İsteklerimi Neden Gerçekleştiremiyorum?

Amerikalı yazar Steven Pressfield bu en büyük düşmanımıza “Direnç” adını veriyor ve çoksatan kitabı “Yaratma Savaşı”nda Direnç’in hayatımız üzerindeki yıkıcı etkisini kısa pasajlar halinde sergiliyor.

Günlük yaşayışımızın, yalnızca duyularımızı doyuran zevklerin üzerine çıkan bir isteği var hepimizin.

TİMAŞ
TİMAŞ

Kimimiz roman yazmak istiyor, kimimiz bir iş kurmak, kimimiz dünyayı dolaşmak istiyor, kimimiz el örgülerini internette satmak.

Ama bir şey oluyor ve erteliyoruz.

Ne kadar istekli olsak da, kendimizi ne kadar motive etsek de bir şey oluyor ve isteğimizi yarıda bırakıyoruz.

Bir şey oluyor ve bitirdiğimiz romanımızı yayınevlerine gönderemeden ölene kadar çekmecede tutuyoruz.

Peki, ne oluyor? İçimizde neler olup bitiyor da isteğimizi, isteklerimizi gerçekleştirmek için harekete geçemiyoruz? Veya başlasak bile nihayete erdiremeden yarıda bırakıyoruz? Sonuca ulaşsak bile başkalarına gösteremiyor, dış dünyaya açamıyoruz?

Amerikalı yazar Steven Pressfield bu en büyük düşmanımıza “Direnç” adını veriyor ve çoksatan kitabı “Yaratma Savaşı”nda Direnç’in hayatımız üzerindeki yıkıcı etkisini kısa pasajlar halinde sergiliyor.

Bizi yaşam planımızdan alıkoyan şey sadece korku olamaz, diyor Pressfield ve ekliyor: Eğer sadece korku olsaydı, korktuğumuzu fark edince utanır, ben korkak biri değilim, der, isteğimizi gerçekleştirmek için daha büyük bir tutku ve sebatla çalışırdık.

Direnç’te korku yok sadece. Korkunun yanında kaygı da var, tembellik de var, utanç da var, özbilinç/özdeğer eksikliği de var ve en kötüsü de akılcı gerekçeler de var. Son derece sinsi bir düşman yani Direnç. Silahını göstere göstere alnınıza dayamıyor. Aksine, çoğunlukla sanki dostumuzmuş gibi davranıyor.

Tam isteğimizi hayata dökmek için harekete geçiyoruz ki içimizde çok mantıklı bir dostumuzmuş gibi konuşmaya başlıyor:

Ben aslında yaparım da, yapmak istemiyorum. Onun yerine falanca işi yapmam çok daha akıllıca olur. İstesem yaparım, ama şu an sırası değil. Onun da zamanı var. Her şeyin bir zamanı var sonuçta.

Steven Pressfield’ın milyonlarca insanı etkilemiş eseri “The War of Art (Yaratma Savaşı)” bana göre okullarda ders kitabı olarak okutulmalı ve hepimizin elinde, tekrar tekrar döneceğimiz bir başucu kitabı olarak bulunmalı.

Benden her hafta bir mektup ve kitap önerisi almak için: http://kitapvekuslar.com/semih-ucar-e-mail-listesi/

Yaratma Savaşı’nın Türkçe çevirisine ulaşmak için tıklayınız

Semih Uçar
Latest posts by Semih Uçar (see all)
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Türk Edebiyatı Hamburg’ta

Read Next

“Siddhartha, Kutsal Kitap’tan kat kat üstün bir ilaçtır…”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram