ŞEKER PORTAKALI

Yazar kendi çocukluğundan da izler taşıyan Şeker Portakalı’nda yoksulluğun ezici gücü karşısında kendisine yeni dünyalar kurabilen; keskin zekası ile yetişkinlerin dünyasında yer edinebilin bir çocuğu anlatıyor.

Beş yaşında bir çocuğun gözünden yetişkinler ve dünya nasıl anlatılır? Yazar kendi çocukluğundan da izler taşıyan bu romanda yoksulluğun ezici gücü karşısında kendisine yeni dünyalar kurabilen; keskin zekası ile yetişkinlerin dünyasında yer edinebilin bir çocuğu anlatıyor. İşsiz babanın yarattığı yokluk bütün aileyi etkilerken daha beş yaşındaki Zeze’yi boyacılık yaparak çalışmaya zorluyor. Hayatın ağır şartları altında yaşamak zorunda kalan Zeze, zekası sayesinde kendini eğlendirmeyi başarıyor. Hayali oyunlarla dolu dünyasında yaramazlıkların da yeri çok fazla. Mahallenin baş belası olarak adlandırılmasına neden olan yaramazlıkları ona şeytanın söylediğini düşünüyor.

Çocukken dünyayı algılamamız çok farklıdır. Çevremizde dönen dünyanın pek de farkında olmayız. Oyunlarımızın içinde kaybolur gideriz. Ancak Zeze yokluğun getirdiği bilinçle ve keskin zekası ile çevresinde olanların farkında bir çocuk. Yaptığı yaramazlıklar sonucunda yediği dayaklardan öylesine bıkıyor ki sonun ölmeyi bile düşünüyor. Dünyada, o kalabalık ailenin içinde bile, kendini yapyalnız hissediyor. Bu yalnızlığını şeker portakalı ağacı ile paylaşıyor. Ağaç da onu karşılıksız bırakmıyor. Sesiyle ve yüreğiyle onun yanında yer olarak dostluk ediyor. Başka dostları da var Zeze’nin. Onlar yetişkin insanlar. Şarkı satıcısı ile satışa çıkıyor. Büyük bir dostluk kuruluyor aralarında. Portuga ise babası yerine koyduğu en önemli dostu. Onun ölümü ile hasta olup yataklara düşüyor. Kimse Zeze’nin yüreğinin ne olduğunu anlayamıyor. Yaptığı yaramazlıklardan başka dikkat çeken bir yönünü göremiyorlar. Kendi başına okumayı öğrendiği zaman herkes çok şaşırıyor. Dayısı onun parlak bir geleceği olacağını düşünüyor. Zeze ise büyümeyi beklerken oyunlarla oyalanmaya çalışıyor.

Zeze, hayattaki en büyük dersi yoksulluktan alıyor. Yoksul oldukları için noelde hiçbir hediyesi olmuyor. İsa’nın ona hediye getireceğini umarak gece uykuya daldığı gecenin sabahında hediye gelmediğini görünce hayal kırıklığı yaşıyor. Abisi Totoca’nın söylediklerinin doğru olduğunu düşünüyor. Noel de İsa da zenginler için var. Onlar Noelde sadece yumurtalı ekmek yerken zenginlerin sofraları yemeklerle doluyor. Bayramın ertesi günü boyacılık yaparak para kazanmaya çalışan Zeze zengin arkadaşının hayatını görünce kıskanmasa da üzülüyor.

Roman küçük bir çocuğun gözünden yoksulluğun ne demek olduğunu da okura aktarıyor. Yoksul olmak Zeze’yi sadece üzüyor. Büyüdüğü zaman çok zengin olacağını söylüyor. Hırsları var. Bir metelik için bayram günü dolaşması, çalışarak para kazanmayı daha o yaşında bildiğini gösteriyor. Yoksulluk bir bakıma Zeze’yi  daha bilinçli bir çocuk haline getiriyor. Anne çalıştığı için kardeşlerin birbirine bakması dayanışma duygusunu ortaya çıkarıyor. Zeze yaramaz olsa da çevresinde yaşanan olayların farkında bir çocuk. Babasının iş bulamamasına üzülüyor. Fabrikada çalışan annesini, fabrika yorduğu için fabrikaya sinirleniyor. Ablaları ile fazla tartışmaya girmemeye çalışsa da onlardan özellikle büyük ablasından çok dayak yiyor.

Hayatta en çok sevdiği, babası yerine koyduğu Portuga’yı kaybedince yaşadığı buhran, çocuk duygusallığını ele veriyor. Günlerce hasta olarak yatıyor. Ailesi onun bu durumuna bir anlam veremiyorlar. Ama Zeze yaşadığı acılardan büyüyerek çıkıyor. Portuga’nın ölmesi ile gerçek acı ile yüzleştiğini düşünüyor. Dayak yerken yaşadığı acının ne kadar önemsiz olduğunun farkına varıyor. Yaşadıkları ile küçük yaşında büyüyor Zeze.

Büyümek sancılı bir süreçtir. Zeze yoksul bir ailede büyürken bu sancıları daha fazla yaşıyor. Yoksun kaldığı birçok şey için içinde biriken hırs, onun geleceğini de yönlendiriyor. Okulda başarılı olmak için elinden geleni yapıyor. Küçük yaşına rağmen zekâsı sayesinde derslerinin üstesinden gelmeyi başarıyor. Kendine sırdaş olarak seçtiği şeker portakalı fidanına yaşadığı her şeyi anlatıyor. Böylece büyüklerin dünyasında edinemediği yeri bu ağaçla dolduruyor. Büyümek sancılı bir süreç demiştim. Zeze büyüyor acı çekerek. Göğsünde ona bir şeyler fısıldayan kuşu gökyüzüne bırakıyor; bilinç sahibi olmaya başladığı zaman. Dayısının ona söyledikleri karşısında adeta büyüleniyor. Ona anlamadığı birçok şeyi dayısı açıklıyor. Zekâsı sayesinde hızlı öğrenen bir çocuk olan Zeze büyüdüğü zaman zengin, bilgili bir şair olma hayalleri kuruyor.

Romanın sonu hem hüzünlü hem de mutlu bitiyor. Zeze biraz daha büyümenin getirdiği olgunluğu yaşarken yoksulluktan kurtulma umutları doğuyor. Böylece Zeze daha mutlu bir çocuk olarak yaşamanın ne olduğunu anlayacak.

  • Şeker Portalı
  • Yazar: José Mauro de Vasconcelos
  • Çeviri: Emrah İmre
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 136 .Baskı : Eylül 2019
  • Sayfa Sayısı: 184 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları

Yurdagül Sayıbaş

Temel eğitimini Tokat’ta tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünü okumak üzere İstanbul’a geldi. Kitaplarla daha yakından tanışması, okumayı gerçek bir alışkanlığa dönüştürmesi bu yıllarda oldu. Lise yıllarından itibaren tuttuğu günlüklerini, zenginleştirerek yazmaya devam etti. Günlüklerini zaman zaman okuyarak gençlik günlerine dönüyor. Kurmaca metin yazmaya ise üniversite yıllarında başladı. Kurmaca metin dışında deneme, makale gibi türlerde yazıyor. Turnalar dergisinde bir makalesi, Edebiyatist dergisinde Orhan Pamuk ile ilgili bir denemesi, Gamlı Baykuş dergisinde Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım ile ilgili bir tanıtım yazısı yayımlandı. Kadınlar Dile Gelince adında bir kitapta Kamusuz Kadınlar adlı bir makalesi yayımlandı. Halen yazmaya devam ediyoru. Fakülteyi bitirdikten sonra İzmit, Darıca’da bir liseye edebiyat öğretmeni olarak atandı. Burada dört yıl kaldıktan sonra istifa edip İstanbul’a yerleşti. Çeşitli özel okullarda çalıştı. 2012 yılında emekli oldu. Dört yıl kadar Tokat’ta yaşadıktan sonra Bodrum’a yerleşti. Halen Bodrum’da yaşıyoru.
Yurdagül Sayıbaş

Latest posts by Yurdagül Sayıbaş (see all)

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Yurdagül Sayıbaş

Temel eğitimini Tokat’ta tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünü okumak üzere İstanbul’a geldi. Kitaplarla daha yakından tanışması, okumayı gerçek bir alışkanlığa dönüştürmesi bu yıllarda oldu. Lise yıllarından itibaren tuttuğu günlüklerini, zenginleştirerek yazmaya devam etti. Günlüklerini zaman zaman okuyarak gençlik günlerine dönüyor. Kurmaca metin yazmaya ise üniversite yıllarında başladı. Kurmaca metin dışında deneme, makale gibi türlerde yazıyor. Turnalar dergisinde bir makalesi, Edebiyatist dergisinde Orhan Pamuk ile ilgili bir denemesi, Gamlı Baykuş dergisinde Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım ile ilgili bir tanıtım yazısı yayımlandı. Kadınlar Dile Gelince adında bir kitapta Kamusuz Kadınlar adlı bir makalesi yayımlandı. Halen yazmaya devam ediyoru. Fakülteyi bitirdikten sonra İzmit, Darıca’da bir liseye edebiyat öğretmeni olarak atandı. Burada dört yıl kaldıktan sonra istifa edip İstanbul’a yerleşti. Çeşitli özel okullarda çalıştı. 2012 yılında emekli oldu. Dört yıl kadar Tokat’ta yaşadıktan sonra Bodrum’a yerleşti. Halen Bodrum’da yaşıyoru.

Read Previous

“Elele Verip Kendi Bindiğimiz Dalı Kestik!”

Read Next

CORTAZAR ÖYKÜSÜ OKUMAK ÜZERİNE

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *