Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Hindi’nin Ruhu: Roman içinde Roman…

0

Ersan Üldes’in Hindi’nin Ruhu “postmodern” bir teknikle yazılmış, kimi yerde eğlenceli kimi yerde de oldukça hüzünlü bir anlatının edebiyatımızda nadir örneği.

Ersan Üldes’in Hindi’nin Ruhu adını verdiği romanı “postmodern” bir teknikle yazılmış. İlk bakışta kimi yerde eğlenceli kimi yerde de oldukça hüzünlü bir anlatının edebiyatımızda nadir örneği olarak değerlendirmek abartılı olmayacaktır.

KitapEki
KitapEki

Jale Parla, YKY’den çıkan Cervantes’in La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote adlı yapıtının birinci cildine yazdığı sunuşunda, Jorge Luis Borges’in Don Quijote’nin Yazarı Pierre Menard öyküsüne atfen “Her yazar bir parodist, her yazın metni bir parodidir; ama en büyük parodist okurdur çünkü her okuma, okunan metnin yeniden yorumlanması, dolayısıyla yeniden yaratılmasıdır.” saptamasında bulunur. Aynı saptamayı Hindi’nin Ruhu romanı için de kolayca yapabiliriz.

Hindi’nin Ruhu, anlatıcının “edebiyat dünyasında yok sayılmış, bütünüyle unutulmuş” bir yazarın, Hasan Cahit Doğanay’ın (1942-2004) on yılı aşkın bir süre boyunca çalıştığı “son kurşunum” diye nitelediği büyük “etkili ve kapalı” romanı Hindi’yi (“Aslında bütünüyle kurgusal bir roman, gerçekte böyle bir roman elbette yok.”) açımlama iddiasıyla kaleme aldığı “Bir Büyük Romanı Kavrama Kılavuz”unun girişiyle açılıyor. Yani romandaki anlatıcı bize bir romanı anlatıyor, yeniden yazıyor, kurguluyor çözümlüyor. Bu romanı anlama kılavuzunun hazırlanmasında, romanın kahramanı anlatıcımıza desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen, araştırma ve okumaların yetmediği kimi hallerde, özellikle bazı zorlu kavramların aydınlatılmasında zengin yorumlarıyla benzersiz katkılar yapanları da unutmadan adlarını anmak lazım.

Çünkü romanın anlaşılmasına katkı yapan bu kişilerin hepsi de birbirinden renkli karakterler. Zira hepsi üç maymun felaketine uğrayan, fenomen yazar Hasan Cahit Doğanay’ın yakınında bulunmuşlardır. Yakın dostu Nahit Baylan, yazarın değerli eşi Neriman Doğanay, saygıdeğer kızı Roza Doğanay, kayınbiraderi müteveffa Şefik Aydın Tosyalı ve gerçek edebiyat gönüllüsü Dr. Nebi Hayrettin Yavuz…

Yirmi bir yaşından beri Hasan Cahit Doğanay’ın edebi serüveninin karnesi hep hayal kırıklarıyla dolu olmuş. Ulus, Vatan, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinin yanı sıra Türk Dili, Varlık, Defter ve Gergedan gibi ulusal ve kallavi dergilerde yazısı çıktığı halde üstelik… Romanın girişinde bütün çabasının “Bu kadar zaman sonra, gönüllerde değil (bunun olmayacağından artık eminim) gazete ve dergilerinde, fuarlarında, edebiyat günlerinde ya da kültür resepsiyonlarında da değil; ama en azından ansiklopedilerinde, yirminci yüzyılın ikinci yarısına dair bir toplamda meselâ, kısacık bir maddeyle de olsa iyi kötü bir romancı olarak yer almak isterdim.” dileğinde bulunması aslında her şeyi anlatıyor.

Faulkner hayranı Hasan Cahit’in Kâğıthane’li paytak kahramanı Mesut Penyeci

“Kitaplar, daha çok Mesut’u anlatmaya yarar. Çünkü Mesut bütün var oluşunu kitaplar üzerinden kurar.” Kafayı kitaplara gömen, gömdükçe merkezden uzaklaşan, her satırda cümbüşün periferisinden savrulan ve zamanla artık kendi kendine mesafeler koymaya başlayan bir yarı münevver. “Başını boynundan büküp öne düşürür ve sokağı solumak yerine, sararmış bir sayfanın içine girmeye uğraşır.” Bu zaten başlı başına bir öksüzleşme şekli, pasif bir tekilleşmedir.

Okumadığı kitapların ağırlığı yüzünden kımıltısız kalır, bütün gün evde oturup siftinir. Tabii kitaplar rafta durdukça “eylem rafa kalkar”. Rafların karşısına geçer, sonra da bütün gün kitapların sırtlarını seyreder. Okumaya zahmet etmez. Bir sırttan diğerine gözlerini gezdirir durur.

“Roman yazmak dışlanmış bireyi topluma kazandırır”

Mesut Penyeci bir gün roman yazmaya karar verir. Bu kararla birlikte o günden sonra edebiyata, bir sanat türüne yaklaşır gibi değil, vücudunda ilgiye en muhtaç organına sahip çıkar gibi sarılır. Bir süre konu sıkıntısı çekse de bir gün aniden çalan telefon imdadına yetişir. Telefonun diğer ucundaki dilimizi ödünç konuşan kadınsı bir erkek sesi “Ödünsüz duruşuyla cemiyetlere emsal olmuş, akademisyenliği, yazarlığı bilim adamlığı ve daha pek çok müspet sıfatıyla ülke genelinde nam salmış önemli bir şahsiyetin, Prof. Dr. Turgay Cumhur’un” hayatını romanlaştırmasını ister ve olay örgüsü helezonik bir biçimde gelişir. Roman, özellikle üçüncü bölümden sonra finale doğru iyice eğlenceli bir hal almaya başlar.

Hindi’nin Ruhu romanının içindeki roman kahramanı Mesut Penyeci karakteri bize, aslında hem gerçek yaşamda, hem de roman kahramanları arasında, pek yabancı değil; zira Mesut, kimi zaman biraz Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanındaki Garip Yaratıklar Ansiklopedisi’nin “Tutunamayan” disconnectus erectus’unu, kimi zaman ise İvan Gonçarov’un romanındaki İlya İlyiç Oblomov’unu hatırlatır.

Ersan Üldes’in roman sanatı üzerine yazdığı bir kitabının adı On Kişot Türk Romanında Yaratıcı Asilzadeler’di… Üldes, Hindi’nin Ruhu romanı ile bizce çoktan romancılığımızın “Yaratıcı Asilzadeler”inden biri olmuş bile.

HindininRuhu-KİTAPKAPAK

  • Hindi’nin Ruhu
  • “Bir Büyük Romanı Kavrama Kılavuzu”
  • Yazar: Ersan Üldes
  • Yayınevi: Sel Yayıncılık
  • Sayfa Sayısı: 196
  • Baskı Yılı: 2015

Cengiz Kılçer

1966 İstanbul doğumlu. 1995 yılından beri şiir ve edebiyat eleştirileri yayımlanıyor.Sanat Cephesi,Sol Portal,Sol Gazetesi Kitap Eki editörleri arasında yer aldı. Çöl Takvimi Kitabı ile 1995 Dünya Kitap Ödülünü aldı.Sırası ile Çöl Takvimi (Dünya Kitapları 1999), Adaklar ve Şarkılar (Artshop 2008) ve Kızıl Kuğular Gecesi (Komşu Yayınları 2012) adlı kitapları yayınlandı.
Cengiz Kılçer

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *