Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Palmiyelere, Barikatlara, Selam Olsun Nihat Behram’a

0

Nihat Behram okumak, “boş zaman eğlencesi” değil ki!
Yazılanların bir işe yaraması için, okumaların da bir işe yarayacak biçimde gerçekleştirilmesi gerekir.

Genç Nihat Behram, Sirkeci Postanesi’nin önünde, heyecanla bir zarfı açıyor. Halkın Dostları dergisi çıkıyor içinden. Fransa’da bulunan Ataol Behramoğlu’na geçenlerde gönderdiği dergi bu. Geri postalanmış. O sırada Paris’te yaşayan Pablo Neruda’ya ulaştırması için göndermişti Ataol’a.

Neruda, sosyalist Allende hükümeti döneminde, Fransa’da Şili büyükelçisi olarak bulunuyor. Şili’de henüz 11 Eylül 1973 Darbesi yapılmamış.

Türkiye’de ise kanlı günler yaşanıyor, barbarlıklar büyüyor. 12 Mart 1971 darbesinin etkisi devam ediyor. Devrimci sanat ve kültür dergisi Halkın Dostları, yayına devam etmeli. Bir direniş. Yazı işleri sorumlusu Nihat Behram bu kritik dönemde, dergide Neruda’nın ünlü bir şiirini yayımlanıyor:

Alçak bir başkanın
Ülkemin en değerli insanlarını toprağın altına soktuğu
Kemiklerini satmak için

Paris’ten geri gelen derginin o sayfasını, titreyen elleriyle açıyor Nihat Behram.

DEĞİŞTİ, DEĞİŞMEDİ

45 yıl sonra, 2016 yılının yaz başlarında bir okur, heyecanla açıyor kargo paketini. Sipariş ettiği kitaplar. En üstte, Nihat Behram’ın son kitabı: Tekzip.

tuyapfoto

Uyandırın anamı 
Söyleyin gidiyorum 
Yolumu gözlemesin 
Dönemem belki geri

Halkın Dostları günlerinden beri ne çok şey değişti. Hapisler, sürgünler, gittikçe hızlanarak geçen yıllar. Nice badireler atlattı Behram.

Söyleyin gidiyorum 
Dönemem belki geri 
Gelsinler anılarım 
Uğurlasınlar beni

Ve bu arada kitaplar yayımladı. Şiirler, romanlar, şiirler, yazılar, şiirler, belgesel anlatılar, şiirler… Sanatın kalıcılığı, insanlığın kuşaklar boyunca mücadelesi ve güncel olaylara karşı tavırlar hep bir arada bulundu onda.

Söylemeyin bu akşam 
Sevdiğim ağlamasın

İşte Tekzip, böyle bir kitap; iki yıl süreyle Yurt gazetesinde yayımladığı yazılarından geniş bir seçme. Güncel konulara değinen kadim düşünceler. Halkın Dostları günlerinden beri ne kadar az şey değişti.

Vay kanlı da kanlı cellat elleri 
Cellat ellerinde halkın gülleri 

ŞİİRLER, ROMANLAR, DÜŞÜNCELER

Şiir, roman, deneme; Nihat Behram için yazmak, hiçbir zaman kendi halinde bir amaç olmadı. Hiçbir sözü, dizeyi, kurguyu kendi başına bir güzellik olarak görmedi. Gelecek kuşaklara aktarılması gereken olaylar tarihe gömülüp kalmamalı, tanıtılması gereken kişiler unutulmamalıydı. Deniz, Hüseyin, Yusuf… Darağacında Üç Fidan kayıtlara geçmeli, toplumsal hafızaya bir de Behram’ın gördüğü biçimde kazınmalıydı. Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit, İbrahim anlatılmalı, ille de öyle anlatılmalıydı. Hayatımız Üstüne Şiirler yaratılmalıydı, Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar yaşanmalıydı, Hayatı Tutuşturan Acılar’ın üstüne üstüne gidip Yine de Gülümseyerek yola devam edilmeliydi. Cenk Çeşitlemeleri üreterek, gerekirse Yalın Yürek, ama her zaman Ölülerimiz’in anılarıyla yürünmeliydi. Bir dostun anıları yetişkinlere Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllar adıyla aktarılırken, çocuklara da bir Göğsü Kınalı Serçe emanet edilmeliydi. Gurbet dolu yıllar bir romana dönüşmeli, kamyonlara sığmayan Kız Ali, memleketin ağır yüküyle şehirler şehirler geçerek Almanya’ya kadar uzanmalıydı.

Gün doğar günüm olur 
Solurum dünüm olur 
Birisi benim yavrum 
Gerisi gülüm olur

Yazılanlar akıp giden hayatta bir işe yaramalı, topluma etki etmeliydi. Estetik değerler, ancak böyle yaratılabilirdi. Zaten Tekzip kitabının hemen başındaki bir yazıda, edebiyatın hayattan kopuk bir uğraş diye ortaya sürülmesini tekzip ediyor Behram. Örneğin, polis bir genci tekmelerken, uzaktan seyredip şiirini yazmayı reddediyor. Öyle anlardaki tercihini açıkça ortaya koyuyor: Uçarcasına eyleme koşmak, acının omuzdaşı olmak. Ve şiir günlerinde, bu yaklaşımla yapıtlar üretmek.

Bu nedenle, “acı sargısı” deyince çoğu insanın aklına gazlı bez veya yara bandı gelse de, Nihat Behram’ın ilk aklına gelen şiirdir. Acıyı sarmak kadar güzelliğin de yoludur şiir. Ve elbette gerçeğin. Bu köşe yazıları da aynı şekilde, yalana karşı mücadelesinin bir parçası. En başından beri, mücadele içinde üretti Behram yapıtlarını. Ortaya çıkan estetik değerler, bu anlayışa dayandı hep.

GÜNCEL VE KADİM

Peki, başarılı bir insan mıdır, Nihat Behram? Hayat hikayesi büyük ölçüde ortada; internetten de hakkında birçok bilgiye ulaşılabiliyor. Bir yazısında “… yapmak istediklerimle yapmakta olduklarım hep uzak düştü birbirine.” diyor. Genel olarak şöyle bir bakınca, mutlu bir kişi midir? Daha önemlisi, onca yazısı, onca kitabı bir işe yaramış mıdır?

tetikile

“Başarı” nedir ki, “mutluluk” nedir? Bir Nihat Behram okuru için, bunlar fani değerler. Bizler, tercihlerimizi hiçbir zaman kazanan tarafta olmaya göre belirlemedik ki. Hep haklı tarafta yer almak kaygısıyla yaşadık. Kavgadan asla kaçmadık. Her zaman güzelliğin değerini bildik, şiiri sevdik, en derin sözlerin anlamına bağlandık. Ama hiçbir zaman içi boş biçimde “kitap okumak” övgüsü yapmadık; diğerlerinden çok okusak da, ukalaca, okumayı tek başına bir üstünlük gibi anlatmadık.

Biliyoruz ki, kitap da dahil, herhangi bir şey toplumun tamamına faydalı veya zararlı olamaz. Düşünce ve duygu hırsızlarına, yalan üreticilerine faydalı bir kitabın emekçilere ne faydası dokunacak? Gerçeklere, hayata, eşitliğe, özgürlüğe katkısı var mıdır her kitabın? Bazı sözleri ve hikayeleri kitap haline getirmek ille de dünyaya güzellik mi katacak? Ya kin, nefret yayanlar; “insanları alıp başka dünyalara götüren kurmacalar” ve gerçeklikleri çarpıtanlar? Biz “bağzı” kitaplara da direndik. Sadece faşizme, sadece dinciliğe değil; modaya, medyaya, arabeske, pop kültürüne, ezberciliğe de direndik.

Elbette bir Nihat Behram etkisi var bu memlekette. Örneğin, Dar Ağacında Üç Fidan’ı okuyan insanlar herhalde milyondan fazla. Ve belki ondan daha çok, bu kitabı okumadan, hatta yazarını bilmeden “darağacında üç fidan” deyimini benimsemiş insan var.

Behram’ın düşünceleri ve dizeleri yüz binlerce, milyonlarca insanın belleğinde ve görüşlerinde iz bırakmıştır. Kitapları bazen kapışılarak ama her zaman bir süreklilik içinde satılmıştır.

EDEBİYAT CEPHESİNDE MİLİTAN

Evet, “piyasa” ölçütlerinde “başarılıdır” ve fani insan beklentilerine göre “mutludur” şairimiz. Ama halkların acıları dinmeden, kalıcı bir gülüş nasıl belirsin yüzünde? Yüzümüzde?

dovusedovuseyurunecek

Işığı gözde çağır 
Sözünü özde çağır 
Yüreğin dağ rüzgarı 
Acını közde çağır

Yazılanların bir işe yaraması için, okumaların da bir işe yarayacak biçimde gerçekleştirilmesi gerekir. Daha güzel bir dünya için mücadelenin onca cephesinden biri de edebiyat değil mi? Bazen bir toplantıya, bazen bir barikata dostları çağırmaktan çok mu farklı, bir kitabın okunmasını önermek? Nasıl hoşgörülür dincinin, faşistin, liberalin yalancı barikatlarına dostları yönlendirmek!

Vay çatal da çatal yılan dilleri 
Yılan dillerinde halkın gülleri

Soyut bir “okuma övgüsü” değil bizimki. Doğru okumanın sevinci, doğru kitap önermenin kararlılığı. Kargo paketinden çıkan o büyük kitaplara dokunma anının erinci. Tıpkı, Sirkeci Postanesi’nin önündeki Genç Nihat Behram gibi.

Paris’ten geri gelen derginin o sayfasını titreyen elleriyle açıyor Nihat Behram. Neruda, kendi şiirinin yayımlandığı sayfaya, palmiyeler çizmiş. Demek palmiyeler göndermiş usta, selamlar göndermiş memleketimize.

  • Tekzip
  • Yazar: Nihat Behram
  • Türü: Yazılar/Söyleşiler
  • Sayfa Sayısı: 469 Sayfa
  • Basım Tarihi: Nisan 2016
  • Yayınevi: Everest Yayınları

Zafer Köse

Kuş Sesleriyle Direnenler (roman), Yıllarca (roman), Fabrika Yolu (öykü), Sarsılmak (roman), Son Ozan (deneme), Evin Yolu (öykü), Söz İstiyorum (roman)
Zafer Köse

Latest posts by Zafer Köse (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *