Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Yusuf’un Limanları

0

Roman genç bir erkeğin, görev icabı yaptığı kısacık bir seyahatin ardından, bu seyahatteki deneyimlerinin onda yarattığı büyüsünü anlatıyor. Yusuf bu sayede seyahat tutkusu ile tanışıyor.

Yusuf’un Limanları Can Orhun’un ilk kitabı. Oğlak Yayınları’ndan 2016’da basılan romanın kapağı, 1700’lü yılları çağrıştırması için, sepya baskı yapılmış. Puslu bir havada birbirine dik duran iki gemi ve onların önünde kılavuz olduğunu tahmin ettiğim oldukça küçük bir yelkenli görüyoruz. Arka planda, öndekilerin benzeri, yan yana demirlenmiş yelkenli gemiler var.

1738 İstanbul’undayız… Pera’daki atölyesinde marangoz ustası olan Malik Efendi, lisan bilen yeğeni Yusuf’a bir görev verir. Buna göre Yusuf, amcasının bitirdiği oyma siparişini Venedik’e götürecek ve limanda teslim edecektir.  İstanbul’a dönüş yolunda gemi İzmir’de durur. Limanda üç yabancı genç adam aralarına katılır. Bunlar William Ponsonby, John Montagu ve İsviçreli ressam Jean-Etienne Liotard’dır. (Küçük bir hatırlatma, bu üç karakterin gerçekte yaşamış insanlar olması romana bir yön vermiyor. Yazarın tercihi bu yönde olmuş.) Tercüme konusunda bir yardımla başlayan arkadaşlıkları kısa sürede dostluğa dönüşür. İstanbul’a döndükten sonra görüşmeye devam ederler. Ne var ki gün gelecek yolları ayrılacaktır. Bundan sonra Yusuf’un çevresi genişleyecek ve bu insanlar aracılığıyla kendini yeni bir takım olayların içinde, yeni yolculuklarda bulacaktır.

Roman genç bir erkeğin, görev icabı yaptığı kısacık bir seyahatin ardından, bu seyahatteki deneyimlerinin onda yarattığı büyüsünü anlatıyor. Yusuf bu sayede seyahat tutkusu ile tanışıyor.

Kahramanımızın üç yabancıyla İzmir’den İstanbul’a yaptığı yolculuk onun yaşamdaki önceliğini değiştiriyor. Bir kırılma noktası bu. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi değil. Seyahati sırasında, o güne dek bilmediği bir sürü şeyi öğreniyor çünkü; coğrafya, tarih, din…

Hepi topu tek bir seyahatte edindiği bilgi ve arkadaşlıkları Yusuf yaşamının bir parçasına dönüştürüyor. Günümüz terimiyle bir “net-working” onun yaptığı. Edindiği çevreyi kendi çabasıyla çoğaltan akıllı bir genç Yusuf.

Yusuf’un seyahat tutkusu Evliya Çelebi’yi akıllara getiriyor. Evliya Çelebi Yusuf’tan yaklaşık bir asır önce yaşamış, seyyah kimliğini üzerine layıkıyla giymiş bir gezgin. Aynı zamanda usta bir hikayeci. Yusuf’un hikayeciliği yok ancak ikisi de seyahat edebilmek için fırsat kollamış. Yusuf’u amcası gönderirken, saraya çevresinde yer alan anne babasından izin koparabilmek için Evliya Çelebi’nin şöyle bir rüya uydurduğu rivayet olunur.

1630 yılı bir Ağustos günüdür. Evliya Çelebi Fatih’deki Ahi Çelebi Camii’ne gider. Birden kapı açılır ve caminin içi nurdan bir cemaatle doluverir. Peygamberimiz (s.a.v.), torunlarından İmam Hasan sağında, solunda da İmam Hüseyin olduğu halde kapıdan içeri girer. Yüzünde al şaldan bir örtü, elinde bir asâ vardır. “Bismillah” diyerek sağ ayağını içeri atıp yüzündeki örtüyü açar ve selâm verir:

“Esselâmü aleyküm yâ ümmetî!”

Evliya Çelebi’nin heyecandan nutku tutulmuştur. Sa’d ibni Ebi Vakkas (r.a), Evliya’yı elinden tutup Peygamberin huzura götürür ve Evliya’ya,

“Mübarek dest-i şeriflerini bûs eyle!” der.

Evliya Çelebi Peygamberin elini öper ve “Şefaat Ya Rasulullah” diyecek yerde “Seyahat ya Resulallah!” der. Bu dil sürçmesi Resullullah’ın çok hoşuna gider. Gülerek, “Şefaat ettim, sıhhat ve selâmetle seyahat eyle!” buyurur.

Evliya Çelebi de büyüklerine bu rüyayı anlatıp, seyyah olması gerektiğini, bütün dünyayı dolaşıp bu şekilde öteki dünyada Resulullah’ın şefaatine nâil olacağını söyler. Sonunda Evliya Çelebi bu rüyayla ailesinin ve sarayın desteğini alarak yaşamının sonuna kadar açılır.

Yusuf da gitmek, gezmek, görmek istiyor. Bu uğurda her fedakarlığı yapabilir. Amcasının ona, annesine ve kız kardeşine yaptığı iyilikler nedeniyle borçlu olmasına ve  kendini işine vermesi gerektiğine rağmen…

Kendimi işime sonuna kadar vererek… Bütün benliğimle…

Bütün benliğimle?

Bütün benliğimle kendimi işime verebiliyor muydum gerçekten?

Buna evet demenin kendime yalan söylemek olduğunu biliyordum.

Evet çalışıyordum.

(…)

Bütün benliğimi işime verdiğimi söylemeyi isterdim. Ama maalesef öyle olmadığını biliyordum. Aklımın bir tarafı hep başka yerdeydi… Bunu içimde, en derinde hisssediyordum. Venedik seyahatinden döndüğümden beri hep o günün gelmesini bekledim. Yeniden yollara düşeceğim o günün… 

Limanlar yaşamın simgesi onun için. Bir o kadar da gemiler, mürettebat, yükler, denizciler, martılar, hizmetkarlar, tacirler, hancılar, yolcular…

Ve bu seyirde son limanda inene kadar, ne kadar çok rıhtıma uğrarsa insan, işte, hayat o kadar hayat…

  • Yusuf’un Limanları
  • Yazar: Can Orhun
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 272 Sayfa
  • Yayınevi: Oğlak Yayınları

Zeynep Rade

1974 İstanbul doğumlu. İşletme eğitiminden sonra Karşılaştırmalı Edebiyat dalında lisans üstü eğitimini tamamladı. Tezini, İngiliz ve Türk Polisiyesinde Yardımcı Dedektifler (orijinal başlık: Detective Associates in Turkish and British Crime Fiction) üzerine yazdı. Polisiye oyunları TRT Radyo’da yayımlandı.
Öykü ve makaleleri Cin Ayşe fanzin, Bugünden Edebiyat, Sözcükler, Amargi, Kitapçı ve Lacivert dergilerinde çıktı.
Halen Cenevre Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde ‘İngiliz Polisiye Edebiyatında İstanbul İmgesi’ araştırma konusuyla doktora çalışmalarına devam etmekte, Fransa-Cenevre sınırında bir dağ köyünde yaşıyor.
İlk çocuk kitabı İki Renkli Muhallebi,
yetişkin romanı Yeniköy'de Bir Yalı,
öykü kitabı En Güzel Boşanma Hikayeleri 2017 yılında basıma girecektir.
Zeynep Rade

Latest posts by Zeynep Rade (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *