“Yitik Umutların Gece Bekçisi” Üzerine

Korkut Akın’ın hazırladığı ‘Yitik Umutların Gece Bekçisi Alâettin Bahçekapılı’ yaşam öyküsü anlatılan Bahçekapılı ile yaşam yolculuğu aynı coğrafyada başladı. Doğal olarak seçkin, saygın sanat, bilim insanları, gazetecilerle yolların kesişmesi… Süreç içerisinde yapılan görüşmelerin, hazırlık aşamasında toplananların özenle, titizlikle arşivlenmesi, hiç terk edilmeyen yazın dünyasına belge bırakma çabası…

Oldum olası okuduğum kitaplar üzerinde düşünmek, kısa notlar almak, kimileyin düşünce, duygu ve izlenimlerimi yazıya dökmek mutluluk verir bana. Bu amaçla okumuşsam, okurken yazmaya karar vermişsem kitap bittiğinde genel çerçeveyi çoğunlukla oluşturmuş olurum. Okuma eyleminden sonra vermişsem kararımı, yeniden bir gözden geçirmek, çizili yerlere bakmak yakın bir noktaya taşır beni. Bu kez öyle olmadı! Bu noktaya ulaşmama karşın yazmaya günlerce başlayamadım. “Nereden, neyle, nasıl başlamalıyım, nelere değinmeliyim?”, “Belirlediklerimden hangi alıntıları kullanmalıyım?” sorularına yanıt bulmakta hiç bu denli zorlanmamıştım. Yitik Umutların Gece Bekçisi Alâettin Bahçekapılı* ile ilgili ilk olumlu saptamamın kapısını aralayan da yaşadığım bu durum oldu sanırım. Evet, yazmaya bir türlü başlayamamamın en temel nedenini, söyleşinin özüyle, içeriğiyle beni buluşturan noktalara bağlayabilirim.

TV yönetmeni, yazar Korkut Akın’ın, gazeteciliğinin 50. yılında yayımlanması için hazırladığı bu söyleşide yaşam öyküsü anlatılan Bahçekapılı ile yaşam yolculuğumuz, aynı coğrafyada başladı. Dedesi Kâmil’le kardeşlerinin trajik Sarıkamış öyküsünün, acı yolculuklarının Maçka’daki 2000 kahramanından, yol arkadaşlarından biri de annemin büyükbabası Mehmet Çavuş’tur. Hangi yıllar olduğunu bilemiyorum; anneannem, onu övgüyle, sevgiyle anar; atma türkü derlemesi yaparken bildiği atma türküleri onunla paylaştığını anlatırdı. Bahçekapılı’nın İstanbul Radyosu yılları, çocukluğumun bataryalı, gençliğimin transistörlü radyo anılarına verilmiş özel bir selamdır. 5-6 yaşlarımdan 20’li yaşlarıma dek baba evimizin bireyi sayılabilecek değere sahip bir varlığı olan radyo için kullanılan “Radyo bir okuldur.” yargısı, bu evdeki herkesçe benimsenen bir değerlendirmedir. Bu evde Bahçekapılı’nın eşsiz güzellikteki programlarının çoğu; “Arkası Yarın, Radyo Tiyatrosu, Çocuk Saati, Akşam Ajansı” gibi ilgiyle, beğeniyle izlenmiştir.
12 Mart on bir, 12 Eylül yirmi yaşıma dönüştür. 70’lerden sonraya ilişkin anlatılan tüm kıyımlar, yıkımlar, katliamlar, cinayetler; ülkemizin farklı yerlerinde, farklı koşullarda, farklı yaşlarda benim yüreğimi de parçalayan, bizi buluşturan cam kırıklarıdır.

Sözün özü, Korkut Akın’ın “Önsöz”de belirttiğinden yola çıkarak anlatılan, “benim de hikâyemdir.” Anlatılan, benim de öznesi, parçası olduğum “yakın dönem Türkiye tarihi”dir.

Akın’ın söyleşi öncesinde yaptığı hazırlık, araştırmalar onu konuya hâkim olmanın ötesine taşıyarak çalışmanın özgün, doyurucu, etkileyici olmasını; belgelerin, ayrıntıların anlatıya yedirilmesini sağlıyor. Yanı sıra yakın tarihle gazetecinin yaşamı, anıları bir potada ustalıkla eritilip iç içe geçiriliyor.

Jorge Amado’nun “İnsanın ana yurdu çocukluğudur.” sözünü çağrıştıran, aynı coğrafyada yetişen şair-yazar Ahmet Özer’in de sıkça kullandığı “Çocukluğumuz yurdumuzdur!” girişiyle Bahçekapılı önce çocukluğunu anlatıyor. On beş çocuklu bir evde geçen ilkokul, ortaokul yılları farklı, renkli kişiliğinin onlarca işaretini veren kimi hüzünlü, kimi gülümseten olayla doludur. Trabzon Lisesi’ne kaydını yaptırabilmek için babasını ikna etmede eşekleri Bozo’nun konumunu kullanmasındaki insanı gülümseten kıvrak pratiklik, bunlardan biridir yalnızca.

Kafaya koyduğunu kesinlikle yapan, kararlarından güç alan, kendini, ne yapmak istediğini bilen, gözü kara bu gencin lise yıllarındaki başarıları; edebiyata, sanata merakı ve güçlü sosyal yapısıyla örülüdür. Bu seçkin kurumda, hem onu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’ne taşıyan kilometre taşlarını derin emek, azim, cesaretiyle döşer hem de üniversite yıllarında, sonrasında yaşama geçireceklerinin, başaracaklarının sağlam altyapısını oluşturur.

Fakültede 2. sınıf öğrencisiyken çalışma odası okullarının üst katında olan TRT Yönetim Kurulu Üyesi profesöre gider, bir haksızlığı ortadan kaldıracak -o çevrede herkesin çok iyi bildiği- ünlü girişimde bulunur. TRT Yönetim Kurulu, okulun öğrencilerine 10 burs tahsis eder. 400 liralık bursu kazananlardan biri de Bahçekapılı’dır. Burs sınavı da kişiliğinin önemli bir özelliğini ortaya koyan girişimlerinden biridir.
Haziran 1967’de dereceyle mezun olur, TRT Genel Müdürlüğü’ne başvurur; 27 yıllık meslek yaşamında anlamlı (!) bir yeri olan Doğan Kasaroğlu’nun emrindeki TRT İstanbul Radyosu Haber Şubesi Redaktör Muhabirliği’ne tayin edilir.

Bu 27 yıla sığdırılanları okuyunca bunları gerçekleştirmenin, insanüstü olmanın ötesinde bir güç gerektirdiğini düşünüyorsunuz. Olanaksızın olanaklıya nasıl dönüştürüldüğünü görmenize karşın şaşırıyorsunuz. “Sıra dışı” sözü de yeterli olmuyor Bahçekapılı’nın başardıkları, ortaya koyduklarını anlatmak için. Bunlar; görev yeri değişiklikleri, sürgün, alt göreve atanmalar, terfi engellemeleri, soruşturmalar, sansür, sivil polis takibi, ev aramaları, kitabına uydurulmuş engellemelere karşın gerçekleştirilenlerdir. Bir de bunlar olmasaydı neler olurdu diye düşünmeden edemiyorsunuz.
“Sisyphos gibi taşı dağın tepesine doğru itme” direnci, mücadelesi içinde verimli kılınan; sonuca, başarıya gidilen yıllar… Bu yıllar içinde ses getiren programlara ilişkin belirtilmesi gerekenler, bir yazının oylumunu aşacak yoğunlukta:
Kimselerin el atmadığı konular, kimselerin gitmeyi düşünmediği ya da gitmeye cesaret edemediği yerlerde yapılan izlenceler, altı çizilen, el atılmamış sorunlara çözüm arayışları…

2000’i aşkın radyo izlencesi: “Sılaya Dönüş, Arada Kalanlar, Kurtuluşumuzun Romanı, Günün İçinden, Gecenin İçinden, Har Vurup Harman Savurma, Öğleden Sonra, İllerimiz ve Edebiyat…”

Tarla balıkçılığı, silaj yem, küresel ısınma, çevre sorunları, kara delikler, traktörlerin yapılış amacı dışında kullanılması, maden ocakları gibi ilk kez dokunulan konular… Yurdun dört bucağının baştan başa, karış karış dolaşılması, sımsıcak ilişkiler kurulan onlarca insanla yapılan görüşmeler…
Edebiyatın, sanatın farklı alanlarının toplumla buluşturulduğu özgün yayınlar… Doğal olarak seçkin, saygın sanat, bilim insanları, gazetecilerle yolların kesişmesi… Süreç içerisinde yapılan görüşmelerin, hazırlık aşamasında toplananların özenle, titizlikle arşivlenmesi, hiç terk edilmeyen yazın dünyasına belge bırakma çabası… Türkü derlemeleri…

Yalnızca bunlar mı? Liste, epeyce uzun. TRT-DER, TÜM-DER başta olmak üzere dernek, örgüt çalışmaları; ilk özel radyoyu kurma girişimi, “Çağın Öykücüleri Yarışması”, “Trabzon Kültür-Sanat Yıllığı”, TRT’deki yoğun çalışmasını sürdürürken gerçekleştirdiklerinden küçük bir kesit.

Ergin Ertem’in “Alâettin Bahçekapılı, başkalarının uzun uzun düşünüp bir haftada yazdığı metni, ayak parmaklarıyla yarım saatte yazar.” nitelemesinin edebiyata yansıyan yüzü de oldukça zengin, verimlidir. 1964’te yayımlanan şiir kitabı “Kanaryam”ı, “Susuksuz” (Yapıta adını veren dize bu kitabında yer almaktadır.) ve yerel-ulusal gazetelerde, dergilerde yayımlanan şiir, röportaj, eleştirileri, yeni yapıtları izler.

Söyleşide TRT yıllarındaki yazın çalışmalarına ayrıntılı olarak değiniliyor. Rifat Ilgaz, “Alâettin Bahçekapılı Türk edebiyatının TRT’deki, radyodaki temsilcisidir.” diyerek Bahçekapılı’nın hem içeride hem dışarıda “yazın”ın içinde olduğunun altını çiziyor.

Bu, sanatla iç içe oluşun, mesleki çalışkanlığın, duyarlığın, disiplinin somut, onur verici karşılığını da alıyor. TGC, iki kez “Yılın En Başarılı Radyo Sanatçısı” seçiyor onu. Diğerlerine yer vermeyeceğim ama ödüller konusunda oldukça zengin olduğunu söyleyebilirim.

Hummalı çalışma yıllarında özel yaşamında olup bitenlere de bir bakalım: İnanılmaz renkli askerlik yılları… Belki ondan daha da renkli evlenme öyküsü… Bahçekapılı, bu söyleşiyi, “Yarım yüzyıllık mesleğimin zor yıllarını 40 yıldır benimle yürüyen eşim Tülay’a sonsuz sevgiyle…” sözleriyle ithaf ettiği eşiyle “Sılaya Dönüş” programını hazırlarken trende tanışır.

Kardeş, ağabey, baba kaybı gibi bireysel acıların yanı başında onu derinden yaralayan toplumsal acılar vardır. Ümit Kaftancıoğlu, Cihan Alptekin, Abdi İpekçi, Ümit Doğanay, Cavit Orhan Tütengil, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu’nun katledilişi, yüreğinde varlığını sürdüren cam kırıklarıdır. Kanlı Pazar, Kızıldere, Denizlerin idamı, 15-16 Haziran, 1 Mayıs 1977, 2 Temmuz Sivas Katliamı… gibi toplu kıyımlar da yaşamında yakından tanıklık ettiği toplumsal kırılma noktalarıdır.

Yaşamını ören, bütünün parçalarını oluşturan tüm bu olaylar, gelişmeler, kişiler, gerçekleştirdikleriyle birlikte, onun gözünden yer alır anlatıda. Acının yanı başına sevincin yerleştiği de olur, hüzünlere gülümsemelerin eşlik ettiği de. “Sisyphos”luğu elden bırakmayan, bakanlara kök söktüren “Yitik Umutların Gece Bekçisi” bir gülmece ustası gibi ironiyi sözüne katık eder.

27 yıllık görevi sırasında hakkında yaptığı işlemlerle yedi kez mağduriyetine neden olan TRT yöneticilerinden Doğan Kasaroğlu’nu anlatırken “Kasarlanmak” sözcüğünü kullanır. Kasaroğlu, 80’li yıllarda ilk icraatı olarak “özgürlük, devrim, örneğin, olası, olanak, neden…” gibi 205 sözcüğün radyo ve TV’lerde kullanılmasını yasaklamıştır. Bahçekapılı, Atatürk’ün sesinden “devrim” sözcüğünün kullanıldığı kayıtlara yer vererek bu yasağa direnip karşı koyar.
Şapka çıkarılacak, gülümseten, düşündüren benzer yöntemler hep elinin altında gibidir. MC hükûmeti döneminde PTT’den kuruma geçen, Genel Müdürlük adına denetim yapan kişiyle ilgili anlattığına bir bakalım: Denetçi, “dünyadaki açlık olgusundan yola çıkarak tarımsal ürünlerde verimlilik” konusunu işleyen izlenceye “Yayımlanamaz.” raporu verir. Bahçekapılı, odasına gidip nedenini sorunca konuyla ilgili Dağlarca’dan alınan dizeleri çok karamsar bulduğunu söyler. Denetçinin konuşmasından Dağlarca ile Nâzım Hikmet’i karıştırdığını anlayınca ondan gerekçesini denetim raporunun altına yazmasını ister. Denetçinin rapora “Nâzım Hikmet’in şiirindeki karamsarlık yüzünden” ifadesini eklemesinin ardından tekrar odasına gidip metnin altındaki kaynakları gösterir. Denetçi hem raporu doğru dürüst okumamıştır hem de iki şairi birbirine karıştırmıştır; bu gerçeğin ortaya çıkmasını göze alamayınca anlaşırlar, rapor yırtılır, izlenceye yayın onayı alınır. Denetçi, sonraki izlencelerinin virgülüne bile dokun(a)mayacaktır.

Bugünü daha iyi anlamamıza da yardım edecek trajikomik pek çok olayın öznesi ya da tanığıdır. Bir başka denetçi, sözcük avcılığı işgüzarlığı, göze girme telaşıyla “Radyo Tiyatrosu”nda yayımlanacak bir oyunda “Sen neden gelmedin?” cümlesini, “Sen sebep gelmedin?” olarak düzeltir.

Manzara, yukarıda da farklı değildir. Başarısızlıkla sonuçlanan operasyonu yöneten Sıkıyönetim Komutanı, Faik Türün tarafından haşlanınca şu yanıtı verir: “Komutanım ne yapabilirdik? Her türlü önlemi aldık ama eve girdiğimizde radyoda ‘Uçun kuşlar, uçun İzmir’e doğru’ türküsü çalıyordu. Komünistler baskını haber almışlar, İzmir’e kaçmaları için radyodan mesaj veriyorlardı!” Operasyon bu olaydan sonra İzmir’e kaydırılır!
İçerikteki zenginlik, renklilik dildeki ustalıkla taçlandırılmış. Öz Türkçenin ışığını yayan söyleşi; şiire el verilerek, kısa anekdotlar, deneme, köşe yazısı alıntılarıyla, gazete sayfaları, fotoğraflarla desteklenerek sürükleyiciliği, akıcılığı yakalamış. Doğal, içten, duru anlatım, yazınsallığa ardına dek kapılarını açmış.

İşini çok severek yapan, çalışkanlığın, emeğin, vefanın, dayanışmanın, entelektüelliğin biçimlendirdiği bir birey olan Bahçekapılı’nın; TRT’nin, İstanbul Radyosu’nun o yıllarına ilişkin anlattıkları, belgesel olanın yazınsalla buluşturulmasına çarpıcı, başarılı bir örnek. Akın’ın bu başarıdaki emeğinin çok büyük olduğu düşüncesindeyim.
Gerçek bir aydın, sanatçı, yurtsever, iyi bir gazeteci nasıl olmalıdır sorusunun yanıtlarını onaylayarak, şaşarak, hüzünlenerek, gülümseyerek, öfkelenerek bulacağınız bu söyleşi sizi düşündürüp karşılaştırmalar yapmaya; onlarca yeni sorunun peşine düşmeye yöneltiyor.

Dünden bugüne bir duygu yoğunluğu, düşünce fırtınası içinde sanatla sarmalanarak yaptığım ve yapacağınız bu yolculuğun etkisini bugünden yarına çoğaltarak sürdüreceğinden hiç kuşkum yok. İkinci cildin bir an önce (Daha iri puntoyla!) okurla buluşmasını dileyerek… Akın’a, Bahçekapılı’ya sonsuz teşekkürler…

  • Yazar: Korkut Akın
  • Türü: Nehir Söyleşi
  • Baskı Yılı: 2019
  • Sayfa Sayısı: 560 Sayfa
  • Yayınevi: BRT Yayınları
Ümit Tarı
Latest posts by Ümit Tarı (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

25. Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nden Özel Gösterim

Read Next

Bahçede Yaz Festivali Başlıyor

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *