TUDEM
 
DESTEK

Klişe Hayatlardan Beklenen Ütopya

Faba Kahve

Can Yılmaz önce kendi yazma hikayesinden yolla çıkarak başlıyor kitabına. Yani ” Klişe Hayatlar Matbaası” kitabın ilk öyküsünü oluşturuyor ve bu ayrıca yazarın kendi hikayesidir.

Can Yılmaz önce kendi yazma hikayesinden yolla çıkarak başlıyor kitabına. Yani ” Klişe Hayatlar Matbaası” kitabın ilk öyküsünü oluşturuyor ve bu ayrıca yazarın kendi hikayesidir. Burada yazar daha küçücük bir çocukken yazma merakına, yazma merakının arkasındaki karakterlere ve kahramanlara, o zamanın içinde bulunduğu şartlara, Cağaloğlu yokuşunda çıkarken, hayalindeki daktiloya bakarken içinde kayıp giden mahzun zamanın anlık hissiyatlarına değiniyor. Yazarın o zaman ki yazmaya dair zorlukları da yine bu bölümde, biraz ironi biraz kırgınlık biraz da kızgınlıkla söylenmiş şu cümleler aslında 1980 darbesinin özeti adeta :“11-12 yaşlarında çocuktan şüphelenmezler ama babamı götürebilirler, daktilonun tuşuna değmemiş babam, yazmadığı yazısı yüzünden Sansaryan Han’da 3 gün kalabilirdi (S.21) ”. Yazarın bu cümleleri 1980 darbesinin bir yıl öncesini yani; 1979 senesinin belki de yazmanın zorlukları, o günkü siyasi ortamı ve despotizmi anlamak adına bir belge niteliğindedir. Zira darbe öncesinde ve sonrasında bir çocuğun gözünün önünde geçen siyasi ve sosyal olayların gönümüzdeki ortamdan pek farklı olmadığını yine bu kısımda yani ”Klişe Hayatlar Matbaası” okuyoruz.

 
KitapEki
KitapEki

Yazarın Klişe Hayatlar Matbaası kitabında öyküler görüyoruz. Son metni “Bir Mayıs Ütopyası” benim gözümde bu kitaba dair tüm olayların, öykülerin özetidir. Her ne kadar bir ütopya olsa da insanın içine az da olsa umut tohumlarını ekiyor, okunması ve üzerine düşünülmesi insanı mutlu ediyor. Son kısma gelmeden önce “Klişe Hayatlar Matbaası” ile “Bir Mayıs Ütopyası” arasında geçen diğer birkaç öyküye değinmekte fayda var. Aslında kitabın adından anlaşılacağı gibi kitabın içinde geçen tüm öykülere ve öykülerin içindeki karakterlere hemen her gün rastlıyoruz. Zira “Maç Kaç Kaç” öyküsünden geçen kahramanların yaşadıklarını, bugün hala maç izlemek için stadyuma giden her babanın çocuklarıyla benzer durumlara maruz kaldıklarını görüyoruz. Kitabın içinde en çok etkilendiğim metinlerden biri olduğunu söylemek isterim. Aslında bu metinde aile ilişkisi, özellikle bir babanın çocuklarına, eşine ve kendisine ayırdığı zamanın hem kendisinde hem de ailesinde meydana getirdiği mutluğu, öykünün kahramanlarından olan Nihat’ın oğlu Cemil’in şu cümleleriyle : “… Çünkü seni en çok bu maçta gördük… Nasıl unutalım baba…(s.46)” anlamak mümkün. Sadece bu kitapta geçen bu diyalog aslında bir ailenin ortak değerlerini özetler nitelikte. Bu sadece bir örnek, bunun gibi örnekler olan; hislerimize, çalışma hayatımıza, kendimizle yüzleşmemize, iş hayatımıza ve sosyal hayatımıza, üstümüze ve elimizin altında çalışanlarımıza karşı duruşumuzu ve vicdani sorumlulukların yüklediği yükün içerdiği bu örnekler neredeyse kitabın tüm öykülerinde mevcut.

“Klişe Hayatlar Matbaası”nın en belirgin ve en kolay yanı, kendini bariz olarak gösteren özelliği; dillidir. Yazar öykülerinde gayet sade, anlaşılır, insanı yormayan bir dil kullanmış. Bu dilin özelliğinden çok, belki de öykülerin sahip olduğu konu ve bu konuda kendilerine rol biçtirdiği kahramanlardır. “Altın Çocuk Balıkçısı”, “Başka Yerde Şubemiz Yoktur “ gibi öykülerinde anlatılan esnafın birbirleriyle olan ilişkileri, müşterileriyle olan ilişkileri ve tüm bunların aslında ahlakla ilişkisini anlatırken, her gün çarşıda gördüğümüz esnafları, insanların ticaretleri hakkında tekrar düşünmenizi sağlayacaktır. Bu öyküleri okurken Hakan Günday’ın “Malafa” kitabını da anımsıyorsunuz bir yandan. “Hediyesi 35 Kuruş” olan Öyküsünde geçen çocukların birbirlerine olan aşkları ve karşılıksız sevgileri bize bir kere daha çocukların dünyasının saf ve masum yanını göstermektedir. Ben özelikle bu öyküyü okurken şöyle bir doğrulup düşündüm ve kendi kendime şunu dedim: “ Bizim çocuklardan öğreneceğimiz çok şey varmış meğer ama bugün bu halde olduğumuza göre hiçbir şey öğrenmemişiz demek”. Sanki yazar tekrar bize bunları anlatmak için yazmıştır bu öyküsünü. Bu öyküyü okuduktan sonra büyüklerin çocuklardan aldığı derslerin varlığını bir kere daha sorgulamaya başlarsınız.

Yazarın tüm öykülerini buradan teker teker incelemek mümkün değil. Özetle kitabın içinde geçen öyküler; her gün çarşıda gördüğünüz esnaflardan, mahalle aralarında oynayan çocuklardan, ganyan bayilerinde oturup sürekli kupon dolduran insanlardan, gece mekanlarda sabahlara kadar içenlerden, televizyonun karşısına geçip heyecanlı heyecanlı program izleyen insanlardan oluşmaktadır. Yazar şimdinin insanlarını, seksenlerin ve doksanların insanlarının prototiplerini anlatmıştır bu öykülerinde. Her ne kadar çok yabancı olmasak da bazen gözümüzden kaçan ayrıntıları tekrar okumak ve görmek adına sevindirici bir çalışma olmuş.

Kitapta geçen öykülerin amacı; eğer bizi bize anlatmak ise yazarın bunu başardığını söyleyebilirim. Kitabın önsöz kısmında Sunay Akın’ın dile getirdiği mizah öykücülüğü konusunu her ne kadar tam anlamıyla hakkını vermese de tümden de yoktur diyemeyiz. Mizahın yanında ironi, ironin yanında yer yer kendini baskın hale getiren kızgınlıklar ve kırgınlıklar ve tüm bunların yanında umudunda var olması kitabı daha da anlamlı kılmıştır.

Sunay Akın yazarı ; “…Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’ın yollundan yürüyor…(s.10)” diye anlatmış.. Eğer bu benzerlik konu ve dil ise; evet gayet sade ve anlaşılır bir dil kullanmış, dillin içinde ayrıntıya çok yer verilmemiş, konu da halktan alınan birer parça olması yazarı haklı çıkarıyor. Ama üslup konusunda benzerlik var mı? Orası tartışılır işte. Belki de kitapta en çok eleştirdiğim nokta; cümleler arasında geçişlerde ve paragrafların birbirine bağlanışındaki eksikliktir. Bu fark edilmeyecek gibi de değil. Bu konuda katılır ve katılmazsınız ama eğer bu kitap eleştirilecekse ilk eleştiri buradan olmalıdır diye düşünüyorum.

Bu yazının bitimine doğru başta da yazdığım gibi 240 sayfalık kitabın içindeki ve perde ardındaki tüm mesajların toplamı, yazarın aslında bize iletmek istediği asıl mesajı ve bir yandan da dileği ; büyük bir ütopya olan, adında da anlaşılacağı gibi “Bir Mayıs Ütopyası” da yazdıklarıdır diye düşünüyorum. Ben bu son metni okuduğumda bu kadar huzurlu bir hayat bir ülke masallarda olur ancak dedim kendi kendime. Bu dileğin çok azını gerçekleştirebilmek demek; aslında bugüne kadar gerçekleştirilmiş en büyük devrim demektir. O devrim de şuan ki insanlarımızın elinde olduğuna göre varın gerçekleşme olasılığını şimdi düşünün.

  • Klişe Hayatlar Matbaası
  • Yazar: Can Yılmaz
  • İnkılap Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 240

Kitap Eki Dergisi
Doğan Yalçın
Latest posts by Doğan Yalçın (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Doğan Yalçın

1994 yılında Muş’ta doğdu. Iğdır Haydar Aliyev Fen lisesinden mezun oldu. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesinde Biyomedikal üçüncü sınıf öğrencisi. Doğan Yalçın kendisini şöyle anlatıyor; En büyük zaafım çok hayal kurmamdır diye düşünüyorum. Hem de imkansız türlerden. Bazen; ”oğlum bir mühendis için bu hayaller biraz saçma değil mi?” diye sorduğum oluyor. Bazen de ‘’Edebiyata ve kitaba bu kadar önem ve zaman verdiğinden okulu bittiremeyeceksin’’ der durur şeytani tarafım. Nerden bilsin hayallerle yaşadığımı, hayallerimin de edebiyat ve kitapla yaşadığını. En sancılı, sıkıntılı, yokluk zamanlarımda en büyük kahramanım hayallerimden kendime biçtiğim rollerdi. Belki de bu da hayal kurmanın zaaf olduğunu sanmamın zaaflığıdır. Kim bilir…

Read Previous

Ford’un Anglikan Azizi

Read Next

Her Çevrecinin Kapitalizm Hakkında Bilmesi Gerekenler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *