Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Ezgi Kitabevi “Kitapların Evi”, “Yazarların Evi”dir!

0
Darbelerin gölgesinde kitapla direnen bir kitapçının hikayesini okuyacaksınız söyleşide: Bursa Ezgi Kitabevi

Edibe Usta Bayraktar ile Bursa Ezgi Kitabevi’ni konuştuk bu ay.

Kitapla değişen hayatını, kitapçısının değiştirdiği hayatları samimiyetle anlattı Edibe Hanım.

KitapEki
KitapEki

Darbelerin gölgesinde kitapla direnen bir kitapçının hikayesini okuyacaksınız söyleşide. Dahası şehrinde gerçekleştirdiği birçok ilkin, yeniliğin izini süreceksiniz. Bir kitapçının bir şehrin kültürüne nasıl katkıda bulunduğunu, havasını nasıl değiştirip iyileştirdiğini göreceksiniz. Kitap okuma gruplarıyla, yazar okur buluşmalarıyla, söyleşi ve imzalarla, okuruyla tanıştırdığı yüzlerce yazar ve romanla Edibe Hanım yıllardır önemli bir mücadele veriyor, büyük bir misyonu yerine getiriyor. İlham verici öyküsünde en çok da yolun başındakiler için önemli ipuçları var.

Yeni bir bağımsız kitapçı öyküsüne hazırsanız, Edibe Hanım’dan Bursa Ezgi Kitabevi’nin öyküsünü dinleyeceğiz şimdi.

  • Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim Edibe Hanım. Bursa Ezgi Kitabevi’nin hikayesiyle başlayalım. Nasıl başladı kitapçılık hikayeniz? 

Hani derler ya bir kitap okudum hayatım değişti! Ben de bir işe başladım sadece benim değil ailemin hayatı değişti.

12 Eylül 1980’den bir hafta sonra Artvin’in Ardanuç İlçesinin Aşağı Irmaklar Köyü’nden öğretmen olan babamın görevi nedeniyle Bursa’ya göç etmiş bir ailenin üçüncü çocuğuyum. Göç ederken ablamla birlikte iki çuval kitabı köyde toprağa gömdük. Daha sonraki yıllarda köye gidip gömdüğümüz yerde bulmak istedim kitapları ama olmadı. Düşünüyorum da ne çok kitap mezarlığı vardır ülkemizde!

O dönem başka bir dönem bizim aile için. Ağır yaşanan bir süreç!

Liseyi bitirdikten sonra acilen herhangi bir işe girip çalışmam gerekiyordu. İş arıyordum. Durmadan iş arıyordum. 1984 yılında Bursa Heykel’de şubesi olan bir kitabevine kitap almak için gitmiştim. Orada çalışan arkadaşa “Ben de bir kitabevinde çalışmak isterim” dediğimde, Altıparmak’taki kitabevlerine (o dönemin en büyük ve en iyi kitabevi olan Haşet Kitabevi’nin, Sahibi Ergin Altay, ünlü Rus Edebiyatı çevirmeni) eleman aradıklarını söyledi. Ben o saat nefesi Haşet kitabevinde aldım. Ergin Altay! Sert mizaçlı adam: Beni sorgudan geçirdi. Ve yarın gel başla dedi. O gün başladığım işin, işim değil, hayatım olacağını bilmiyordum. O iş benim bütün hayatımı belirledi. Sadece benim değil ailemin hayatını belirledi. 2 yıl süren Haşet Kitabevi çalışma hayatımdan sonra 6 aylık bir süreyi de o dönemin çok siyasi kitabevi olan ve yaşam süresi de çok kısa olan Gürün Kitabevi’nde devam ettirdim.

1986 yılında Altıparmak’ta Akademi’nin yanındaki Burç Pasajı’nda Mehmet Oymak (şu an Ekin Kitabevi olarak devam ediyor işine) ile Ezgi Kitabevi’ni oluşturduk. Çelik rafları dizip, bu rafları nasıl dolduracağımızı düşündük. Kitapları yüzden ve seyrek aralıklarla raflara dizdik. Eski bir fotokopi makinası aldık. Gerçekten parasızlığın ne demek olduğunu iyi bilip buna rağmen iş kurmanın nasıl bir cesaretle birleştiğini yaşamak bizim kuşaklara ait bir durummuş! İstanbul’a kitap almaya gideceğim. Haşet Kitabevi’nde çalışmamdan dolayı dağıtıcılar beni tanıyor. Tanıyorlar ama tanımak yetmez. Para gerekiyor. O günlerde küçük kardeşim Ömer, tedavisi için hastanede yatıyor. Annem de onun yanında refakatçi. Annem 1 tane koyunumuzu satmıştı. Onun parasını istedim. Annem koynundan çıkartıp bana o parayı hemen verdi. “İnşallah bu koyunun parası sana hayır getirir kızım” dedi. Sarılıp ayrıldım yanından. Böylece İstanbul’a gittim. Evrim Dağıtım’dan, Cemmay Dağıtım’dan, Filiz Kitabevi’nden, Der Kitabevi’nden kitaplar aldım. Beyazıt’tan Cağaloğlu’na çok koli taşıdım… Tanımadığım insanlar bile paketleri taşırken bana çok yardımcı oldular. Kara kuru, küçük bir kız çocuğuydum o zamanlar! 20 yaşındaydım. 2 yıl Mehmet Oymak ile birlikte sürdürdüğümüz ortaklığımız, işlerin biraz gelişmesiyle ve benim ağabeyimin askerden gelip işe dahil olmasıyla birlikte son buldu. Biz 1988 yılından sonra ağabeyim Orhan Usta ile birlikte yine burç pasajında 10 metrekare bir alanda yürütmeye çalıştığımız işi, bugün toplamda 1000 metrekareyi bulan alanlarda devam ettiriyoruz. Sonraları en küçük kardeşim Ömer Usta da işe dahil oldu. 1992 yılında Burç Pasajı bombalandı. Dükkanlarımız, kitaplarımız yandı. İtfaiye su sıktığı için ıslandı. Oradan kurtardıklarımızı pasajın önünde stant açıp sattık. Sonra işin devamı için, Dikili Festivali’nde sergi açtık. Yine aynı yıl İnegöl’de stant açtık. Orda standımıza gaz döküp ateşe verdiler… 1993 yılı Haziran ayında ekonomik sıkıntıları aşmak için Altınoluk’ta stant açtık. Sonra her yıl yaz aylarında stant açmayı sürdürdük. 1996 yılında dükkan kiralayıp oradaki işimizi kapalı mekanda devam ettirdik. Halen Edremit Körfezi’nin en kapsamlı kitabevi olarak devam etmektedir.

  • Yayın kısmını da konuşalım isterim.

1991 yılında Akademi’den kitabevimize gelen hocalarla yayın hayatına başladık. Yayımladığımız kitaplar sadece Bursa’da değil Türkiye’nin ilgili birçok fakültesinde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak takip edildi ve edilmeye devam etmektedir. Kitabevini kurduğumuz yıllar 12 Eylül’ün baskı döneminin devamı olduğu için ciddi bir polis baskısı ile karşı karşıyaydık. Sürekli toplanan kitaplar, dergiler. Yıldırmaya çalışmalar, ifadeye çağırmalar vs. Yani demem o ki; hiçbir şey planlı programlı, kurgulu, dizaynlı, sermayeli yapılmamış. Koşullara göre gard alınmış ve işin devam etmesi için günün koşulları neyi gerektiriyorsa o yapılmış. Bugünlere bu şekilde gelinmiş. Şimdi daha planlı ve programlı olmaya çalışılıyor. Koşullar gereği!

Akademinin hocaları (İlker Parasız, Ali Yaşar Sarıbay, Kuvvet Lordoğlu ve birçok hoca) ders çıkışında mutlaka kitabevimize uğrar, çayını kahvesini içer, yeni kitaplara göz gezdirir, alırlardı. Öğrencileriyle derse kitabevimizde devam eder, sohbet ederlerdi. Akademinin ikinci amfisi Ezgi Kitabevi olmuştu. Zamanla Burç Pasajı tümüyle kitabevleriyle doldu. Bursa’nın kitapçı kalbi oldu. Gerçekten olağanüstü sosyal ve kültürel bir ortama dönüştü. Uzun yıllar bu böyle devam etti. 2010 yılında pasajdan ilk ayrılan kitabevi biz olduk. Şehir büyüyor, gelişiyor, aşırı göç alıyor. Sizin dışınızda biçimlenmeye başlayınca birçok şey, siz de yaptığınız işin devamı için uygun koşullar neredeyse oraya taşınıyorsunuz. Ezgi Kitabevi’ni Bursa’nın Nilüfer ilçesine yeni bir şube açarak taşımış olduk. Daha geniş, kapsamlı, kafesi de olan keyifli bir ortam oluşturduk. Karşımızda Üç Fidan Parkı (Deniz, Yusuf, Hüseyin) yemyeşil güzel bir park, ayrıca büyük şehirlerin en büyük sorunu olan park sorunu da yok. Tüm müdavimlerimizin rahatça ulaşabileceği ve uzunca zaman geçireceği keyifli bir mekanları oldu. 2015 yılında Altıparmak’tan tamamen taşınmış olduk. Yine Nilüfer ilçesinde, Yaşam ve Eğlence Merkezi olan Podyumpark’ta bizim açımızdan olağanüstü güzel ve keyifli bir kitabevi kurduk. Bütün bunları yaparken de kendi olanaklarıyla, emeğin birikimiyle, sektördeki ticari kredimizle oluşturduk her şeyi. Şimdi kitabevlerimizde binlerce çeşitten oluşan kitap, dergi, kırtasiye ve tamamlayıcı ürünlerle iş hayatımızı sürdürmekteyiz.

  • İlk sattığınız kitaplar hangileriydi, hatırlar mısınız?

Şu an ilk sattığım kitapları hatırlamıyorum. Ama 1986 yılında en çok sattığımız kitap sevgili Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok kitabıydı. Sonra Erdal Öz’ün Gülünün Solduğu Akşam! Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği…

  • Ezgi Kitabevi’nin aslında birçok şehirde olduğu gibi yalnızca kitapçı olmaktan öte, bir buluşma bir sosyalleşme mekanı da olduğunu biliyorum. Her yaştan okurun bir araya geldiği bir kültür adacığı bir yönüyle. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? 

Evet çok doğru sorunuzun içindekiler. Ezgi Kitabevi sadece kitap, kırtasiye vb. ürünlerin satıldığı bir mekan değil. Bir buluşma alanı! Tanışma, tartışma, konuşma mekanı. Ezgi Kitabevi’nde çocuklar büyüdü. Bizimle büyüyen, gelişen, müdavimlerimiz var. Ezgi Kitabevi’nin var olduğu süre kadar müşterimiz olan okuyucular var. Kitabevinde tanışıp evlenen arkadaşlarımız var. Benim eşim Çetin Serdar Bayraktar (7 ay önce kaybettiğim kıymetlim) kitabevinin müdavimiydi, sonra sevgili olduk, evlendik, Deniz Ali Bayraktar adında oğlumuz oldu. Şimdi 24 yaşında. Ağabeyim, eşi Neriman ile kitabevinde tanıştı. Evlendi, 3 kızı oldu. Yani kitabevi o kadar çok insanın hayatına dokunmuş ve yer almıştır ki burada anlatmakla bitiremem.

  • İmza ve söyleşileri önemsediğinizi biliyorum. Kimler misafir oldu kitabevine; ilgi, alaka nasıldı?

Bursa’da en çok yazar okur buluşmasını gerçekleştirmiş kitabevidir Ezgi Kitabevi. 1988’de başlayan imza ve söyleşi etkinlikleri halen devam etmektedir. Aziz Nesin, Erdal Atabek, Necdet Şen, Yalçın Küçük, Mahmut Makal, Asım Bezirci, Murathan Mungan, Hasan Kıyafet, Ahmet Telli, Vedat Türkali, Ayşe Kulin, Adalet Ağaoğlu, İnci Aral, Nezihe Meriç, Ahmet Taner Kışlalı, Soner Yalçın, Can Dündar, Emrah Serbes, Tuna Kiremitçi, İsmail Saymaz, Mahir Ünsal Eriş, Hasan Ali Toptaş, Sezgin Kaymaz, Banu Avar, Üstün Dökmen, Doğan Cüceloğlu, Onur Öymen, Emre Kongar, Fikret Hakan, Ahmet Ümit, Nermin Yıldırım, Burhan Sönmez, Hakan Bıçakcı, Ece Temelkuran, Enver Aysever, Ercan Kesal! Unuttuklarım, hatırlayamadıklarım vardır mutlaka…

Aziz Nesin’in imzası 2 gün sürmüştü. Sonra Aziz Nesin hastalanmıştı yorgunluktan. Onu doktora götürmüştüm ve bana yük olduğu için çok üzüldüğünü söylemişti.

Elimizden geldiğince etkinlikleri devam ettirmeye çalışıyoruz.

15 Aralık 2018 Cumartesi günü edebiyatımızın çok kıymetli kalemi Latife Tekin konuğumuz oldu mesela.

Bütün söyleşiler ve imza etkinlikleri çok yoğun, etkileyici ve kalabalık geçti, geçiyor.

  • Etkinliklerdeki gözlemlerinizi de öğrenmek isterim. Okurların ilgisi, sordukları sorular, kitap imzalatma alışkanlıkları nasıl Bursa’da?

Tabii 35 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. İlk etkinlik ve imzalar çok yoğun bir karşılama ile oluyordu. O yıllarda bu alanlarda daha bir boşluk vardı. Şunu diyebilirim yaptığımız bütün etkinlikler karşılığını buldu ve karşılığını vermiş oldu.

  • Özellikle kitabı beklenen yazarlar, yayınevleri var mıdır Ezgi’nin okurlarını düşününce?

Tabii. Bizim gibi kitabevlerinin müdavimlerinin takip ettiği yazarlar ve yayınevleri vardır. Biz biliriz onları zaten. O okuyucu geldiğinde hemen yeni çıkan ve onların ilgilendiği kitapları veririz.

  • Yerel yazarlar için de uğrak bir nokta Ezgi diyebilir miyiz? Yazarlar kitaplarını yayınlatma, metinlerini paylaşma aşamasında sizlerden de fikir ve destek alıyor mu?

Bursa bu konuda birçok kente göre daha gelişmiştir. Gerçekten çok yazar, şair var şehrimizde. Hemen hemen hepsi de kitabevimize gelir, sohbet eder, söyleşiler yaparlar. Televizyon çekimlerini, söyleşilerini, imzalarını da kitabevimizde yaparlar. Karşılıklı bir dayanışmadan söz edebiliriz.

  • Genel olarak bağımsız kitapçılığı nasıl görüyorsunuz? Sizce en büyük meseleler, sorunlar nelerdir bağımsız kitapçılık yapan kitabevleri söz konusu olduğunda?  

Bağımsız kitapçılığı görmüyoruz aslında, fiilen yaşıyoruz. Esasen kitabevleri bağımsız olmalı. Zincir mağazalar (kitabevi demiyorum onlara) her şeyin yukarıdan belirlendiği, yaratıcılığın olmadığı, büyük sermayeye dayanan ve bence kitapçılıkla ilgisi olmayan işlerdir. Ezgi Kitabevi “kitapların evi”, “yazarların evi”dir. Kitabevine gelen müdavimler kitapların kokusuna, ortamın sıcaklığına, yazarların okuyucuya göz kırpmasına gelirler. Başkadır buranın havası!

  • Fuarlar kitabevlerini ne ölçüde etkiliyor? 

Biz uzun yıllar fuarlara katılmış bir kitabeviyiz. Bursa, İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Kocaeli. Son iki yıldır sadece Bursa ve Kocaeli Kitap fuarına katılmaktayız. Esasen fuar ürün tanıtımı ve ürünlerinin satış noktalarını belirlemek için yapılan geniş katılımlı bir organizasyondur. Kitap fuarları bu durumun dışında kalıyor. Sıcak satış yapılan geniş bir alan oluyor. Biz fuarların kitabevi satışlarını pozitif olarak etkilediğini düşünüyoruz ve görüyoruz. Fuarlar daha çok insanın kitapla buluşmasını sağlayan bir ortam. Bu kitabın geniş kitlelere yayılmasını ve okuyucu çeşitliliğini artıran bir durum. Bu yüzden önemli.

  • Sabit fiyat yasasını uzun süredir tartışıyoruz. Sizin görüşlerinizi öğrenmek isterim konuyla ilgili.  

Aslında, sabit fiyat konusunun görüşüldüğü toplantıya bağımsız bir kitabevi yöneticisi olarak davet almıştım ve katılmayı planlamıştım. Fakat eşimin rahatsızlığının o döneme rastlamasından dolayı katılamadım. Sabit fiyat nasıl bir yasa haline dönüşecek bilemiyorum tabii. Ama ülkemizde uygulamada zaten büyük sorunlar yaşıyoruz. Bu durumun sektörü nasıl dizayn edeceğini ancak yaşayarak görebiliriz. İnternet sitelerinin kıyasıya fiyat indirimlerinin önüne geçebilecek mi görmek gerekir. Korsan kitapla ilgili de yasal düzenlemeler yapıldı, sonuç aslında çok da değişmiyor. Her tarafta yoğun bir şekilde korsan kitap satışına devam ediliyor. Buna pazarlar dahil. Yani bizler; yüksek kira ödeyen, çalışan tüm arkadaşlarımıza elimizden geldiğince en yüksek ödemeyi yapan, sigorta ödeyen, vergi ödeyen kitabevleriyiz. Bütün bunların karşısında da sektörü etkileyen bu olumsuz durumların ortadan kaldırılması için yasal düzenlemelerin acilen yapılması ve uygulanması gerekir. Yoksa her gün bir kitabevi kayıp gidecek sektörden!

  • Dergi raflarınız da oldukça zengin. Son dönem dergileri, popüler edebiyat dergileri ne ölçüde etkiliyor okurun kitap alma alışkanlıklarını?

Kitabevimizde epeyce dergi çeşidi mevcut. En çok edebiyat dergileri satılıyor. Her kitabın olduğu gibi her derginin de okuyucu profili farklı. Mutlaka dergilerin okuyucuları, o dergilerde yer alan yazın alanına yöneliyor.

  • Her kitapçının Türkiye’deki genel geçer çoksatan listelerinden farklı, bir de kendi özel sürekli satan listeleri oluyor gözlemlerime göre… Sizin hep sattığınız kitaplar var mı?

İyi bir okur olmanın yolu, iyi bir okurla arkadaş olmaktan geçer bence.

Ömrümüz kitapları son sahiplerine, yani okuyucuya en iyi şekilde ulaştırmakla geçiyor. Okuyucu bir kitabı ararken başka bir kitabın ona göz kırpmasını istiyoruz. Bilmediği bir yazarla tanışsın istiyoruz.

Ezgi Kitabevi’nde yıllardır en çok satan kitaplar hep farklılık göstermiştir. Piyasayla pek uyumlu değil bizim çok satanlarımız. Örneğin Sezgin Kaymaz, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, Isabel Allende, Gabriel Garcia Marquez’in kitapları Ezgi Kitabevinde her zaman en çok satan ve önerilen kitaplar olmuştur. Tabii bunlar şu an hemen aklıma gelen yazarlar… Ya da benim çok sevdiklerimden… Biz okuyucuyla bire bir temas eden, konuşan, paylaşan, kitap öneren ve öneri alan bir ortamda çalışıyoruz. Yıllardır birlikte çalıştığımız arkadaşlar var. Kitabevinin çalışma şekli böyle oluştu. Kitapçı okur dayanışmasının en iyi yaşandığı ortam. Ayrıca; 2000’li yılların başında benim de içinde bulunduğum bir okuma grubu kurduk. Bu grup sadece kadınlardan oluştu ve adı oğlumun koyduğu “Kitap Kızları” oldu. Kitap Kızları her ay için bir kitap belirleyip, okuyup konuşmak için her ayın son pazartesi akşamı bir araya gelip, farklı bakış açılarıyla kitabı değerlendiriyor. Bizim ön ayak olduğumuz okuma grubu Bursa’da çok sayıda okuma grubunun oluşmasına, yayılmasına esin kaynağı olmuştur.

  • Son dönemdeki fiyat artışları, kitap alım alışkanlıklarını ne ölçüde etkiledi? Sadık okur, her durumda, ne olursa olsun yine de kitap alıyor diyebilir miyiz?

Ekonomik kriz ilk önce bizim sektörümüzü etkiliyor. Bunu biliyoruz. Son dönem fiyat artışlarının bazı yayınevleri tarafından istismar edildiğini, kötüye kullanıldığını düşünüyoruz. Gerçekten abarttılar! Bunu da biliyoruz. Bunu doğru bulmuyoruz.

Ama sadık okur! Her zaman kitap alır. Hatta kriz zamanlarında daha çok alır.

  • Söyleşilerin aslında kitap profesyonelleri için de faydalı olmasını önemsiyorum. Yayınevlerinden saha elemanları, dağıtımcılar ne sıklıkta uğruyor kitapçınıza? Onlara önerileriniz olur mu? Kitaplarını, yeni çıkanlarını, önemsedikleri kitapları sizlere doğru şekilde ulaştırabiliyorlar mı?  

Ezgi Kitabevi 1986 yılından bu yana hayatını sürdürdüğü mekanlarda, yazarların ve yayınevlerinin okura ulaşmasında önemli bir köprü olmuştur. Yayınevlerinden ve dağıtıcı firmalardan temsilci arkadaşlar sık sık ziyaretimize geliyorlar. Daha çok tahsilat için gelseler de sonuç itibariyle sektörün sorunlarını karşılıklı konuşup çözüm önerilerimizi kendilerine iletiyoruz. Dağıtım kanalları çok iyi çalışıyor. Yeni sistemler kitaba ulaşma hızımı çok iyi çözümledi. Bazı dağıtıcılar akşam geç saatte verdiğimiz siparişi, ertesi sabah erkenden teslim edebiliyorlar. Bu da bizim açımızdan büyük bir avantaj oluşturuyor.

  • İlginiz için tekrar çok teşekkür ederim Edibe Hanım. Yollarımızın hep kesişmesi dileğiyle.

Ben teşekkür ederim. Sağ olun. Sevgiyle kalın, en sevdiğinize emanet olun.

Nazlı Berivan Ak

Nazlı Berivan Ak

Nazlı Berivan Ak, 1982 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Eskiçağ Dilleri Kültürleri Bölümü Klasik Filoloji lisansının ardından aynı bölümde Latince ve Eski Yunanca yüksek lisans derecesini aldı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı'nda doktora çalışmasını sürdürüyor. Flavius Josephus'un Contra Apionem adlı apoloji metnini antisemitizm bağlamında incelediği yüksek lisans tezinin ardından, doktorada erken dönem Anadolu Hristiyanlığı ve Kapadokya Babaları'nı çalışıyor. 2009 yılından bu yana April Yayıncılık'ta editörlük görevini yürütüyor, Eski Yunanca, Latince ve İngilizceden çeviriler yapıyor, çeşitli gazete ve dergilere metin incelemeleri yazıyor, reklam yazarlığı yapıyor.
Nazlı Berivan Ak

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *