Her Daim Karanlıkta Bir Sürgün: Drago Jančar’ın Kürek Mahkûmu

Kürek Mahkûmu, başkarakteri Johannes Ot’un her türlü karanlık ve pislikten geçerek yaptığı yolculukların, sürgünlüğünün ve mahkûmluğunun anlatımı.

Balkanlar ve Doğu Avrupa edebiyatı içersinde Türkçede en az bilinen dillerden birisi herhalde Slovencedir. 1991 yılı öncesinde Yugoslavya’nın parçası olan bu küçük ülke, o günden bu yana bağımsız bir cumhuriyet. İlk defa 2012 yılında Drago Jančar’ın dilimize çevrildiği zamana kadar da Slovence edebiyat ile Türkçe edebiyat arasında bir ilişki bildiğim kadarıyla olmadı. Drago Jančar’la Türkçede kurulan ilişki dahi dolaylı yollarla oldu; yapılan çeviriler orijinal yazım dili olan Slovenceden değil, İngilizce ve Fransızca gibi ikincil dillerden yapılıyor.

 
KitapEki
KitapEki
   

kapak

Bu iki dil arasında köprüyü kuranlardan Drago Jančar ise 1948 yılında doğmuş; 2003 yılında Herder ödülünü, 2011 yılında ise Avrupa Edebiyat ödülünü almıştır ve Avrupa’nın dikkat edilen yazarları arasındadır. Özellikle tiyatro oyunları, roman ve deneme alanında eserler veren Jančar, edebiyat insanı olmanın yanında kamusal entelektüel olma sorumluluğunu da alarak ülkesinin içerisinde bulunduğu sorunlara tepkisini göstermektedir. Türkçeye ise ilk olarak 2012 yılında Kuzey Işıkları ve Joyce’un Öğrencisi kitaplarıyla girmiştir, 2014 yılında da hikâyelerinden oluşan Kehanet kitabı basılmıştır. Kürek Mahkûmu da 2015 yılında piyasaya çıkmış ve aynı yıl içerisinde ikinci baskısını yapmış.

Kürek Mahkûmu, Slovence 1978 yılında Galjot adıyla basılıyor ilk olarak. Kitabın Türkçe baskısına bir son söz yazan Milan Jazbec tarafından 1980 yılında yazılmış olan Umberto Eco’nun Gülün Adı romanıyla karşılaştırılıyor. İki eserinde birbirine çok yakın zamanlarda yazılmış ve benzer zamanları konu alan büyük eserler olduğuna dikkat çekiyor Jazbec. Geleceği şimdiden bilemeyiz Kürek Mahkûmu belki bir gün Gülün Adı’nın ulaştığı doruklara yetişebilir ama bugünden bakınca bu biraz zor görünüyor.

Kürek Mahkûmu, başkarakteri Johannes Ot’un her türlü karanlık ve pislikten geçerek yaptığı yolculukların, sürgünlüğünün ve mahkûmluğunun anlatımı. Roman boyunca pek çok Ot çıkıyor karşımıza. Başına bir şeyler geldikçe değişen, başkalaşan bir Ot ama hiçbir zaman gelişmeyen. İlk Ot, veba şüphesi olduğu dışarıya çıkılmasına izin verilmeyen bir kasabada mahkûm olmuş bir adam. Sağduyu sahibi, tıp bilgisi olmasa bile geçmişten getirdiği bilgilerle bir şeyler söyleyebilen birisi. Ama bu kasabada çok sıkılır bir gece yarısı ateşin etrafında dans eden bir grup insana katılır, nereden bilirdi bu ayin onun bir cadı olarak hüküm giymesine sebep olacak. Hüküm giyer ama başka kimsenin adını vermez sorguculara, ki zaten kimsenin ismini bilmemektedir. Ot’u cezalandırılmak üzere bir başka şehire götürüler ama yolda ismini vermediği kişiler onu kurtarırlar. Kendi düşüncelerini öğretirler ve Ot’u bir kasabaya bilgilerini yayması için gönderirler. Artık Ot, inançlı ve devrimci ikinci Ot olmuştur. İkinci Ot’da uzun sürmez güvenli yolculuk edebilmek için bir grup tüccarla anlaşır. Onlarla yolculuk eder ve büyük bir şehire gelir. Burada beraber yolculuk yaptığı tüccarlardan birinin evine yerleşir ve karısıyla yatmaya başlar, bir yandan da şehrin sorgu yargıcının kızını ayartmıştır. Hayatının bu iki kalça arasında geçen üçüncü döneminde Ot tam bir oportünist olmuştur. Politikayla, dünyayla, hiçbir şeyle ilgilenmez sadece arasında gidip geldiği iki kalça vardır. Üstelik beraber yolculuk ettiği ve yakın arkadaş oldukları bir tüccar olan İ.Adam’ın sürekli kışkırtıcı nutuklar atmasına ve imparatoru devirme planlarına rağmen uzaktır tüm dünyadan Ot. Ama çevresindeki insanlar sebebiyle askerler ve yargıçlar Ot’un da peşine düşerler. Kaçar ve bir dilenci olur dördüncü Ot. Bu evrede uzun süre kalmaz Ot, askerler onu yakalar ve Magic Jack denilen bir suçlu olduğu gerekçesiyle hüküm giyer, cezası bir kürek mahkûmu olmaktır. Beşinci Ot, artık kürek mahkûmu; açık denizlerde sürgün edilmiş, ölene kadar koca gemilerin küreklerini çekerek yaşayacak. İğrenç mahkûmu, zorba efendiler arasında yaşamaya başlar Ot. Taa ki en çok korkulan şey yani veba gemide ortaya çıkana kadar. Gemi parçalanır ve Ot kaçar. Gemide korkunç şeyler yaptığı bir genç adam da yanındadır artık ve genç adam vebalıdır. Ama yedinci Ot ona verdiği sözü yani onu doğduğu şehire götüreceği sözünü, yerine getirmek için elinden geleni yapar. Başarırılar da. Ama bu başarı vebanın her yere bulaşmasıyla anlamsızlaşır. Çürüme artık her yerdedir.

John Fox, manacled hand and foot by his pirate captors
John Fox, manacled hand and foot by his pirate captors 1972

Johannes Ot’un destansı yolculuğunun kısa özeti böyle. Drago Jančar hem betimlemeleri, hem üslubu, hem de yarattı karakterlerle karanlık ve dehşetli bir dünyayı gösteriyor bizlere. Yozlaşmış ve ikiyüzlü ayrıca. Aslında tam da bizim çağımızın bir kopyası, insanın olduğu her yer belki de böyle çürümüş, her yerine vebanın pisliği bulaşmış. Johannes Ot’da bu dünyanın içinde sürekli yaşamda kalmaya çalışarak bir o yana bir bu yana savrulan, tam da ortalama sıradan bir adam. Derdi bir gün daha fazla yaşamak olan ve bunu da sıklıkla başaran bir adam. Avuntusu ise iki kalçanın arasında cinselliğini doyduğunca yaşadığı o güzel zamanlar.

Kısacası Johannes Ot; sen, ben, şuradaki adam yani bu vebalı dünyada yaşamaya mahkûmu edilmiş her birimiziz.

  • Kürek Mahkûmu
  • Yazan: Drago Jančar
  • Çevirmen: Neşe Ay Başman
  • Yayınevi: Dedalus Kitap
  • Baskı tarihi: 2015
  • Sayfa sayısı: 384

Tolga Ulusoy

Sosyolog ve antropolog. Çok uzun zamandır edebiyat ve sanat tutkunu.
Tolga Ulusoy

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Tolga Ulusoy

Sosyolog ve antropolog. Çok uzun zamandır edebiyat ve sanat tutkunu.

Read Previous

Ali Mert ile mekanı gizli bir söyleşi

Read Next

Yine acı, yine Günlerden Kırmızı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *