Korku edebiyatının klasikleri Dex’te

DEX yayınlarından Korku Klasikleri başlığı ile yayımlanan serinin ilk üç kitabı titiz çeviri ve özel tasarımlarıyla raflardaki yerini aldı.

Korku edebiyatının dört büyük başyapıtı Drakula, Dorian Gray’in Portresi ve Operadaki Hayalet, incelikli bir çalışmayla okurlarıyla buluşuyor. DEX yayınlarından “Korku Klasikleri” başlığı ile yayımlanan serinin ilk üç kitabı titiz çeviri ve özel tasarımlarıyla raflardaki yerini aldı.

TİMAŞ
TİMAŞ

Çevirisini Kerem Sanatel’in, üstlendiği ve önsözünü Murat Özer’in yazdığı edebiyatın en korkunç hikâyelerinden biri olarak kabul edilen Bram Stoker’ın Drakula’sı, yüzyılı aşkın bir zamandır okuyucusunu ürkütmeyi başarıyor. Çünkü onun vampirinin inandırıcılığı hepimizin içine, sürekli yeşeren bir şüphe tohumu ekmesi.

Oscar Wilde’ın “Okuyan herkes baş karakterde kendi günahını görecek,” dediği tek romanı Dorian Gray’in Portresi edebiyatın kuşkusuz en büyük klasik eserlerinden biri… Fakat Dorian Gray’in Portresi’ni bu kadar büyük ve zamansız kılan, ahlaka, yargılara, güzelliğe, sanata,  gençliğe, toplumsal normlara ve korkularımıza  dair söyledikleri… Meriç Keleşin çevirmenliğini üstlendiği kitabın önsözünde Ömer Türkeş’in imzası var.

Korku klasiklerinde başyapıtlar devam edecek

Yine Meriç Keleş tarafından çevrilen serinin üçüncü kitabı Gaston Leroux’un Operadaki Hayalet romanı ise gotik edebiyatın en büyük eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tüyler ürperten edebi çekiciliğinin nedeni ise bir hayaleti değil vahşete dönüşen bir aşkı anlatıyor olması ve bunu yaparken okurları da tıpkı bir hayalet gibi hep arafta bırakması olan romanın önsözünde Hakan Bıçakcı’nın ismi yer alıyor.

Temmuz başında Ahmet Mümtaz Taylan önsözüyle yayınlanacak dördüncü kitap ise Mary Shelley’in dünya edebiyat tarihine armağanı Frankenstein. Dex Korku Klasikleri’nin devamı Robert Louis Stevenson, H.G.Wells, H.P.Lovecraft ve Edgar Allan Poe’nun başyapıtları da çok yakında…

Ömer Türkeş’in önsözüyle: DORIAN GRAY’İN PORTRESİ

Oscar Wilde’ın “Okuyan herkes baş karakterde kendi günahını görecek,” dediği tek romanı Dorian Gray’in Portresi edebiyatın kuşkusuz en büyük klasik eserlerinden biri… Fakat Dorian Gray’in Portresi’ni bu kadar büyük ve zamansız kılan, ahlaka, yargılara, güzelliğe, sanata, gençliğe, toplumsal normlara ve korkularımıza dair söyledikleri… Ressam Basil Hallward’ın güzelliğiyle büyüleyen genç Dorian Gray’in portresini yapması ve bu portrenin genç adamın hayatını ele geçirişini anlatan “zamansız” bir başyapıt.

Ömer Türkeş, “Lanetli Yazar Lanetli Roman” başlıklı önsözünde, “Ruhların çok daha ucuza alınıp satıldığı bugünün dünyasında Dorian Gray gençliğini hâlâ koruyor,”  diyor.

“… Gençliğiniz sürerken tadını çıkarın. Can sıkıcı şeyleri dinleyerek, umutsuz başarısızlıkları gidermeye çalışarak ya da hayatınızı cahiller, sıradanlar, bayağılar için tüketerek altın günlerinizi boşa harcamayın; bunlar çağımızın sağlıksız hedefleri, sahte idealleri. Yaşayın! İçinizdeki harika hayatı yaşayın! Hiçbir şeyi ziyan etmeyin. Hep yeni heyecanlar arayın. Hiçbir şeyden korkmayın…”


“Ya sanat?” diye sordu düşes.
“O bir hastalık.”
“Aşk?”
“Bir yanılsama.”
“Din?”
“Modaya uygun olarak inancın yerini alan şey.”
“Karamsarsın sen.”
“Asla! Karamsarlık inancın başlangıcıdır.”
“Nesin sen?”
“Tanımlamak, sınır koymak demektir.”
“Bana bir ipucu ver.”
“İplikler kopar. Labirentte yolunu kaybedersin.”

Murat Özer’in önsözüyle: DRAKULA

Edebiyatın en korkunç hikâyelerinden biri olarak kabul edilen Bram Stoker’ın Drakula’sı, yüzyılı aşkın bir zamandır bizi ürkütmeyi başarıyor. Çünkü onun vampirinin inandırıcılığı hepimizin içine, sürekli yeşeren bir şüphe tohumu ekti. Genç hukuk müşaviri Jonathan Harker’ın iş için Transilvanyalı Kont Drakula’nın şatosuna gitmesiyle başlayan; âşık sevgililerden, vampir avcılarına; gemilerden tımarhanelere ilerleyen “ölümsüz” bir başyapıt.

“Nosferatu balarısı gibi sokunca ölmez. Daha da güçlenir, güçlendikçe erki daha çok kötülüğe yeter. Aramızda dolaşan bu vampir tek başına yirmi adama bedeldir; bir ölümlüden çok daha kurnazdır, çağlar boyunca kurnazlığı artmıştır; kökenlerine dair bilgiler, ölülerin istiharesinden kendisinin hâlâ nemalandığına ve tüm ölülere hükmedebildiğine işaret ediyor; gaddardır, hatta gaddardan da öte, kaşarlanmış şeytandır, kalpsizdir; belli sınırlar dahilinde dilediği zaman, dilediği yerde cisimleşebilir, her şekle bürünebilir; yakın çevresinde doğa unsurlarını idare edebilir; fırtına, sis, şimşek yaratabilir; en zararlı yaratıklara hükmedebilir: sıçan, baykuş, yarasa, güve, tilki, hatta kurda; cüssesinden daha iri veya daha ufak görünebilir; bazen buhar olup kayıplara karışabilir. Öyleyse onu yok edecek darbeyi nasıl indireceğiz?”

Murat Özer,Drakula’dan Nosferatu’ya” başlıklı yazısını, “Yeni kuşakların bu iki ‘dev’le teşrikimesai içine girebilmesi de amaçlarımdan biriydi. Şu an elinizde tuttuğunuz taze ‘Drakula’ baskısı da bu amaca hizmet ediyor kuşkusuz. Kerem Sanatel’in titizlikten beslenen maharetli çevirisiyle okuyacağınız eser, Bram Stoker kadar Giovanni Scognamillo’yu da hatırlatıyor bana. Bana ve benim kuşağıma. Umarım, günümüz gençliği ve gelecekteki kuşaklar da aynı hissiyatla yaklaşırlar bu isimlere. Kont Drakula’nın yol göstericiliğinde, ‘kan kokusu’nu hissederek, aşka bambaşka bir pencereden bakarak, yılgınlığa kapılmadan, ve tabii, ceplerinde taşıdıkları ‘özgürlük’ cüzdanına sıkı sıkıya sarılarak…” diyerek bitiriyor.

Kitabın çevirmeni Kerem Sanatel ise “Drakula” seçimini şöyle açıklıyor: “Dracula’nın niçin Drakula olduğuna gelince… Geçmişi Türk-Osmanlı tarihiyle iç içe olan bir karakterin adının okunduğu gibi Türkçe harfle yazılmasını anlamlı buluyor ve hiç kimseyi yadırgatmayacağını umuyorum.”

Hakan Bıçakcı’nın önsözüyle: OPERADAKİ HAYALET

“Şunu bil ki, tepeden tırnağa ölümden  yaratıldım ben… ve seni seven, sana tapan ve seni asla ama asla terk etmeyecek olan bu kişi aslında bir ceset!”Gotik edebiyatın en büyük eserlerinden  Operadaki Hayalet’in tüylerimizi ürperten edebi çekiciliğinin nedeni, bir hayaleti değil vahşete dönüşen bir aşkı anlatıyor olması ve bunu yaparken okurları da tıpkı bir hayalet gibi hep arafta bırakması. Paris Operası’ndaki herkesi ürküten hayalet söylentisi, opera sanatçısı Christine Daae’nin kayboluşu ile büyük bir trajediye dönüşür… Operadaki Hayalet “gerçek” bir başyapıt.

Hakan Bıçakcı “Opera Hayaleti diye bir şey yoktur, olamaz; ama olabilir de” başlıklı önsözünde, “Okuru bir süre fantastiğin alanında dolaştıran Opera Hayaleti aslında doğaüstü bir varlık değildir. Dışlanmış, çirkinliğini bir maskenin ardına gizlemek zorunda kalmış, cemiyet dışı bir insandır. Operadaki Hayalet, toplumun görmediği, görmek istemediği, hayalet gibi yaşamaya mahkûm olan insanın trajik öyküsüdür,” diyor.

Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Orhan Kemal Öykü Ödülü’nün kazananı Mehmet Fırat Pürselim

Read Next

Agatha Christie’nin ünlü romanı Cinayet Alfabesi dizi oluyor

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram