TUDEM
 
DESTEK

Kelimelerle boyanan öyküler: Cardonlar

Faba Kahve

İlhan Berk, “Ey resmimizin korkunç çocuğu” demişti Burak için. Cihat Burak renkler yerine sözleri koyarak ürkütücü bir dünyayı öykülerle gözlerimize taşımış.

Bir kaç yıl önceydi… Bir arkadaşım Modern Sanatlar Müzesi’nde görülmeye değer bir sergiden söz edince haberdar olmuştum Cihat Burak isminden. Sonrasında sergiye gidip, tabloları, kuş evleri ve seramikleriyle karşılaştığımda resme ilgim az olduğu halde serginin müptelâsı olacağımı nereden bilebilirdim. Hikâyesine yakınlaştıkça hayatına merak sardım. Derken, öyküleri de olduğunu öğrendim. Sonra günlerden bir gün rafları ziyaret ederken bir öykü kitabı ilişti gözüme: “Cardonlar / Cihat Burak”. İlk baskısı 1981 yılında yapılan öyküler 1940 ile 1976 yılları arasında yazılmış. Sergideki tablolarından, Burak’ın hayvanlara olan özel ilgisini sezmiştim. Cemal Süreya’nın onun için söylediği “yüzünü kedilere tırmalatmıştır” cümlesinden dolayı ilk aklıma gelen Cardon’un bir cins hayvan olabileceğiydi. El Cardun’dan gelen Arapça kökenli bu sözcük “iri sıçan” anlamına geliyormuş. Kitabına neden bu ismi verdiğini düşünürken rastladığım bir cümle ile bağlantı kurdum: “İçime kurum yağarken, ben pembelerin, sarıların, açık mavilerin peşinde koşamam.” Dedesinin Cardon’ların istilâsına uğrayıp yıkılan konağı, kitabının satırları arasında duruyordu sanki… Yazarın çocukluk anılarından damıtılan öğelerin, hem resimlerinde hem de öykülerinde görülmesi ilgimi çekmişti. Cemal Süreya aradaki farkı şöyle anlatıyordu: “Yazıda değişen hayat değerleriyle yozlaşan İstanbul’dan kaçıyor, eski günlere sığınıyor. Resimdeyse güncel olayı sevecenlikle kucaklıyor. İkisi de Cihat Burak.”

 
KitapEki
KitapEki

Cihat Burak bir koltuğa mimarlık, ressamlık ve edebiyat gibi üç karpuzu sığdırmayı başaran bir karakter… Bu bilgi, okuru öykülerindeki mimari izlere yönlendiriyor. Özellikle “Denizin Sevgilisi” isimli öyküde bu hissediliyor. “Resme hayaller, hatta şiirler, düşler karışır” diyen Burak bu öyküsünde, bir masal kahramanı gibi, denizin köpüğünden oluşup karaya çıkan bir kızı anlatırken, metni yer yer şiirselleştiriyor. Böylece şiir tadıyla başlayan öykü, gerilim öğeleriyle beslenerek denizin bir kimliğe dönüştüğü noktada bitiyor. “Kin” isimli öyküdeyse boşluğu kara bir deniz pıhtısı gibi dolduran gece, havayı tokatlayarak uçan çirkin yarasalar, yere çakılmış büyük yassı yılanlara benzeyen kaldırımların başı ezilen canavarlar gibi kendilerini yerden yere çarpmaya başlaması öyküde “şiir”in kanat çırpışı gibi.

Ressamlığının cümlelerine etkisini ise “Çorap Çizgisi” öyküsünde net olarak algılamak mümkün. Burak, gri pardösünün içinde son derece düzgün iki bacağın sivri topuklu pabuçların üstünde yükselişini iki çiçek gibi anlatırken okura sanki bir resim seyrettiriyor. Ece Ayhan’ın onunla yaptığı çarpıcı bilgilerle dolu söyleşide “fotojeniklik” kavramının eskiden “resmegider” olarak tanımlandığından söz edilmesi, “resmegider hikâyeler” kavramını akla getirmiş. Nâzım Hikmet’i göğsünden bir demet çiçek fışkırırken resimlediği “Şairin Ölümü” isimli tablosunda, görüntünün yazılmayan yazısını okuyuşumuz kadar, resmegider hikâyelerinde de çizilmeyen desenlerini görür gibi oluşumuz rastlantı olmasa gerek.

Öykü kitabını okuduktan sonra resim sergisinin katalogunda “Cardonlar” tablosunu görünce canlıymış duygusuyla irkilmiştim. Her birinin yüzünde orta boy bir sandık odası kadar büyük helânın kuburundan başını çıkarmış kafasından aşağı bir kova su boşaltılan cardonun bakışını aradım.

İlhan Berk, “Ey resmimizin korkunç çocuğu” demişti Burak için. Cihat Burak renkler yerine sözleri koyarak ürkütücü bir dünyayı öykülerle gözlerimize taşımış. “Cardonlar” öyküsündeki bir bölümde “Sıçanın alnından tüy kopardığı kedi yaşamaz, derler” cümlesi çok katlı okumalara yönlendiriyor okuru. Onun kedilerle kendini özdeşleştirdiğini öğrenmiş bir okur olarak, konaklarını istilâ eden cardonlardan hiç birisinin onun alnına yaklaşamadığını söyleyebilirim. Şu cümlesi bunun açıklaması gibi: “Yaptığımız işler bizi yaşatacak yoğunluktadır.”

Cihat Burak’ın, “Ben sanatı bir nevi röportaj, hayatın yansıması olarak görüyorum. Güncel hayatı yansılıyorum. Yaşadığımız hayat bir mizahtır” cümlesi resimlerini ve öykülerini anlamamızı kolaylaştırıyor. Burak’ın resimleri kadar öykülerinde de çocuk ruhunun ince mizahının izlerini sürmek mümkün. Yazarın YKY’dan yayımlanan “Yakutiler ve Zenci Kalınız” isimli iki kitabını da okuyarak, ressam ve mimar Cihat Burak’ın öykülerine ilişkin bütünlüklü bir anlam dünyası kurulabilir. Bir okur için, ünlü bir ressamı öyküleri üzerinden de tanımaktan güzel ne olabilir?

  • Cardonlar
  • Cihat Burak
  • Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık
  • Ocak 2009
  • 161 sayfa

Kitap Eki Dergisi
Aynur Uluç

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Aynur Uluç

şair, yazar, ressam, anlatıcı, eczacı... ancak kendisi bu kimliklerin ifade ettiği anlamların sıkıştırılmış kalıplarının ötesinde bir biçimle ilişkileniyor tüm bu alanlarla. “eğer dünya daha yaşanılır bir yer olsun diye uğraşacaksak sanat bir yol, bir araç olmak zorunda. sanat, araya mesafeler girmediğinde hayatın içinde kalır, o yüzden etkin bir yoldur” diyerek anlatıyor sanata bakış açısını. ve ekliyor “sanatçı olmak gerekmiyor üretmek için...”niyet hayatı usulsakin yakalamak ve aynı şekilde doğallıkla çıktığı yerden ifade etmek olunca her yer üretim yerine, ele geçen her malzeme ayrı bir üretime dönüşüyor." aynur uluç’un 2003’ten bu yana edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yazı ve şiirleri; 2013’te ‘gezi‐anı‐deneme‐öykü ve şiir’ türlerinden tatlar içeren ‘az gittim çok döndüm’ isimli melez kitabı, 2015'te beden-mekân-zaman ilişkisinin kadın dili ile ifadesinin yolculuğu olarak tanımladığı“yer yatağı” isimli şiir kitabı yayımlandı. kitapeki sitesinde düzenli olarak kitaplar ve sanat ile ilgili yazıları yayımlanmakta. kitaplarını imzalarken her okur için ayrı bir resim çizmesiyle başlayan çizme yolculuğu, yolda izde, vapurda, otobüste çizdiği resimlerle devam ediyor. ilk kitabında her okur için ayrı bir resim yapması sonrasında yayımlanan "yer yatağı" isimli kitabında da her okur için ayrı bir mektup yazıyor. bu mektuplar hem o okura yönelik oluyorlar; hem de tema olarak ayrı ve uzun bir mektubun farklı kişilere düşen parçaları gibiler. temas ettiği her şeyin birbiri ile harmanlandığı bu üretimlerde şehir ve doğa sesleri üzerine bıraktığı doğaçlamalar da ayrı bir arşiv olarak birikiyor. zaman zaman farklı şehirlerde müzik ve şiirin iç içe geçtiği etkinlikler düzenliyor. sanatına da yansıyan şifalandırma isteği mesleğinin de temelini oluşturuyor denilebilir. kişiye özel yapma ilaçlar hazırladığı eczanesinde eczacılık mesleğini halen aktif olarak sürdürmekte.

Read Previous

Edgar Allan Poe’nun Kara Kuzgunu

Read Next

Evrim, Ahlak, Laiklik

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *