Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Öfkenin, isyanın ve acının özeti: Latin Amerika’nın Kesik Damarları

0

Yazar, Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nın finalini son bir soruyla yapar: “Bizi felçli edenlerin şimdi bize tekerlekli sandalye vermeye hakkı var mı?” 

Baştan belirteyim, sağlam sinirlere, haksızlığın bu kadarına tanık olduğunuzda, kitaba devam edebilecek bir iradeniz varsa kitabı okuyun. Aksi takdirde kitap Latin Amerika hakkındaki gerçekleri anlatmak yerine, çok satan popüler romanlarda sıkça gördüğümüz, klişe hüzün sarmalında okunacak bir metne dönüşecektir.

2015 yılında hayata veda eden 1940 doğumlu Uruguaylı yazar Eduardo Galeano memleketine, memleket sevdasına dair yazdıklarından dolayı hayatı boyunca farklı şekillerde zulme uğrar. Latin Amerika’nın Kesik Damarları kitabının yayımlanmasının ardından, yazar Uruguay cuntası tarafından Arjantin’e daha sonra da Arjantin’de yönetime gelen başka bir cunta tarafından, İspanya’ya sürgün edilir. Ülkesini gerçekten seven birçok yazarın, başına gelen bilindik serüvenlerden Uruguaylı yazar Eduardo Galeano da nasibini alır.

Kitap bize çok uzak bir coğrafyanın, Latin Amerika’nın, Kristof Kolomb’un kıtaya ayak bastığı andan şimdinin modern kapitalist dünyasına kadar olan süreci kronolojik olarak anlatır. Yazar kitabında Kuzey ve Güney Amerika’yı Amerika olarak adlandırır ve günümüzde Amerika deyince aklımıza sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin gelmesini, ABD’nin kıtaya hakimiyetinin göstergesi sayar. İspanyollar ve Portekizlilerin öncülüğünde eski dünyadan bu yeni dünyaya başlayan keşiflerle birlikte, yüzyıllar sürecek olan acının ve sömürünün de uzun ve tek yönlü tarihi başlamış olur.

Papanın manevi, Avrupa’nın zengin iş adamları (günümüz banker ve tefecileri) ve devlet adamlarının maddi desteğiyle başlayan Latin Amerika istilası, kıtada yaşayan yerlilerin o zamana kadar barış içinde, mülkiyet ve para olgularından bağımsız hayatları için felaketin başlangıcıdır aslında. İstilacı Avrupalıların kıtanın yer altı kaynaklarını (altın ve gümüş) ve yer üstü kaynaklarını (şekerle başlayıp zamanla kahve, pamuk vb…) keşfetmeleriyle yerli kıyımı ivme kazanarak devam eder. Öyle ki günde nerdeyse 20 saat çalıştıralan  yerliler, bu şartlardan kurtarmak için, çocuklarını kendi elleriyle öldürmeye bile başlarlar. Yerlilerin yabancıları uzaklaştırmak için, uydurdukları altınla kaplı olduğu rivayet edilen kayıp Kral Eldorado ve şehri efsanesi de bu sırada doğar.

Madenlerde çalıştırılarak sistematik olarak öldürülen yerliler iş gücü talebini karşılayamayınca Hollandalılar ve İngilizlerin öncülüğünde Afrika’dan Latin Amerika’ya  köle ticareti başlar. Afrikalı köleler de yeni geldikleri kıtada yerlilerin yaşadığı gazaba uğrar.“Köleler intihar ederek Afrika’da yeniden hayata geleceklerine inanıyorlardı. Efendileri de cesetleri kesip biçiyor, dirilenlerin sakat, topal ya da kafasız olacağı inancını yayıyorlardı. Böylece birçok kölenin intihardan vazgeçmesini sağladılar”. Neticede yerlilerin ve kölelerin mezarlarından başka toprakları olmaz.

Kıtayı istila edenler İspanyollar ve Portekizlilerdir fakat kıtadan elde edilen ganimetlerin hepsi İngiltere başta olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinin hazinelerini doldurur. Keşifleri finanse eden banker ve tefecilerle diğer Avrupa devletleri İspanya hazinesini kendilerine bağımlı hale getirirler. Her kazancın kendi ülkelerine girmesini sağlayan bir sistem yaratırlar İspanya’da. 1913’de eski ABD başkanı Woodrow Wilson “Bir ülkenin, oraya yatırılan sermayenin kesin egemenliği altına girdiğini” ifade etmiştir. Bu sözler, İspanya’nın dönemin en zengin devleti olması yerine neden en fakir ülkelerinden biri olduğunu açıklar.

Sömürge bayrağını, sanayi devrimi ve endüstrinin gelişimiyle İspanya’dan devralan İngiltere, yer altı ve üstü kaynaklarının keşfinin ve köle ticaretinin artmasıyla beraber kıtaya iyice kök salar. Kendi şirketleri ve elçilikleri üzerinden kıtanın tek sahibi olur ta ki ABD onlardan bayrağı devralana kadar. Şirketler üzerinden kukla hükümetler kuran İngiliz’lerin finanse ettikleri ordu mensupları, darbelerle yönetime gelip İngiliz hükümetinin istediği yasaları ve imtiyazları yabancı şirketlere sağlarlar. Her ülkede burjuva azınlığı yaratıp, onların desteğiyle ülkeden elde edilen gelirin tamamına yakınını paylaşırlar. Elde edilen döviz geliri ülkede kalmaz ve ülke sefalet içinde yaşamaya devam eder.

ABD’de iç savaş bittikten sonra, ülke ekonomisine dair korumacı yasalar çıkarılır. Bu yasalar, ABD’nin bağımsızlığına yabancı sermayeler üzerinden müdahale izni vermez. Zamanla İngiltere’den sömürge bayrağını devralan ABD kendi ülkesinde uyguladığı ulusallaştırıcı ve koruyucu yasaların hiçbirinin, sömürgelerinde yapılmasına müsaade etmez. Yönetime demokratik seçimlerle gelen bütün halkçı hükümetleri, askeri darbelerle ve iç savaşlarla yerlerinden eder. Çıkarlarına uygun cunta yönetimlerle veya sivil yönetimlerle, yanlarında da ülkenin yüzde birini bile oluşturmayan ulusal burjuvaziyle beraber Latin Amerika ülkelerinin kanını emmeye devam eder. Arjantinli eski bir bakan “Tavukların tilkilere fırsat eşitliği sağladığını” anlatır bu sistem için. Eskiden zorla çalıştırılan yerliler ve Afrikalı köleler üzerinden ele geçirilen toprak ve karlâr, zaman içinde form değiştirerek kapitalizmle ele geçirilmeye başlanır. Eskisi gibi silah ve kılıç yerine, sömürü için yabancı sermaye ve şirketler kullanılır. “Latin Amerika’da sık rastlanan bir olaydır bu: olanaksızlık mazeretiyle olanaklar hep başkalarının eline verilir.”

Bu dönemde bir de alt-emperyalizm doğar kıtada. 19. yy’ın en gelişmiş ülkelerinin başında inanması güç ama Paraguay gelir.Yönetime gelen halkçı başkan, ülke kaynaklarını ulusallaştırır, yabancı sermayelerin imtiyazlarını elinden alır, elde edilen ihracat gelirinin ülkede kalmasını sağlayarak eşit şekilde halkına ve yatırımlara dağıtılmasını sağlar. Kıtanın en büyük iki ülkesi Brezilya ve Arjantin kendilerince “kötü örnek” teşkil ettiği için yanlarına Uruguay’ı da alıp İngilitere’nin de finansmanıyla Paraguay’a askeri müdahalede bulunurlar. Ülkesini kahramanca savunan Paraguaylılar sonunda yenilir ve sermaye sahiplerinin istediği başka bir yönetim ülkeye egemen olur. O dönemden sonra Paraguay bir daha asla toparlanamaz ve hâlâ kıtanın en fakir ülkelerinin başında gelir.

Bu düzeni değiştiren ülkeler de vardır Amerika kıtasında. Küba bunlardan bir tanesi. Bebek ölümlerinde devrim öncesi birinci olan ülkede, artık bebek ölümleri yok denecek kadar azdır. Okuma yazma oranı ise artar.

Küba kadar başarlı olamayan ülkelerden Haiti’de ayakkabı boyacısından çok ayak yıkayıcısı vardır. Boyatacak ayakkabısı olmayan müşterilerinin ayaklarını birkaç kuruş karşılığında yıkarlar. Ayrıca Haiti’de kimse beyzbol oynamaz ama Haiti dünyanın başlıca beyzbol topu üreticisidir.

Sistem kendini vatanın yerine koymayı amaçlar. Bu düzen, doğal ve Tanrının buyruğuymuşçasına alternatifsiz gibi gösterilmeye çalışılır. Sistemin düşmanı da vatan haini olur. Adaletsizliğe karşı çıkmak ya da değişimden yana olmak ihanet kabul edilir. Latin Amerika’nın birçok ülkesinde, göç etmemiş olanlar kendi topraklarında sürgün hayatı yaşar.

Sonuç olarak sömürgecilik sistemi Kolomb’un ilk ayak bastığı andan günümüze Latin Amerika’da, aynı zamanda dünyanın bir çok yerinde acıya ve haksızlığa neden olur. Avrupa ülkeleri ve ABD öncülüğünde, kılıç ve silahla başlayan sömürgecilik, zamanın ruhuna ayak uydurarak yabancı şirketler ve sermaye üzerinden, kapalı kapılar ardında lobicilikle hala devam eder. Gözünü para bürümüş bu sistem liberalizm olarak kendini gösterdiği sürece Haiti gibi örnekler olmaya devam edecek. Küba gibi sisteme karşı çıkan ülkeler oldukça da  düzenin son bulması için umudun ateşi hep yanacak. Yazar kitabın finalini son bir soruyla yapar: “Bizi felçli edenlerin şimdi bize tekerlekli sandalye vermeye hakkı var mı?”

  • Latin Amerika’nın Kesik Damarları
  • Yazar: Eduardo Galeano
  • Çeviri: Roza Hakmen, Attila Tokatlı
  • Türü: Deneme
  • Baskı Yılı: Aralık 2017
  • Sayfa Sayısı: 359 Sayfa
  • Yayınevi: Sel Yayıncılık

İbrahim Öksüz

1989 Van-Erciş doğumlu. İstanbul Üniversitesi Radyo TV Sinema bölümü mezunu. Sinema ve Edebiyat sitelerinde film eleştirileri ve kitap yazıları yayınlanmakta arada sırada. Gezgin olarak hayatında devam etmekte.
İbrahim Öksüz

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *