Responsive banner image
DeliDolu
 

Kendi Yaşamın Gibi Buyur Çekinme

0

Özeti yapılamayacak, okunması gereken kitaplardan; Kendi Yaşamın Gibi Buyur Çekinme…

“Tatlı bir şeyler yazmak istiyorum. Sizde devam etme isteği oluşturacak. Böyle güzel mutlu renkli şekerlerin enerjisinde… Derken yine koyu renkli, kocaman kumaş şapkalı bir abajurun loşluğu fena halde ele geçiriyor klavyemi. Payınıza düşen bu…” demiş yazarımız. Aynen de dediği gibi “Kendi Yaşamın Gibi Buyur Çekinme” romanı. Payımıza düşenleri okuyabiliyoruz. Başkahramanın yaşam derinliğini çok daha iyi hissedebiliyoruz böylece. Yaşamındaki kişiler hep kendileri gibi olmuşlar. Hem hiçbir engelle karşılaşmıyoruz, hem de anlatılanlarda hiçbir çekince yok. Bizler de okuyarak bu yaşantıya dahil olabiliyoruz. Bir kadının yaşamındaki erkekler ve bu erkeklerin ona kattıkları diyebiliriz hikayeye. Aslında bu da var romanımızda fakat öyle bir şey ki kahramanımız olan kadın daha çok onların hayatına bir şeyler katmış ve “katılan şeyler” üzerine yazılmış bir roman bu.

KirmiziKedi_3

Metne kurmaca derken düşünüp duruyoruz çünkü işin içinde yaşanılası güzel gerçekler de var. Kitap gazetecilik bölümü birinci sınıf öğrencisi olan bir kızın, deneyimli bir gazeteciyle üniversitede çıkan eylemlerin ortasında kaldığı bir anla ve karşılaşmalarıyla başlıyor her şey. Gazetecinin bu öğrenci kızı o kargaşadan kurtarması, tanışmaları, birlikte olmaları, ilkleri yaşaması ve kızın onun hayatından gidişiyle devam ediyor. Kızın rahat tavırları ilişkilerinin sonrasında ve yaşadığı öteki ilişkilerde de devam ediyor. Bu hoyratlığına rağmen evlenip çoluk çocuğa da karışıyor kadın kahramanımız, ayrıca işinde de iyi bir noktaya gelebiliyor. İlginç olan da, evlendiği adam çocuklarına annelik de yapabilecek naiflikte bir adam ve kadın kahramanımız bu adama aşık olup evleniyor. Ancak yine de geçmişindeki erkeklerin onun için neler düşündüğünü merak edebiliyor. Hayatına giren erkeklerin kaleminden onu dinliyoruz. Aslında bazen de kafamız karışıyor. Anlatıcı kim? Sonra kitabın adına tekrar baktığımızda, ne kadar da isabetli bir isim seçimi olduğunu anlıyoruz. Sanki kendi yaşamlarıymış gibi çekinmeden anlatabilmiş o adamların da dahil oldukları o yaşamı, kişiyi. Okurken “Acaba benim için ne düşündüler? Şu an yazmak isteseler bir iki cümleyle de olsa ne yazarlardı?” diye de düşünmeden edemiyor insan.

Yukarıda da kurmaca derken insan bir düşünüyor dedim. Bunu kesinlikle düşündürten kısım da yazarın çocukluğunun anlatıldığı bölümler oluyor. Kurgudan o kadar uzak ki ne hissedilmişse aynen verilmiş, gerçeklik etkisi çok yoğun hissediliyor. Ayaklarının üzerinde durabilen, özellikle babası ile iletişimi çok sağlam olan, arada yaşadığı dönemdeki kadınlardan -özellikle anneannesi- çok şey öğrenen, kapan bir kız çocuğu ancak böyle bir yetişkin olabilir. Çünkü büyüyen bu kız çocuğu yaşadığı dünyada aynı zamanda feminist bir kadın. Haklar anlamında değil ancak yaşamındaki erkeklerle, kadın-erkek ilişkisinde bir erkek rahatlığında davranabiliyor. İlk birlikteliği de buna dahil. İlk birlikteliğini kadınlığını kazanmak adına yapıyor. Bu rahatlık ve kararlılığı feodal toplumlarda yaşama aykırı gibi görünse de yadırganmayacak bir yaklaşım da olabilir bazı okuyuculara göre. Şöyle ki başka bir kadın olarak “Ben olsam böyle bir şeyi yapmazdım ama yapanı da yadırgamam.” temasında bir yaklaşım. Kadınların rahatlığı bizde feministlik olarak algılanabiliyor çünkü net bir tanımı olamamakla beraber, bazen genel yaklaşımın dışına çıkıp içini kültürel kodlarımıza göre doldurabiliyoruz. Buram buram bir feministlik yok, ama bir yerlerden kokusu gelebiliyor.

Anlatıcının dikkatten kaçmayan bir üslup özelliği de okuyucuyla bağını sıkı tutması, biz yine bir yerlerdeyiz. Okuyucuyla iletişimi her an canlı kılınıyor. Dinleyen biri gibi, karşılıklı sohbetteymişiz gibi. “Ben böyle düşünüyorum, belki size uymaz. Beni eleştirebilirsiniz de aslında çok da ilgilenmiyorum.” havası da var. Okuyucuya ters geleceğine inandığı, eleştirileceğini bildiği noktalarda araya girişler yapıp yine “Bu benim.” kararlılığını gösteriyor. Çünkü yaşarken de böyle yapmış. Kendisi ne istiyorsa, nasıl istiyorsa öyle davranmış ve öyle yaşamış. Başkalarının kaleminden anlatılsa da kendini okuyucuya hatırlatıyor.

Selçuk Altun, Cumhuriyet Kitap’taki notunda “Çeyrek yüzyıllık gazeteci, genel yayın yönetmeni, sanatsever ve bibliyofil Sibel Baykam, ‘Kendi Yaşamın Gibi Buyur Çekinme’ adlı ilk romanıyla Kitabistan’a umut vaat eden bir giriş yaptı. Cesur üslubu, gizemli kurgusu ve şiirsel tiradlarını benimsedim. Sibel Baykam gibi özgün feminist seslere gereksinim var.” demişti. Ben şöyle düşünüyorum: Okuyucuların kafası anlatıcıların değişkenliği nedeniyle karışabilir. Ben defalarca bıraktım, yeniden başladım romana. Bazı bölümleri yeniden yeniden okudum. Bu değişken konumlar nedeniyle okuyucu bağlantıları kurana kadar biraz  bocalayabilir. İnce ayrıntılar var ve o ayrıntıları yakaladığında anlatıcı erkeğin ve anlatıcı kadının kim olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Bazı bölümlerin başında yazılan kısa yazıların bölümlerle alakası yok. Genelde bağlantı ararız bölümlerin başındaki kısa geçişlerden. Yazar söylemek istediklerini, içinden geçenleri, benzetmelerini, olup bitenlerin yorumunu o bölümlerde özgürce vermiş. Anlatıma olumsuz bir etkisi yok çünkü onlar da başlı başına bir yazı, deneme olmuş diyebiliriz. Farklı metin türleri arası geçişlerde bir netlik yok. Evet bizi zorlayan bir diğer kısım da bu.

Sonuç olarak kitabı okumak zorlasa da, elimize alıp bir çırpıda okuyamasak da yoğun cümlelerden ve yer yer şiirsel anlatımdan keyif alıp sonrasında bitirmek isteyeceğimiz bir kitap olabilir. Çok fazla olay yok, anılar ve anlar var. Duygusal etkiler, yarattıkları heyecanlar daha fazla ön plana çekildiğinden onlara yoğunlaşıyoruz. O nedenle de özeti yapılamayacak, okunması gereken kitaplardan; Kendi Yaşamın Gibi Buyur Çekinme…

  • Kendi Yaşamın Gibi Buyur Çekinme
  • Yazar: Sibel Baykam
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı: 200 Sayfa
  • Yayınevi: Piramid Yayıncılık
Funda Şamiloğlu

Funda Şamiloğlu

Ağrı Doğubeyazıt’ta doğdu, Manisa’da büyüdü. Liseyi İzmir’de, üniversiteyi Çanakkale’de okudu. Memleketin bu bölgelerinde sayısız okul değiştirdi. Cimnastikle çok küçük yaşlarda tanıştı, uğraştı. Cimnastikçi olabilirdi ama aile mesleği olan öğretmen, Türkçe öğretmeni, oldu. Okumayı, yazmayı, denizi, kahveyi, çocukları en çok da yağmuru seviyor. Yağmuru etrafındaki insanlara sevdirme gibi bir gayreti var ve yaşadığı sürece de devam edecek. Sevdiği şeyler arasında olan okumayı kalıcı hale getirmek isteğiyle yazmaya başladı. Bu işin aşk işi olduğunu söyleyenlerin önünde saygıyla eğiliyor.
Funda Şamiloğlu

Latest posts by Funda Şamiloğlu (see all)

Kolektif Kitap
Paylaş

Cevap Yazın