Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Yaşadığımız ülkeyi daha iyi anlamak için

0

Vedat Türkali okumak, Türkiye’nin sosyal-siyasal tarihinde bir yolculuk yapmak anlamına geliyor

İçinde yaşadığımız ülkeyi daha iyi anlamanın yollarından biri de, Vedat Türkali’nin eserlerini okumaktan geçiyor. Zira Türkali okumak, Türkiye’nin sosyal-siyasal tarihinde bir yolculuk yapmak anlamına geliyor. Aynı zamanda Türkali’nin yapıtları, bugünkü kuşakla önceki kuşaklar arasında dinamik bir ilişki sağlıyor. Yazarın son eserlerinden geriye doğru baktığımızda ise, bunu rahatlıkla gördüğümüzü söyleyebiliriz. Daha açık bir ifadeyle, Türkali’nin tüm yapıtları, önemli süreçlerde şekillenen yaşamları görünür kılma özelliği taşıyor.

Süreç(ler) derken, her bir sürecin şartlarının biçimlendirdiği karakterler akla geliyor elbette. Ancak eserlerde yer alan söz konusu karakterleri, yaşadığımız ülkenin siyasal çıkmazlarıyla ilişkilendirmek gerekiyor. Zira Türkali, metinlerinde aynı çıkmazlarda gezinerek, egemenler tarafından önü kesilen özgürlük, demokrasi, emek… savunucularını karakterleriyle ete kemiğe büründürüyor. Kendi hayatında da aynı siyasal çıkmazlarla karşılaşan Türkali, tanıklığını yaptığı ülke yaşamından manzaraları eserlerine yansıtıyor diyebiliriz.

Buradan hareketle, Türkali’nin yapıtlarında öne çıkan olayların ülkenin siyasal sosyal şartlarından kaynaklı öz taşımaları boşuna değil. Tabii burada yazarın, tüm eserlerinde olay örgüsünü sınıfsal temeller ve siyasal olaylar üzerinde şekillendirdiğini yeniden hatırlatmakta fayda var. Örnek verecek olursak, Komünist’te, kurguladığı olaylar ve karakterleri aracılığıyla, reel sosyalizmde yaşanan önemli pürüzleri tartışma konusu yaparak Stalinizmi ve Sovyet bürokrasisini eleştirir; “Çeşitli komünist partilerdeki genel sekreterlerin birbirine benzer benmerkezcil tutumu, demokratik santralizmin antidemokratik santralizme kaydırılmasıyla oluşmuş, düzeni çürüten uygulama biçimiydi. Söz onda biterdi, son sözü ‘Genel Sekreter’ olan ‘Stalincik’söylerdi her konuda.” Ancak burada, TKP (Türkiye Komünist Partisi)’nin süreci görünür kılındığı gözümüzden kaçmaz. Tabii bir de önemli bir siyasal tarihin tanıklığını yapmış olduğumuz da.

Komünist, Güven, TKP tarihi…

İki ciltlik Güven’de ise, partinin (Türkiye Komünist Partisi) daha gelişmiş, ayrıntılı halini takip ettiğimizi söylemeye gerek var mı (?) Bu eserinin üzerinden yıllar geçtikten sonra Güven’le karşımıza çıkan Türkali, bu kez de TKP tarihini ayrıntılı olay ve süreçleriyle tanıştıracaktır bizi. Daha açık bir ifadeyle, Komünist’te açtığı parantezi, Güven’de kapatacaktır. Söz konusu eserde, resmin tamamının yer aldığını belirtelim. Türkali, eserlerinde yapılandırdığı karakterleri -biraz uğraştığımızda – tanımakta hiç de güçlük çekmeyeceğimiz öznelerden seçmesi tesadüf değil elbette. Zira içinde yaşadığımız ülkenin koridorlarında dolanırken, olaylara damgasını vuran kişilikleri önceden bildiğimiz hissi harekete geçer. Diğer bir yandan da -tanıştığımız tüm karakterlerle birlikte- tanıklığını yaptığımız olayları elle tutulur gibi yakınımızda hissederiz. Zira Türkali, -biraz da- bunu ister bizden.

Yazarın eserlerinde öne çıkan başka unsur da aşktır. Örneğin Mavi Karanlık’ta ülkenin içine düştüğü kaoston kaçarak, Bodrum, Datça kıyılarında yaşamayı seçen, orada da kendileriyle ve ülke gerçeğiyle yüzleşen insanlar anlatılır. Yüzleşmelerin önemli bir kısmı ise romandaki kişiler arasındaki gerçekleşen konuşmalarda gerçekleşir. Tabii bu arada aşkın neden olduğu karmaşık duygular da bu yüzleşmeyle iç içe yaşanacaktır. Aynı karmaşık duygular, Bir Gün Tek Başına’da da çıkacaktır karşımıza. Ama arka planda siyasal durumlar ve baskılandırılmış toplum gerçeği hep olacaktır.

Dezenformasyon, çarpıtılan tarih…

Türkali’nin yapıtlarını, yaşadığımız topraklarda öne çıkan dezenformasyon, çarpıtılan tarih, yok edilen kültürel-sosyal değerler, sol-siyasal olaylar ve olgulara yönelik yoğunlaştırılmış saldırıya karşı yapılandırması, onun metinlerinin ayırıcı özelliklerinden biri olarak öne çıkar. Ancak yazarın yapıtlarını onun yaşamından ayrı düşünmek olmaz. Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapan Türkali, daha sonra (1951) sahip olduğu siyasi düşüncesi nedeniyle tutuklanır. Dokuz yıl ceza alıp, yedi yıl yattıktan sonra koşullu olarak serbest bırakılır. Askeri diktatörlüklerin belli aralıklarla ülkeyi teslim alması durumları ise Türkiye’nin tarihi gibidir. Dolayısıyla, baskılandırılma sonucu ortaya çıkan bir toplum vardır. Bireyler aynı toplumun uzantıları olarak kendilerini gösterirken, Türkali de baskılar sonucu şekillenen toplum ve bireyler tipolojisini açığa çıkarıp, yaşanan ilişki biçimlerini, olayları eserlerinde görünür kılar.

Fatmagül’ün suçu ne? adlı çalışmasına gelince, diğer eserlerinden farklı bir tip çıkarır bu kez yazar karşımıza. Ama sorunun özü yine dönüp dolaşarak sınıfsal temele bağlanır. Eserinde, ataerkil kültürü görünür kılan yazar, bir kıyı kasabasında kendi halinde yaşayan köylü kızı Fatmagül’ün uğradığı tecavüzün ardından gelişen olaylarla topluma ayna tutar. Ancak, yapıtında ataerkil zihniyetin olumsuzluklarını zengin sınıfla özdeşleştiren yazarın, yaptığı sınıfsallık vurgusuyla patriyarkanın tüm boyutlarını sergileyemediğini söyleyebiliriz.

Bir Gün Tek Başına (1975-1980), Mavi Karanlık (1983-1985), Yeşilçam Dedikleri Türkiye (1986), Güven (2 cilt ), Tek Kişilik Ölüm, Komünist… gibi şimdiye değin yüzlerce eserin altına imza atan Türkali’nin edebiyattaki yerini tartışmaya gerek var mı(?) Böylelikle, tüm eserlerinin yanı sıra, şimdilerde Ayrıntı’dan çıkmak üzere olan Fatmagül’ün Suçu Ne?’yle Türkali, okuyucularına bir kez daha merhaba diyecek.

  • Fatmagül’ün Suçu Ne?
  • Vedat Türkali
  • Ayrıntı Yayınları
  • 2016
  • 112 sayfa

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *