Edebî taslaklardan romana: Robert Walser

Robert Walser’ın büyülü dünyasına ve edebiyatına ölümünden sonra azimle  bir araya getirilip roman haline gelen Haydut kitabına mercek tutacağız bu yazımızda…

Robert Walser dolmakalemden oldukça nefret eder ve yazılarını kurşunkalemle yazmayı severdi…
Kurşun kalemde bir büyü bir tılsım gizliydi onun için. Yazarlığının diğer yarısında can yoldaşı ve dert ortağı kurşun kalemi olmuştu.

TİMAŞ
TİMAŞ

Onunla son yıllarda atık kağıtlardan çiziktirdiği, karaladığı metinler oldukça fazlaydı, Latince’deki “currere” fiilinden üretilmiş “kurrentschrrift” yazısıyla ardında bıraktığı gizemli metinler oldukça fazlaydı. Son yıllarda içine kapanmış ve edebiyat çevrelerinden uzaklaşmıştı.

1921 yılında önemli bir gelişme yaşanır Walser için. Bern’de hiç ummadığı bir zamanda iki miras düşer payına. Maddi sıkıntılarla karşı karşıya olan ve geçim sıkıntısıyla ugraşan Walser için adeta bir can simidi olur bu miras. Fakat sürdürdüğü bohem hayat, toplumla, edebiyat ve yayıncılık çevresiyle ilişkisinin giderek kopmasına neden oldu.

1929 yılında geçirmiş olduğu ağır bir ruhsal sarsıntı sonucunda  Lisa Walser’ın desteğiyle Bern’deki Waldau Psikiyatri Kliniği’nde tedavi görmeye başlar. Burada dört yıl boyunca çeşitli şekillerde gizemli ‘kurşunkalem bölgesinde’ yine yazmayı ve yazdıklarını yayınlatma çabaları içinde olur. Fakat 1933 yılında çeşitli gerekçelerle, atalarının memleketi olan Appenzell bölgesindeki Herisau  Psikiyatri Kliniği’ne  istemediği halde zorla nakledilmesi, yazmayı bırakmasına neden oldu.

Walser, Herisau Kliniği’nde geçirdiği bu 23 yıl içinde, içine kapanık ve dış dünyadan oldukça soyutlanmıştı. Bu dönemde Walser’ın hayatındaki en önemli gelişme İsviçreli yazar ve sanat hamisi Carl Seelig’le tanışması olur. Başta kliniğe ziyaretine gelen Seelig’e karşı oldukça mesafeli durur Walser. Fakat zamanla bu mesafeyi kaldırır ve bir yakınlık kurarlar.

‘Kurşunkalem bölgesinde’ ve yeryüzünün kederlerinden arınmış kutsal sığınağında yıllar sonra önemli bir gelişme yaşanır  ve henüz Walser hayattayken, Carl Seelig  yasal vâsisi ve yayıncısı olmuştur. Carl Seelig tarafından devralınan edebî mirasın en önemli parçası, yazarın “kurşunkalem bölgesi” diye nitelendirdiği ve yabancı gözlerden özenle sakladığı edebî taslaklardır.

Walser’in ölümünden sonra bu edebî mirası açıp inceleyen Seelig , uzun boylu bir çalışma yapmayı gerek görmeden, burada gizli bir şifreyle karşı karşıya olduğunu düşünür. Bununla birlikte bu tomar içinden rastgele seçtiği bir sayfanın aynı basımını, yazarın ölümünden bir yıl sonra İsviçre’nin saygın sanat edebiyat dergisi DU’nun Ekim 1957 tarihli sayısında yayımlar. Aynı dönemlerde,  Köln Üniversitesi’nde Robert Walser üzerine bir tez hazırlayan doktora öğrencisi,  Jochen Greven dergide gördüğü bu elyazmasının mercek yardımıyla okunabileceğini fark eder ve bu metinlerin gizli bir yazıyla değil de, boyutları bir ile dört milim arasında değişen aşırı küçültülmüş harflerle ve kurrent yazısı diye bilinen bir Alman alfabesiyle yazıldığını fark eder. Uzun uğraşlar sonucunda bu edebî taslaklara ve el yazıları için inceleme  iznini alır. Edebî hazinenin gizemini yavaş yavaş çözmeye başlar.

Uzun yıllar boyunca meşakkatli zahmetlerden sonra başta bugünlerde Türkiye’de ilk baskısı olan Haydut kitabını ve daha bir çok şiir ile öyküyü 1966 yılından başlayarak yayınlamaya başlar.
Haydut romanı 1972 yılında ilk kez okuyucusuyla buluşur.

Roman 35 bölümden oluşmaktadır. Romanın anlatım dilinde anlatıcı-yazar-karakter döngüsünün olduğu gözükmektedir. Karakterin ismini kitap boyunca tam olarak göremiyoruz. Yazar karakteri kabaca  “Haydut” olarak nitelemektedir. Kitap boyunca ve yer yer haydutun kişiliği ile ilgili bilgiler verir. Bu klasik edebiyat açısından bir eksiklik olarak gözükebilir ilk başta, fakat post-modern edebiyat açısından önemli bir gelişmedir. Yazar hayal dünyasından özgür bir şekilde yararlanmakta ve klişe kurallardan arınıp kurşun kalemini özgürce kağıdın tenine değdirdiğini görüyoruz.

Yazar “Haydut” adlı karakterimizi şu cümlelerle tanımlar:
“Haydut’un bir devlet müşavirinin oğlu olduğunu açıklamak istiyoruz. Genç yaşta evden ayrılmış, yolu bırakıp kaçtığı çeşitli süfli işlerden geçmiş, sağlam kökenlerini nadiren hatırlamış, kendini asla tam anlamıyla tanımamıştı. Daha dört yaşındayken,  annesinin gözetimi altında nota okuyarak sonatlar çalıyordu. Annesi ona karşı olağanüstü şefkatli davranmış olmalı.  Bugün bile annesinin resmine tapar.” Walser aslında bu sözlerle birazda kendi gizemli kişiliğine yönelik ipuçları verir. Kitap boyunca birçok kısımda yazarı görür gibiyiz. Haydut adlı karakterden ziyade yazarın yaşamından kimi sahnelere tanıklık etmekteyiz.

Yazar kitabın akışına ara ara müdahale eder ve olayın akışına doğrudan yön vermeye çalışır.  Edebî açıdan bir kusur olarak gözükse de bu müdahaleler, aslında kitabın ilerleyen kısımlarında bunun öyle olmadığı anlaşılmakta ve yazar okuyucuya konuyla ilgili gerekli bilgileri aktardıktan sonra romanı ilahi bir bakış açısıyla yine sürdürmektedir…

Walter Benjam’in deyimiyle “hıçkırıklar” Walser’ın gevezeliğinin melodisidir. Bu teşhisi, yazarın geçirmiş olduğu psikolojik sarsıntıların bir belirtisi olarak görmemek gerekir. Konuya ilişkin kaynaklar da bu noktada bir fikir birliğine vardığı görülmektedir. Yazarın maruz kaldığı toplumsal dışlanmışlık ve damgalanmışlığın yansımasını, Haydut karakterinde daha da yoğunlaşmış bir biçimde ortaya çıktığını görmekteyiz.

Haydut beş parasız biridir; değer bilmeyen ve dış dünyadan soyutlandırılmış, toplum dışına itilmiş ve toplum normlarına uymayıp, ütopik kural ve düşler kuran hümanist ve sosyalist biridir. Bern’deki sokaklarda adeta ‘’Yaşasın Komünizm!’’ der, bütün kural ve ideolojilere meydan okur… İnsan zihninin, bedeninin ve özgürlüklerinin toplum normlarına göre oluşturulmuş kurallarla sınırlanamayacağı düşüncesindedir… Burjuva toplum düzenine, kapitalist yapıya bir başkaldırıdır haydut…

An an kendisiyle çelişir, an an ise çelişkilerinden anlamlar türetip meydan okur her şeye ve sessizce isyan eder…
Haydut, ilkesel bir tamamlanmamışlık içinde, sevdiği kadın Edith karşısında  bile kendisini bir çocuk olarak kavrar; mazoşistçe bir teslimiyet, zihninde mahremiyet duvarlarının gerisinde derin dönüşümler yaşar. Burjuvazinin toplum düzeninden tiksinir Haydut. Fakat bir yandan da bunu kabullenmeye çalışır ve romanın sonunda: “parası olmayan alçaktır!” sözleriyle bunu acı bir şekilde kabullenir. Fakat bu alçaklık Haydut’un nitelediği bir alçaklık olmayıp burjuvazinin toplum düzeninde bireye dayatılan ve bireyin böylesi bir hissiyata kapılmasını sağlayan bir duygudur.
Paranın tamamen metalaştığını gören Haydut adeta isyan eder bu olgu karşısında ve son cümlelerini çaresizce haykırır…

‘’Haydut burjuvazi düzen karşısında onurlu bir duruştur!’’

  • Haydut
  • Yazar: Robert Walser
  • Çeviri: Cemal Ener
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2015
  • Sayfa Sayısı: 192 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları

Arda İcil
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Gençliğini Bir Yudumda İçenlerin Anısına Darbeleri Anlatan 10 Kitap

Read Next

Bitmeyen yolculuğun ‘sol anahtarı’; Segâh Makamı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram