Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Arife Kalender’den “Herkesin Karanlığı”

0

Herkesin Karanlığı, sizi görünenlerin ardına taşıyacak öyküleri paylaşıyor. Bu yolculuğa ortak olun, pişman olmazsınız.

Arife Kalender genelde şair kimliği ile tanınan, şiir, çeviri ve incelemeleri ile edebiyata önemli katkıları olan bir isim. Yazarın, ÇYDD öykü ödülü de alan ilk öykü kitabı ‘Dört İsmail Bir Leyla’ (Tekin Yay. 2016) yapıtından sonra ikinci öykü toplamı, ‘Herkesin Karanlığı’ Hayal Yayınları etiketi ile okuyucularla buluştu.

Herkesin Karanlığı’ndaki öykülere genel olarak bakıldığında; olay örgüsü, durum ve kişi yaratımı açısından boşluk bırakılmamış olduğu görülüyor. Bu öykü toplamında hissettiğim en önemli şey, yazarın üslubuna sinen samimiyet oldu. Yazar, “Kendine ait odası”nda yaşadığı özgürlüğü, okuyucu ile paylaşmaktan çekinmiyor.

KitapEki
KitapEki

On bir öyküden oluşan yapıt, karanlığın üzerini kaplamaya çalıştıklarını, öykü sanatının gereklilikleriyle birlikte ortaya seriyor. Çeşitli sosyal katmanlara mensup öykü kişilerini işleyişindeki yetkinlik ve inandırıcılık; kanımca, yazarın gözlem yeteneğinin bir parçasını oluşturuyor.

Toplumsal baskı, iletişimsizlik, ön yargı, sevgisizlik, ihanet, yalnızlık gibi; çağımızın en önemli ve tartışmalı kavramlarını öykülerinin teması olarak kullanan yazar, ‘birey’ olma sorunsalı üzerine çeşitli çatışmalar ortaya seriyor. Doğal olan ile yapay olanı karşı karşıya getiren yazar; modern yaşamın çelişkilerini öykülerine taşıyor.

Çağımızın sabırsız ve tüketim kültürü içerisinde hızlı bir hayat sürdüren günümüz insanı; iki perde tiyatro oyunlarından, uzun filmlerden ve kalın romanlardan sıkılıyor, çekiniyor… Artık tiyatroların çoğunda tek perde oyunlar tercih edilmeye başlanıyor. Buna paralel olarakta öykünün, özellikle kısa öykünün kendine taraftar bulmasına şaşırmamak gerekiyor. Öyküler dergilerde daha sık yer edinmeye başladı. Öykü kitaplarının artışında da gözle görülür bir ilerleme var. Nitelik tartışmasını bir yana bırakırsak; çağımızın en önemli türlerinden birinin öykü olacağı kuşku götürmez bir gerçek. Öykü artık durdurulamaz bir yükseliş içerisinde…

Kısa öykünün okuyanı sarsan, içine alan ama tam bir özdeşleşme sağlamadan, çekip bir başına bırakan bir yanı var. Kalender’in öyküleri de böyle… Öykülerin her birinin bitişinde bir duraksama yaşıyorsunuz; yazar söyleyeceğini söyledi, durumları gösterdi, bir anlam ve eylem ortaya serdi ve çekti gitti. Artık bir başınasın…

Yazarın aynı zamanda bir şair olması, dilin kullanımı ve anlam yoğunluğu yaratma anlamında, öykülere yerinde katkılar sunuyor. Yazar, estetize edilmiş bir dil oluşturuyor; ancak bazı öykülerinde bunu fazla kullanıyor. Bence şair-öykücülerin, bu konuda daha hassas olmaları gerekiyor.

Gelin yazarın kitaptaki öykülerine kısaca değinelim:

Yazar, Yolun Söylediği’nde insanlar arasındaki duygusal kopukluğu ve iletişimsizliği bu öyküsünde somutlaştırıyor. Orta yaşlarında bir kadın ile genç bir erkeğin parkta karşılaşmaları ve aralarında oluşan bağın öyküsü… Toplumsal ön yargıların insanlar arasındaki ilişkileri nasıl değerlendirdiği üzerinde duran öykünün anlatıcısı, bir kadın. Onun gözünden takip ettiğimiz öyküde, insanların aslında tüm ön kabulleniş ve statülerinden sıyrıldıktan sonra gerçek iletişime ulaşabileceklerini görüyoruz.

Aşktan Sonra, adından da anlaşılacağı gibi bir ‘aşk sonrası’ öyküsü, biten bir evlilikten sonra, memuriyetten ve yaşamından sıkılarak; Anadolu’daki bir kazıya katılan kadının, bu süreçte yaşadıkları çerçevesinde, içsel arayış ve yaşamını anlamlandırma öyküsü…

Toplumsal baskının bir yansıması olarak, “bozma düzenini” diyenlere aldırmayarak, mutsuz bir evliliği noktalayan kadın, bu yönüyle birçok kadının düşünüp gerçekleştirmeye cesareti olmadığı bir özgürleşme yolcuğuna çıkıyor. Şu can alıcı cümle öykünün gücünü yeterince ortaya çıkarıyor: “Eski uygarlıkları öğrendikçe çağdaş denilen, gelişmiş denilen bugünkü yaşamın kirliliğinden nefret ediyordu” (s.16)

Yaprağın Vedası ve Dağ ve Kar adlı öykülerde, anlatıcının bilincinin akıp gidişine şahit oluyor, an’ların zihinde yarattığı çağrışımların peşine düşüyoruz. Yazarın daha çok bilinç akışı yöntemiyle yazdığını düşündüğüm, deneysel metinler.

Çırak ise yazarın bireysel olanla toplumsal olanı harmanladığı bir öykü. Bence kitabın en iyi kurgulanmış öyküsü. Yazar; sistemleri, olumsuzlukları, eksiklikleri, bir çırağın gözünden slogancı ve ders verici bir anlatıma düşmeden yansıtıyor. Bu öyküsünde yazarın öykünün ana çatışmasını ortaya serme tekniği ve olayları sürükleyici bir merak öğesi çerçevesinde işlemesi ilgi çekiyor. Feodal kültürün etkisi altında yetişen, büyük kentlere çalışmaya gelen küçük insanların trajedilerini, insani duyarlılıkla birlikte yansıtmayı başarıyor. Büyük kentte tutunmaya çalışan çırak; bir döşemecide çalışmaktadır. Daha önce babasından yediği dayakları, bu sefer ustasından yer. Kalfa da onun ruhu ve bedeni üzerinde bir tahakküm oluşturmaya çalışır. Cinselliğin ne olduğunu tam olarak bilmeyen Çırak; dükkânın karşısında oturan ve koltuk ve sandalyelerinin döşemesini değiştirmek için dükkâna gelen genç bir kıza karşı oluşan hislerini anlamlandırmaya çalışarak, hayal kurar ve çeşitli beklentilere girer. Çırak, anlatımındaki görselleştirmenin etkileyici kullanımıyla, sinematografik düzlemde ilerleyen bir öykü.

Bıldırcın Soluğu, kısa ve soyutlamaya dayalı, simgesel bir öykü.

Kitaba adını veren Herkesin Karanlığı beş kısa öyküden oluşuyor. Bu karanlıklara geçmeden önce yazar, neyi göstereceğini daha ilk cümlesi ile açıklıyor: “Geceler mutlu ve varlıklı insanlar için güzeldir.” (s.41) Tecavüzün, sendikalı olmanın, madenci ailesinin, depremin ve aldatmanın etrafında oluşan karanlıkların öyküleri…

Beş kısa öyküde etkileyici, dramatik yoğunluğu yüksek konular. Yalnız dördüncü karanlık hikâyesinin finali, öykünün etkisini düşürüyor. Son paragrafın atılması öyküyü daha yoğun ve devingen kılabilirdi.

Sen, Ben Olsaydın, öykü kişisi olan erkek bir yazarı, karısını ve başka bir kadın yazarı ele alıyor. Olayları yazarın dünyasından ele alan öykü, diğer iki kadının -onun gözünden- iç içe geçmelerini konu alıyor. Bu iki kadına, yazarın romanında yarattığı bir kadında eklenince, öykü gittikçe karmaşık bir hale bürünüyor. Yazarların dünyası ile yaşam gerçek(!)lerinin birbirine girmesini, ilgi çekici bir üslup ve kurguyla ele alan öykü; roman olarak daha farklı bir şekilde yazılabilecek bir potansiyel taşıyor.

Arafta, bir aşk öyküsü etrafında, birbirlerine zıt iki kişinin arafta kalan ilişkilerini merkeze alıyor. “İkisi içinde; ileri gitmek için geç, geride kalmak için erkendi. Araftaydılar. Cenneti düşlüyor, cehennemden ürküyorlardı.”(s.65)

Ben Bir Çekirgeyim Aslında, öyküsünün konusal düzlemdeki çıkış noktası, teknolojik gelişmeler ve insan yaşamına yansımaları. Telefon mesaj seslerinden, televizyonlardan, sürekli banka kartı getiren kuryelere kadar; insanın teknoloji tarafından kuşatılmışlığı gözler önüne seriliyor. İnsanın adım adım doğaya yabancılaşması yansılanıyor. Kafka’nın Dönüşüm’üne selam çakan bir öykü…

Kitabın son öyküsü olan Deniz Kuşları, aldatma üzerine kurulu kırık bir aşk hikâyesini konu alıyor. Kalender, bu öyküsünde kendi şiirlerine sıklıkla göndermelerde bulunuyor. Öykünün finalindeki şu cümle, öykü kahramanından taşarak, okuyucunun zihnine mıhlanıyor: “Kentler değişir, aşklar biter, zaman geçer…”

Herkesin Karanlığı, sizi görünenlerin ardına taşıyacak öyküleri paylaşıyor. Bu yolculuğa ortak olun, pişman olmazsınız.

  • Herkesin Karanlığı
  • Yazar: Arife Kalender
  • Türü: Öykü
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 84 Sayfa
  • Yayınevi: Hayal Yayınları

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *