Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
ileti
 

Y kromozomu yeryüzünden silindi, bu dünyada yalnızca kadınlar yaşıyor

0

Cem Akaş’ın romanı Y, kadınlar ve erkekler üzerine, arada sıkışmalar ve geçişler üzerine, toplum üzerine, ama en çok da koca dünyada yapayalnız kalmak üzerine bir mücadele romanı.

Y kromozomunun yeryüzünden silinmiş olduğu, artık yalnızca kadınların yaşadığı bir dünya. Geçmişin siyasetinden, ekonomisinden, toplum yapısından, kültürel birikiminden, ilişki biçimlerinden nefret edilen bir dünya bu çünkü hepsi erkek yapımı. Artık yeni kurallar var, çünkü eski insanlar yok.

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Yukarıda kitabın arka kapak yazısı yer almakta…

Uzun zamandır okuduğum en çarpıcı romanlardan biri. Distopya romanları okuma konusunda başarılı değilim ama söz konusu Cem Akaş olunca kitaba merakla ve azimle başladım.

“Y” üç bölümden oluşuyor. Prolog, Analog, Epilog. Prolog yani romanın ilk bölümü ben anlatıcı olarak başlıyor. Ben anlatıcı, lirik bir vaat aslında; yadırganası bir dünyaya sizi kolayca sokuyor hatta tanrı anlatıcı olsaydı uzak-soğuk hissedilecek yeni düzeni, diyalog ve sahneler içinde gösteriyor. Detayların özetlendiği, listelendiği klasik bir distopik anlatım sunmak yerine, romanın önemli karakterlerinden birinin bakış açısıyla giriş yapmak okuru ısındırıyor. Hatta Aristorian bir özdeşlik bile sağlıyor. Bu ilerleyişin devam edeceğini düşünürken ikinci bölüm ezber bozuyor.

Annelerden oluşan dünya

Kurulan dünya, yüz elli yıl sonra erkek ırkının silindiği saf bir kadın dünyası. Artık aileler anne-babadan değil annelerden oluşuyor. Bariz bir erkek düşmanlığı var. Yıllarca katleden, zulmeden, cenk eden erkek ırkı; canlara yetmiş ve uzun mücadeleler sonucu yok edilmiş. Yerine yeni bir düzen gelmiş ve kanıksanmış… İşte ismi Constantine konan bebek, kadınların dünyasına doğan kaçak bir erkek. Nasıl olduğu bilinmiyor. Kapılarının önünde bulup onu evlat edinen iki kadın, kız gibi yetiştirip cinsiyetini gizlemeyi başarıyor ama sonları da hızla geliyor.

Hoş bu yenidünya da kendi içinde marjinal feminen ve maskülen güçleri, sınırları, etkileşimleri her fırsatta dayatıyor, deneyimletiyor. Beklenen güç ilişkileri, beğenilmeyen geçmişten öyle çok da farklı değil. Kapitalist sistemin defektlerine radikal pansumanlar yapılmış ama bunların da yetmediği hissediliyor. Sözde sosyal bir düzen var. Eşitlik gözetiliyor, ya da öyle olduğu varsayılıyor… Bu yenidünyaya ait doneleri yavaş yavaş, gereksiz detaylara boğulmadan öğreniyoruz.

Minimalist ve ekonomik anlatım, kullanışsız ayrıntıları engelliyor. Veriler, hayal kurmanız için yetiyor. Uzun uzun anlatmanın gerekmediği, buna ihtiyaç duyulmadığını sezmek karşınızda ustaca planlanan bir metin olduğunu söylüyor… Bazen yavaş, bazen hızlı ritimde ilerleyen akış, anlaşılır ama meydan okuyucu! Adeta bir senfoni gibi.

Constantine ismi ise elbette manidar ve deşilesi bir katman… İstanbul da, her fetheden ve keşfedenle isim, şekil, kimlik, doğa değiştirmiş; hatta tecavüz edilmiş, yok edilmiş, talan edilmiş her gelen üstüne yeni bir uygarlık-katman eklemiş zira…

Bakış açısı değişiyor

İlk bölüme nazaran ikinci bölüm gayet Brechtyan. Niye? Bakış açısı değişiyor. Analog bölümü “sen” anlatıcı oluveriyor. Yadırgatıcı, kısmen yorucu. Sen anlatıcıyı okumak başta kolay değil. Sonra benimseniyor. Bu ikinci kısımda, akışın sahneler yerine özetlemeyle geçiştirildiği bölümler çoğalıyor, hız ve ritim artıyor. Yalnız kalan ve kimlik savaşı veren Constantine’in başına gelmedik kalmıyor. Tabii on yaşında bir çocuğun bu dünyada başına gelenler aslında “kadın” dünyası olmasaydı da başına gelebilecekler…

Belki küçük farklarla. Fakat tabii son bölümde bunca deneyim, yetenek ile ayağa kalkıp yirmi yaşında fikren ve ruhen beklentinin üstünde genç bir insana evrilmesi de şaşırtıcı. Anlatıyı bir senfoninin parçaları gibi hayal edersek eğer; ilk başta karşılaşılan o tatlı nefeslilere meydan okuyan sert yaylılar var ikinci devrede ve ritim artsa da ilk bölüme göre bu bölüm daha ağır geçiyor aslında…  Son bölüm ise farklı bir bakış açısıyla ve kurgunun yeni bir manevrasıyla çıkıyor karşımıza. Bu bölüm romanın hülasası gibi aslında. Hem teknik hem de duygu ve düşünce olarak.

Kolektif bilinç bazında özdeşlikler kurabileceğimiz, deneysel ve kesinlikle kocaman ses çıkaran bir roman. Tabii böyle bir kadın dünyasının erkek bir yazar tarafından bu kapsamda ele alınabilmesi ayrıca takdire şayan.

Bu arada imla açısından da kolay bir metin; zira çift tırnağa gerek kalmadan ilerleyen akış, aslında noktalamanın minimal düzeydeki kullanımının gözü ve okumayı nasıl rahatlattığını gösteriyor.

Klasik yollar yerine yeniyi ve farklıyı denemeye cüret eden yazarların çoğalmasını dileyerek naçizane bitiriyorum.

  • Y
  • Yazar: Cem Akaş
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Mart 2018
  • Sayfa Sayısı: 173 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları
Müjde Alganer

Müjde Alganer

Ankara’da doğdu ve büyüdü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Kaynakları Yüksek Lisans bölümüne devam etti. İş hayatı ile Akbank “Teftiş Kurulu”nda tanıştı. Farklı bankaların, fabrikaların ve danışmanlık şirketlerinin insan kaynakları bölümlerinde çalıştı. Beyin avcılığı yaptı.İlk romanı, “Yedilemma” Sistem Yayınlarına bağlı Galata tarafından 2010 senesinde yayımlandı. “Var Olmak Yasaktır” adlı romanı ve “Ruj” isimli hikâye kitabı Goa Yayıncılık tarafından 2016 yılında yayımlandı.
Müjde Alganer

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *