nasıl demişlerdi; kaos merdiven miydi

ilk kitabı gökkuşaksız’da dilinin ve daha önemlisi dilini kuran yüreğinin nasıl özel olduğunu hissedebilirsiniz. eminim kendisi bambaşka bir tarz da dese aslolan özü duyumsayacağım yine bu kitapta da.

güzel sıcak ve akan bi sohbetin başlamasına az kala çekildi bu hatıra fotoğrafları. 15 kasım cuma günü kadıköy mephisto’da sevgili necla akdeniz’in ikinci kitabı kaotika’nın söyleşisi vardı. moderatörlüğünü sitemiz yazarlarından korkut akın’ın yaptığı söyleşide necla akdeniz, samimi ve şirin hâlleriyle yazar olmanın kasılmamış durumunu örnekledi söyleşi boyunca demiycem öncesi ve sonrası da dahil çünkü tavrına. onun hâlleri hep böyle zaten. söyleşi başlayınca kendinden başka biri olmayanlardan o. iki satır yazınca havalara girenler ya da yazdıklarım basıldı basılmadı üzerinden dünyası göçenler gibi değil onun tavrı ve dili. insana dair her türlü hâli anlatan bi şeffaflık var onda. o zaman anlıyorsunuz ki karşınızda bi insan var öncelikle. kitaplar önemlidir ama yazar da önemlidir. bir yıl önce ilk kitabının söyleşine gittiğimde beni tavrıyla kendisine bağlamış bi yazar necla. ilk kitabı gökkuşaksız’da dilinin ve daha önemlisi dilini kuran yüreğinin nasıl özel olduğunu hissedebilirsiniz. eminim kendisi bambaşka bir tarz da dese aslolan özü duyumsayacağım yine bu kitapta da.

yazar olma serüvenini öyle içten anlattı ki. derinde duyulan o hissi… ben çocukluğumdan beri yazardım derler ya bazı yazarlar. öyle değil işte öyküsü onun. ben çocukluğumdan beri yazar olacağımı hissederdim deyip ama hiç de yazmadığını anlattı. hep nasıl ertelediğini anlattı bu yazma işini. şunu yapayım da yazar olucam, bunu yapayım da yazar olucam deyip deyip ertelediği şeyi birden fark edince işini gücünü dağıtıp kaleme sarılışını anlattı bize. bu hikâye benim hikayeme de benziyor bi yanıyla. ama sadece bi yanıyla. kırkından sonra bi gün avuçları terleyerek yazmaya başladığım o gece yarısına gittim içimden necla’yı dinledikçe. ama ben hiç yazar olucam dememiştim çocukluğumda ya da gençlik yıllarımda. aklıma bile gelmemişti hatta. oysa kalemim iyiydi hep okulda. kompozisyon notlarım hep 10 olurdu yani. ama o dersti sadece benim için. fizik dersinden zorla 5 alan ama not için gerektiğinde nasıl oluyorsa iyi kompozisyon yazabilen biriydim ben kendime göre. bu iyi yazmaya da şaşardım herkes harıl harıl yazardı ben sınav boyunca tek sözcük yazamazdım. sonra birden son on dakikada açılır sular seller gibi hızlıca yazar, ve yazdığımı değil okumak zor tamamlardım. hoca elimden çekerdi resmen kâğıdı. fark ettim ki şimdi de aynen o metot yazıyorum. yolda izde zor düzenliyorum hızlı yazmaktan kaynaklı klavye hatalarımı. niyetim kendimi anlatmak değil. hayatımıza değen her kişi bi yanıyla aynamızdır. bazen tersten, bazen düzden, bazen çaprazdan bir şey gösterir bize. bunları anımsadım işte ben de necla’yı dinlerken. ve yalan yok necla’nın çocukluğuna çok özendim. o kendini bilebilme duygusuna imrendim.

TİMAŞ
TİMAŞ

yazmak çizmek çözmek o kadar da önemli değil gibi geldi. aslolan duygu dedim. o duygu bizi biz yapan ya da yapamayan şey. ben yazar olucam deyişteki duygu hoşuma gitti yani. o derin duyumsayış. birden fark ettim. onun yaşayışını da o an içselleştiriyor kendime katıyordum. o bunu yaşamış benim yerime de cümlesi geçiyordu içimden. bak aynur yıllar sonra bu özel kadın belki de bunun için çıktı karşına dedim içimden. baktım gözlerim dolmuş hafiften; şu anda yazarken olduğu gibi.

her anlatılanı her gördüğünü içimden bunca derin geçiren kalbime teşekkür ettim. karşıma çıkan güzellikleri anında fark eden yüreğime. ve sevgili necla’ya. şu ölümlü dünyada böyle sıcak ve içten daha da ötesi içi dışında bi yazarın olduğu duygusunu bana doya doya yaşattı. ve arkadaş olmuştum kendisiyle ilk söyleşisinden sonra. bi yıl boyunca pek temaslanamadık birbirimizle ama kalplerimiz birbirini tanıdı. ki anladığım kadarıyla o da bana boş değil; daha ne isterim.

bu hafta sonum çok bir etkinlikli geçti.. dün de sezai sarıoğlu ve mehmet tekirdağ’ın maltepe’de etkinlikleri vardı. oraya giderken biraz geç kalmıştım. mekanı bulucam derken dolandım biraz sokaklarda. mekâna vardığımda beni karşılayan güler yüzlü bir kız dedi ki etkinlik başladı; üst katta. sizi hemen yukarı alayım tek oturan tatlı bi hanım var. yanına oturtabilirim. içimden dedim necla’dır o kesin. olur, dedim kıza gülerek. evet, beni o tatlı hanımın masasına götürün.

ve hakikaten de oydu. maviler içinde bi ışıltı. beni görünce şaşırdı, ben hazırlıklıydım şaşırmadım. sarıldık hızlı şöyle bir dikkatleri çekmeden. etkinlik başlamıştı. sonra etkinlik boyunca sezai’nin sahnede anlattıklarından nasıl ama nasıl etkilendiysem yine dolu dolu ağladım. yine diyorum çünkü birlikte onca yıl etkinlikler yaptık, sohbetler yaptık. anlattığı kıymetli hikâyeleri biliyordum o yüzden ama her seferinde içimden nasıl derin geçer ve hep ağlarım. baktım benden başka ağlayan yok salonda ben siğil siğil akıtıyorum ve nerdeyse utanıyorum ağlamaktan. necla hissetti ve bana döndü. doğal olarak yüzü sahneye dönük olduğu ve ön tarafımda olduğu için onun görüş alanında değildim normalde.

birden döndü gizlemeye çalıştığım gözlerimi gördü. uzandı elimi tuttu yüzüne baktığımdaki ifadesinin fotoğrafını çekti zihnim. utanmam geçti.

Not: KitapEki.com yazarı Aynur Uluç yazılarında büyük harf kullanmamayı tercih etmektedir.

Aynur Uluç
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

İki Deneme Bir Mesele

Read Next

her şeye rağmen

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram