TUDEM
 
TUDEM

Toprakta Filizlenen İşçi Hakkı: Kızıl Tarlalar

Faba Kahve

Kızıl Tarlalar hem edebi yönüyle Amado’nun dünyaca bilinen en iyi romanı hem de emekçi haklarını savunmasıyla modern çağın topraktan ve emekten ayrı düşünülemeyeceğinin kanıtıdır.

Toprağın, tarımın, çiftçinin ve tabii ki tarım işçilerinin emeğinin yeniden çok değerli olduğu bir dönemde Kızıl Tarlalar kitabını okumak 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla işçi hakkı, emeği konusunda pek de bir şeyin değişmemiş olduğunu gösterdi. Yukarıdaki cümlenin içinde tarım ile ilgili “Yeniden çok değerli”  nitelemesini kullanmamın nedeni aslında hep değerli olan bir emeğin sanayi devrimi ile birlikte makine gücünün benimsenmesi ve ardından siber çağ ile beraber dijital internet çağının başlamasıyla tarımın, çiftçinin, emeğin anlamını bizlere unutturmuş olması. Gözle görülmeyen bir virüs hiç göz ardı etmememiz ve unutmamız gereken bir gerçeği bize yeniden hatırlattı. Kızıl Tarlalar işte tam da bu dönemde yayınlandı.

Bir Jorge Amado kitabından bahsedeceğim. Fakat öncelikle Jorge Amado’dan bahsetmem gerekecek zira kendisi en az kitapları kadar üzerinde durulması ve hayatı anlaşılması gereken bir yazar. Birezilya’lı yazar 1912’de Ferradas’da doğduğunda Sanayi Devrimi çoktan gerçekleşmiş, işçilerin hakları neredeyse yüz yıla varan bir sürede sömürüye uğramıştı. 1930 yılında gazeteciliğe başlayan Amado ilk romanını 19 yaşında yazdı ve geride genelde Brezilya’nın güney kesimi işçi insanlarının hayatını romanlaştırdığı 21 eser bıraktı. Brezilya Komünist Partisi Kurucu Meclisi’nde yerini aldı. Eylemleri yüzünden sık sık sürgün edilen Jorge Amado kitapları Brezilya ve Portekiz’de yasaklandı. Daha ziyade devlet eliyle yoksullaşan emekçi insanların sesi oldu. Kızıl Tarlalar hem edebi yönüyle Amado’nun dünyaca bilinen en iyi romanı hem de emekçi haklarını savunmasıyla modern çağın topraktan ve emekten ayrı düşünülemeyeceğinin kanıtıdır.

 
KitapEki
KitapEki

Kızıl Tarlalar toprak için her daim bereket olarak görülen yağmur yağma sahnesi ile açılıyor. Toprak sahibi Arthur’un bu durumdan memnuniyeti çok yüksektir çünkü yağmur içinde bulundukları yılın ürün alma açısından bereketli olacağının delaletidir. Fakat ne kadar yağmur da yağsa ancak vahşi hayvanların ve onlardan da vahşi insanların çorak topraklar üzerinde çalışırken hayatta kaldığı bir coğrafyadır burası. Yaşlı Jucundina ve ailesi kendilerini bildi bileli tarım işçiliği yapmaktadır. Daha iyi bir hayat ümidiyle yollara düşen aileyi başta açlık beklemektedir. SaoPaulo’ya ulaşma çabasında olan aile yaşlısıyla genciyle toprak üzerinde işçi olarak çalışacaktır ama neyle karşılaşacakları bilinmez olan bu yolda belki de emekleri karşısında hak ettikleri parayı hiçbir zaman kazanamayacaklardır. Yoları Arthur ile kesişen aile için asıl hikaye bundan sonra başlar. Göçmen olmanın tüm zorluğunu ve belirsizliğini yaşayan aile açlığında vermiş olduğu yılgınlıkla inanacak bir şeylerin arayışı içindedir.

Göçmenler kampta ahbaplık ediyordu. Gece sohbetleri, ödünç alınıp verilen kap kacaklar, yaşlıların dedikoduları derken yavaş yavaş herkes birbirinin ismini, nereden geldiğini, neden göç etmeye karar verdiğini öğreniyordu. Jucundina’nın kampta duyduğu birçok şey arasında biri vardı ki onu çok etkilemişti. Bir akşam halka oluşturacak şekilde oturmuş sohbet eden göçmenlerden ermiş Estevao’nun adını duydu. Başının üzerine oturttuğu kovayla su almaya gidiyordu. Dinlemek için durdu çünkü son dünlerde ermişin yanında bir azizenin ortaya çıktığını konuşuyorlardı.”

Hikayenin en dramatik tarafı içlerinde açlıktan, yorgunluktan dolayı umudu kalmamış insanların inanacak bir şeylere tutunmak istemeleri. Çorak toprakların, bu topraklarda çalışıp biraz paraları olmaları ve insanca yaşama uğruna çalışıp didinen işçilerin emeklerinin devlet eliyle toprak sahipleri tarafından sömürülüyor olduğu gerçeği. 19. Yüzyıl, 20. Yüzyıl ve 21. Yüzyıl… O zamanlardan bu zamanlara hiçbir şeyin değişmemiş olması ve yine siber çağı yaşadığımız 21. Yüzyılda dahi emek adına hiçbir şeyin değişmemiş olduğu gerçeği Kızıl Tarlaları okumanın en can sıkıcı tarafını oluşturuyor.

Radikal solcu olan Jorge Amado ilk satırından son satırına insana, doğaya ve hayata dair son derece gerçekçi bir roman yazarak nasıl usta bir yazar olduğunu özellikle Kızıl Tarlalar’da kanıtlıyor. Emek adına, çalışmak adına ve sömürü adına her şey hala aynı iken ve insanın yüzü gözle görülmeyen bir virüsten dolayı  yeniden toprağa dönüşken Kızıl Tarlalar romanını okumanız gereken kitaplar arasına ekleyin lütfen.

  • Kızıl Tarlalar
  • Yazar: Jorge Amado
  • Çeviri: İpek Gürsoy Manavbaşı
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Mart 2020
  • Sayfa Sayısı: 387 Sayfa
  • Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi

Kitap Eki Dergisi
Aynur Kulak

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Aynur Kulak

2015 yılında ilk kitabı Günlerden Bir Gün, İnkılap Yayınları’nın Roman yarışmasında İkincilik ödülünü alarak yayınlandı. Takip eden yıllarda çeşitli dergilerde denemeleri ve öyküleri yayınlandı. 10 yıllık bir aradan sonra yazmaya geri döndü. Ve tekrar kitaplar üzerine ve sinema üzerine yazmaya başladı.

Read Previous

Yazar ve Şair 155 Kadından Ortak Bildiri: ‘Şiddete Hayır, İstanbul Sözleşmesi’ne Evet’

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *