TUDEM
 
TUDEM

Tarihe not düşen emsalsiz bir roman: Yeşil Mürekkep

Faba Kahve

Gece yarısı 00:34’te kitabın son sayfasını da okuduğumda Yeşil Mürekkep’in kapağına süzülen iki damla mavi gözyaşımı tutamamıştım.

“Gazetelerin verdiği haberlere göre Sabahattin Ali’nin cesedi 16 Haziran 1948’de bir çoban tarafından bulunmuştu.
Parmaklarını da kullanarak bir hesap yaptı genç adam (*) “Öldürüldükten iki buçuk ay sonra bulunmuş” diye söylendi.” (**)

Yazma ve hakikati arama serüvenine gazetecilik mesleğindeki gözlemcilik yeteneğinde ustalaşmasıyla, Ben Suat Derviş, Ela Gözlü Pars Celile, Putlar Yıkılırken örneklerindeki gibi daha birçok, topluma mal olmuş fakat toplumun büyük çoğunluğunca gerçek öyküleri bilinmeyen çok değerli ve özgün sanatçıları biyografik roman biçemiyle git gide artan sayıdaki okurlarının gözleri önüne seren yazarımız Osman Balcıgil, haklı bir ünün de çoktan sahibidir.

 
KitapEki
KitapEki

Sonunu okuruna merakla bekleten ve kendini yalnızca böyle okutabilen polisiye tarzdaki pek çoğu sözde romanın çok sattığı bir “yazıcılık” enflasyonunda, dramatik sonu tarih bilinci olan her okurca bilinen, toplumcu idealist bir aydının kısacık ama olağanüstü acılarla yoğrularak katlanılamaz bir dramla sonlandırılan yaşam öyküsünü geniş kitlelere okutabilmek, hiçbir yazın otoritesinin görmezden gelemeyeceği büyük bir başarısıdır Osman Balcıgil’in.

Neler okumuyorsunuz ki, 408 sayfalık biyografik romanın içerisinde: Birinci Paylaşım Savaşı sonrasının ve Osmanlı’sının yıkıntıları altında doğan Cumhuriyet’in İstanbul’undan, gürül gürül ayak seslerinin işitilmeye başlandığı Hitler faşizminin Berlin ve Potsdam’ına; yokluklar ve yoksunluklar içindeki özgürlük ve meslek edinme mücadelelerinden, düşünce suçlarından sık sık düşülen cezaevlerine; tek partili milli şef döneminin aksak ve sakat uygulamalarından Alman, İtalyan ve İspanyol faşistlerine öykünerek yükselen milliyetçilik akımlarına; kelebek yürekli ama çelik bilinçli bir genç aydının aşklarından, Cumhuriyet’in aydınlanma hareketinin öncüleri olan Nazım Hikmet, Pertev Naili Boratav, Rasih Nuri İleri, Mehmet Ali Aybar, Hasan Ali Yücel, Aziz Nesin ve daha nicelerine; dönemin dünya siyasetinden, ülke içerisindeki jurnalciliklere ve daha saymakla bitmeyecek gazetecilik ve dergicilik maceralarına dek soluğunuzu tutmuş olduğunuzun ayırdına varıyorsunuz.

Çok büyük özveri ve yoğun emek gerektiren kitap ya da yazı yazma işçiliğinin üretim atölyesinin olmazsa olmazları masa, kağıt, kalem ya da artık günümüzdeki gibi bilgisayar ve bir de sürekli üzerinde oturacağınız bir sandalyedir. Buna karşın kitap okumak içinse yeterli bir ışık ve rahatça okuyabileceğiniz bir koltuk ya da uzanarak daha rahat edebileceğiniz bir kanepe yeterlidir.

İlkin ben de öyle başlamış, gün boyu masa başında çalıştığımdan akşamları okuyabildiğim Yeşil Mürekkep’in sayfalarını kanepeye uzanarak çeviriyordum. Zaman zaman da, Sabahattin Ali’nin benim de çeyrek yüzyıldan fazladır yaşadığım Berlin’in Vilmersdorf ilçesi’nde başından geçenleri okurken neredeyse yüz yıl öncesindeki aydınlanma sevdalısı gepegenç bir aydın Sabahattin Ali’yi yanıbaşımda görür gibi oluyordum ve bu, sayfaları çevirdikçe daha da dayanılmaz bir huzursuzluğa ve hüzne yol açıyordu.

Okuma odamdaki kanepede uzanmış olarak Yeşil Mürekkep’in son sayfalarına yaklaştığımda, birdenbire içimi ürpertiyle utanma duygusu karışımı bir his kaplamaya başlamıştı. Yazarımız Osman Balcıgil, o usta kalemiyle bir yandan okurunu o hepimizin bildiği sona usul usul yaklaştırırken bir yandan da “sevgili okur, sanırım bu noktadan sonra da, insanlık tarihine geçmiş 41 yaşındaki özgürlük savaşçısı bir aydının devletin maşalarınca vahşice katledilişini artık yattığın yerden okuma saygısızlığını gösterme lütfen”i fısıldıyordu.

Ben de bu uyarıyı izleyerek öyle yaptım: yavaşca doğrulup soluğumu tutarak, muhalif katletme konusunda sicili son derece kabarık olan bir devletin adım adım yaklaşan infazına tanıklık etmeye hazırlanmaya başlamıştım. Gece yarısı 00:34’te kitabın son sayfasını da okuduğumda Yeşil Mürekkep’in kapağına süzülen iki damla mavi gözyaşımı tutamamıştım.

Bir sanat akşamında ünlü bir besteci, piyanosunun başına geçerek son bestesini çalmış. Bunun üzerine çok büyük bir alkış alan bestecinin yanına izleyicilerden biri sokularak “sevgili üstadım, bu bestenizle acaba ne anlatmak istediniz” diye sorunca, ünlü besteci de son bestesini bir kez daha çalarak “işte bunu anlatmak istedim, beyefendi” diye yanıt vermiş.

Son zamanların en üretken ve öğretken yazarı Osman Balcıgil’e böylesi göz nuru ve alınteri emeği bir yapıtla ne anlatmak istediğini soracak olursanız, sizi “lütfen okuyunuz, eğer halen anlayamadıysanız bir kez daha okuyunuz” diye yanıtlayacaktır.

Çünkü okuyacağınız, sizin sizden gizlenen tarihinizdir.

Yazarımız Osman Balcıgil’i bu şiirsel biçemdeki biyografik dramı romanlaştırdığı için kutluyor, uzun soluklu daha nice yapıtlar vermesi yolculuğunda kolaylıklar ve başarılar diliyoruz.

(*) Rasih Nuri İleri
(**) Yeşil Mürekkep sayfa 405

  • Yeşil Mürekkep
  • Yazar: Osman Balcıgil
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Satısı: 408 Sayfa
  • Yayınevi: Destek Yayınları

Kitap Eki Dergisi
Fikret Yıldırım

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Fikret Yıldırım

50 yıllık Pendik'li fakat 23 yıldır Berlin'de yaşıyor. Almanya ile tanışmasını Kenan Paşa ve arkadaşlarına (!) borçlu. 9 Eylül İktisat'ı bitirmeden AÜ DTCF Germanistik Bölümü'ne geçerek mezun oldu. Türk şirketinin Almanya operasyonlarında çalıştı, yöneticilik yaptı, yapıyor... Metin Ağaçgözgü ile bir kitap (Türkçe'ye) ve bir de film altyazısı (Almanca'ya) çevirdi. 40 yıldır kendince bağlama çalar. Özellikle felsefe okumalarını sever. 50 yaşından sonra da okuyanların şiir olduğunu söyledikleri dizeler yazmaya yeltendi: yildirimfikret.blogspot.com

Read Previous

‘Serseri Âşıklar’dan ‘Aşk Zamanı’na filmler Cannes’ın Klasikler Seçkisinde

Read Next

Uluslararası 3. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali etkinlikleri Tunceli’de

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *