tabiatının gereği sayılsa da tanımaya çalışmayıp önyargıları kırmak için emek harcamamak ilkelliğin en basit yansımalarındandır, çünkü küresel ve yerel ölçekte elzem bir medeniyet unsuru olan hoşgörü bir kenara itildiğinde hep acı veren durumlara şahit olunmuştur. Küresel çapta gücü elinde tutan iktidarların güçlü olmayanlara karşı uyguladıkları baskıdan yerel erkin kendi halklarına karşı uyguladıkları baskıya, hatta halkların kendi içinde birbirine karşı uyguladıkları baskıya kadar ötekileştirmenin tezahür ettiğini biliyoruz.

Bir başkasının yaşam tarzından, kıyafetinden, şivesinden, ırkından, dilinden rahatsız olunduğunda yapılan şey onu yok saymak oluyor. Rahatsızlığın nedenini sorgulamıyor, insanların birbirine görünmez zincirlerle bağlı olduğunu unutup dünyanın yaşanılır hale gelmesinin salt birkaç aile, zümre veya halkın mutluluğuyla değil tüm insanların mutluluğuyla mümkün olabileceği gerçeğini görmezden geliyoruz ve bu görmezden gelmeler çoğunlukla feci sonlara doğru bizi sürüklüyor. Yahut karşımızdakini ötekileştirmediğimizi, ona saygı duyduğumuzu dile getiriyoruz ama bizim gibi olmayanla ilgili eylemlerimiz karşımızdakine ancak kendi sınırları dahilinde kaldığı sürece hakkını teslim edeceğimizi gösteriyor. ‘Evet, şunu yapabilirsin ama benim koyduğum kurallar ve sınırlar çerçevesinde,’ diyerek reel olmayan ilişkiler kurmaktan kaçınıp ona biricikliğini teslim ettiğimizde, acısını acımız gibi hissettiğimizde hayatın yaşanılır olacağını görmüyoruz.

Patlayan bombalara, çürük sisteme, ölümlere hayasızca alıştırılmaya inat içten, dostane tavrıyla bizi düşünmeye davet ediyor Rahmi Emeç. Görmezden gelmeyi bırakın, “Uzak insanın içindedir,” diyor. Çünkü “Başkasının varlığını tanımaya yabancı her kimse, kendine ilişkin varlığın kıymetinden de uzaktır. Kendi yaralarını onarmaya çıktığında, bencilliğin yarattığı kusurda giderek vicdan yoksunluğuna düşerse, öteki olmaya daha da uzaklaşır. Başkası olabilmek, kendi dışında başka şeylerin varlığını hissetmek hepimizi iyileştirecek biricik nefes alanıdır. Orada, hepimize yaşayacak güzel bir mekȃn vardır.” (Emeç 2016: 52)

  • Uzak İnsanın İçindedir
  • Yazar: Rahmi Emeç
  • Türü: Deneme
  • Sayfa Sayısı: 72 Sayfa
  • Basım Tarihi: Nisan 2016
  • Yayınevi: Öteki Yayınevi

Öznur Özkaya
Latest posts by Öznur Özkaya (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Köşe Bucak Safranbolu

Read Next

Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed’in Hikayesi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram