YOKLUĞUYLA TANINAN MUTLULUĞA ADANMIŞLIĞIN ROMANI; AZ ADAMLA YAKANLANDIK

Turgay Keskin’in ilk romanı, Az Adamla Yakalandık, Demirtahta Mahallesi’nde büyüyen Atakan’ın, ilk aşkının peşinde koşarken, sevgisiz, yerli ama yurtsuz çocukların arasında kendini bulma çabasını, hepimizde kalan bir parça kırgınlıklarla anlatıyor.

Ergenlik zamanlarıma dair hatırladıklarım, evde yaşanan ilk kırgınlıkların, yalnızlığın ve ilk aşkların dolu dizginliğini sokaklara taşıdığım, onlarla bir de dışarıda yeniden tanıştığım, sevinci ve öfkeyi bir arada yaşadığım günler geliyor aklıma… Yaşamın en derin izlerini, duvara karşı yumruğu, boğazda  düğümü, yutkunamamayı, sürekli aynı şarkıları dinleyerek geçen günleri, bütün isimlerin bir tek ‘onun’ ismiyle hatırlanması, ergenlik, işte hayatla ilk temas. Her şeyin çok hızlı, çok sancılı, çok Roma’yı yakan yıllarından hatırlanan ilk öpücük, ilk kavga, ilk tutulma, başkaldırı. Kaç yıl geçmiş olsa da üzerinden, kırgın da olsak aşık da olsak o şarkıları yeniden açar açar dinleriz. Aradığımız bir şey yoktur artık, yaşanan güzel günler, öpüşmeler, bir yığın söylenen, söylenemeyen sözler, uğultular, ayrılıklar kalmıştır yalnızca geride. Biz yine de hep o şarkıyı, hep o sokağı, o gülüşü, o göğü hatırlarız nedensizce…

Turgay Keskin’in ilk romanı, Az Adamla Yakalandık, Demirtahta Mahallesi’nde büyüyen Atakan’ın, ilk aşkının peşinde koşarken, sevgisiz, yerli ama yurtsuz çocukların arasında kendini bulma çabasını, hepimizde kalan bir parça kırgınlıklarla anlatıyor. “Kıyıda köşede kalmış eski gazete kağıtlarını bantlarla sarmalayıp adını meşin yuvarlak koyduğum ama yuvarlak olmayan o toplarla kırdığım vazoların yanında kalbim neydi ki, alışmıştım artık.” Böyle başlıyor Atakan ilk kırılmışlığını anlatmaya. Atakan’ın kalp kırıklıklarını gizlemek için kırdığı vazoları yakından tanıyoruz. Annelerin kıymetli eşyalar kategorisinde saydığı bu eşyalara, kalbimizden koparıp nice yara bantları sardığımızı ise hiçbir zaman bilemedikleri zor yılları yaşıyor Atakan’da. Küçük şeylerle mutlu olmaya ya da avunmaya çalışmış bir Y kuşağının, yani çok sonradan bu kuşağa ait olduğumuzu öğrendiğimiz bir yerden sesleniyor. Çok gürültü yapıyorsa susması, yemek yemiyorsa yemesi için para teklif edilen bir aile içi iletişiminin kurulduğu, tüplü televizyonlardan, Ateş Hattı’ndan seslerle demir adamların bize bilmediğimiz dilde bir şeyler anlattığı yıllar… “Yeni bir söz bulsam, neye yarar ki? Söyleyemediklerimiz, ince bir sızı…” dediği Oruç Aruba’yı ve söylemediklerimizin sızısını büyüdükçe anlamış olmanın, hep yenilmeyi ve daha iyi yenilmeyi öğrendiğimiz zamanlardan çocukadam olarak bakıyor Atakan, Beyaz Kurbağa Mahallesi’ne karşı.

“Başlangıç diye bir şey yok. Herkes gibi, sıram gelince ben de doğdum, o zamandan beri de bir ait oluştur gidiyor. Kendimi toplamdan çıkarmak için her yolu denedim, ama bunu kimse başaramamış, hepimiz birer artıyız.” Emile Ajar’ın insanların yapaylıklarını ve vurdumduymazlıklarını  anlattığı Yalan-Roman’daki yazar gibi ortak bir yazgıda buluşarak, bundan sonra da insanların iyi şeyleri, gerçekleri, olanı/olması gerekeni bir türlü göremeyeceklerini biliyor Atakan. Abisiyle, babasıyla, otoriteyle yaşadığı sorunlar, boyunu bir türlü geçemeyen sözlerle kendisini, ‘onların’ gözünde hem görünür kılmak hem de yok etmek istiyor. Birisi daha iyi futbol oynayabilir, daha iyi hikâyeler anlatabilir, daha yakışıklı olduğu için istediği kızla birlikte olabilir, ‘hep daha iyilerin kazandığı bir dünyanın ortasında büyümek, kendin olabilmek ne kadar mümkün olabilir? Olsa da kim seni ciddiye alabilir ki?’ Bu sorulara gerçekçi yanıtlar arıyor Turgay Keskin, hikayeleri, karakterleri de bu sadelik ve gerçeklik çizgisinden çıkmıyor. Ergenliğin, en kolay hatırlanan ama çocukluğun aksine anlatılması en zor olan yıllar olduğunu biliyoruz. Utanma, vicdan, hesaplaşma, kavga ve çoşkunluğa dair yaşadıklarımızı söylemeye, duygularımızı açık etmeye pek alışkın değiliz. Aile ve toplum yapısı bu yüzleşmeden bizi hep uzak tutar çünkü. Bir an önce büyük insan olmamızı ve o büyük insanda kalmamızı isterler. Biz de zamanla buna alışır, arka odalarda istifleriz kendimizi ve unutmaya mahkum edilen insancıl şeylerimizi…

Başarılı, mutlu, güçlü olmak, dışarıya daima iyi görünmenin önemi ergenlikte öğretilir. Anne içeride, baba dışarıda bu güç gösterisinin iki idealist parçasıdır. Çocuk bu eşikte nereye gideceğini bilemez, ne arkadaşları arasında kendine yer bulabilir ne de aile arasında. Onu dinleyecek, anlayacak tek bir kişi hayatını değiştirebilir oysa ki. Atakan’da bu arayışta ilk aşkı Didem’in peşinden bir sevgi pırıltısı görmek için koşuyor, kendine ait bir yer arıyor. Ergenlikte birçok şeyin farkında olduğumuzdan, çocukluğun uçarı hayallerinin gitmesini anlamamızla birlikte bu farkındalık bizi daha çok acıtır. Didem, hoşlandığı başka birisiye olacak, ıspanak yiyen Kaan güçlenecek ve tüm ağır kapıları her zaman açacak. Kişiler ve olaylar değişse de gerçeklerin aynı kalacağının farkında olan Atakan ise hep bu sızıyı duyarak yaşayacağını biliyor. Görünür ve güçlü olmak değil, anlaşılmak istiyor o da âşık olan her ergen-insan gibi… “Geçmişte yaşanmış bazı acı veren olaylar alakasız bir yerde, alakasız birileri yanınızdayken ve herkes başka şeyleri düşünürken sizin aklınıza düşebilir. Eski bir mutluluk ya da eski bir acı. Aslında belli bir zaman sonra ikisi de aynı şey” diyerek zamanında açmayan çiçeğin, sevmeyen annenin, gelmeyen sevgilinin burukluğunu da yaşıyor içinde. Bir zaman sonra hatırlanacak mutluluğun ya da acının zamanında yaşanmamış olmasından ya da pek yaşanmamış olmasından kaynaklı ilk gençlik sızısına daha çok sarılmasını istiyor okurunun. 

Hepimizin unutamadığı yaralar ve iyi bildiği şeyler var ama bir şeyleri bazı Atakanlar daha iyi biliyor. “Birçoğumuz kabul edemesek de zamanla birilerinin hayatında acı vermeyen hatıralara dönüşüyoruz ve sonunda unutulup gidiyoruz. Ama ilk aşklar hariç. Size daha önce de söylemiştim, ilk aşklar unutulmaz, bunu en iyi ben bilirim.”

  • Az Adamla Yakalandık
  • Yazar: Turgay Keskin
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2020
  • Sayfa Sayısı: 160 Sayfa
  • Yayınevi: NotaBene Yayınları
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Sight & Sound 2020’nin En İyi 20 Dizisini Seçti

Read Next

İstanbul Film Festivali’nden Yeni Yıla Özel Program

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *