MODERN MERAMLARIMIZ • Kitap Eki  
TUDEM
 

MODERN MERAMLARIMIZ

 
TİMAŞ
Say Yayıncılık

Ersan Üldes ile Modern Meram –  “Büyük” Romanları Okumak isimli kitabının odağında edebiyat dünyasını kapsayan bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ersan Üldes; “Metin üzerinden yapılan eleştirinin azlığıydı beni bu çalışmaya iten. Zaten ilgi duyduğum modernizm üzerine bir çalışmayla bu marazın en azından teşhisine katkı sağlayabilirim diye düşündüm.” dedikten sonra Modern Meram, “Büyük” Romanları Okumak kitabı üzerine, edebi metinler, yazarlar ve son tahlilde okur olmak, bir kitabı hakkıyla okuyup okuyamama üzerine kapsamlı cevaplarıyla düşüncelerimize yeni açılar kazandırıyor. Modernizmin modernist romanları genelde olduğundan “büyük” göstermesinden, bu durumun yazarları da peygamber seviyesine taşımasına, tüm bunlar üzerine gelen ve inşa edilen postmodernizmin edebiyat kapsamında modernist metinlere yapmış olduğu “aşırı” katkının edebiyatı nasıl etkilediğine varana kadar konuşulması gereken önemli detaylara dikkat çeken Ersan Üldes söyleşi boyunca zihin açıcı yeni sorular sormaya da devam ediyor.   

Ersan Üldes ile Modern Meram – “Büyük” Romanları Okumak kitabı odağında edebiyat dünyasını kapsayıcı şekilde yapmış olduğum söyleşi için buyurun lütfen.    

Ayrıntı Yayınları
Günışığı Kitaplığı
  • Ersan Bey ilk romanınız Yerli Film 1999 yılında yayınlanıyor ve o tarih itibariyle romanlar yazmaya devam ediyorsunuz. Fakat bu arada edebi metinler üzerine kurgu dışı, kuramsal çalışmalara da imza atıyorsunuz. Aynı zamanda çevirmensiniz. Modern edebiyatın en önemli yazarı Robert Musil’in Aptallık Üzerine yaptığı konuşma metnini ve İtalo Svevo’nun Cömert Şarap isimli novellasını dilimize kazandırdınız. Ve son çalışmanız Modern Meram; “Büyük” Romanları Okumak yine kurgu dışı, kuramsal bir çalışma olarak okuyucu ile buluştu.  Sizin için kendinizi tam olarak edebiyat içinde hissettiğiniz alan hangisi oldu? 

İlgi alanım roman; roman okumayı ve üzerine düşünmeyi seviyorum, bugüne kadar yaptığım kuramsal çalışmalar da hep roman sanatı üzerine oldu zaten. Kendimi, öykü ve şiir üstüne konuşacak yetkinlikte görmüyorum. Ama romandan sonra edebi alanda en sevdiğim türü sorarsanız, hiç şüpheye düşmeden, deneme, derim.

  • Son kitabınız Modern Meram’ı sizi yazmaya götüren sebepleri merak ediyorum.  Mesela kitabın ilk bölümünün başlığı; “Büyük” Romanların Yol Açtığı Ayrışma. Büyük nitelemesini tırnak içine almışsınız ama bu başlıkta ayrışma kelimesinin altını çizmek istiyorum.   Büyük romanların yol açtığı ayrışmanın artık büyük roman yazılmıyor algısına sebebiyet vermesi mi ya da büyük kitabın aslında iyi kitap olamayacağı gerçeğine (ayrımına)  uyanmış olmak mı? Neydi meramınız tam olarak?

Daha önceki dönemlerde modernist romanların bazılarıyla ilgili kimi inceleme yazıları da kaleme almıştım. Bu yazıları hazırlarken doğal olarak söz konusu romanları yeniden okudum. Tabii aynı esnada kimi kuramcıların bu romanlar hakkında yazdıklarını da okuma gereği duydum. Romanları ve kuramları karşılaştırdım. Bunu yaparken başarabildiğim ölçüde salt metinde kalmaya çabaladım. Fakat söz konusu modernizm olduğunda, metinde kalmak, Joyce, Kafka, Woolf ve Proust gibi kör edici imgeleri metnin gerisine atmak hiç de kolay olmadı. Sadece bizi değil, bütün dünyayı hasta eden bir yaklaşımla karşı karşıyayız çünkü. Sadece sıradan okuru değil, akademik dünyayı da etkisi altına alan bir hastalık bu. 

  • Bir kitabı projelendirmeye başladığımız an (modern, postmodern, klasik, vb…) onu edebi tüm kıstaslarından uzaklaştırmış oluyor muyuz? 

Kitabı projelendirmekte benim için bir sorun yok. Her roman bir projedir zaten. O romanın modern ya da postmodern olmasında da bir sorun yok. Ben bu konuda sadece şunu iddia edebilirim; bir romanın modern ya da postmodern ya da başka bir şey olması ne olumlu ne de olumsuz bir özelliktir. Sadece tanımlamadır, o kadar. Sevdikleri veya sevmek durumunda oldukları romanların tamamını postmodern ilan eden eleştirmenlerin bu tanımlamayı hangi uğurda dolaşıma soktukları da görülsün, isterim.

  • Edebiyatı içeren modernist yapı ile ilgili derinlerde dolaşan deşifre edici çalışmalarda, mitlere yaslanan  simgesel araştırmalar oldu dedikten sonra; bu yaklaşımın modernist romanları genelde olduğunda daha “büyük” göstererek yazarlarını da peygamber mertebesine taşıdı deyip modernist yapıya edebiyat bağlamında çok çarpıcı vurgular yapıyorsunuz. Modernlik ve edebiyat asla yan yana gelmemesi gereken kavramlar mı(ydı)? Modernizmin edebiyatın o kadim anlatı temellerinin büyüklüğünü göz ardı etmekte sakınca görmeksizin kitapları (roman, öykü, uzun hikaye) sırf kitap olarak tanımı gereği “büyük” mertebesine ulaştırma rotasından dolayı modernizmle edebiyatın dansı hep sanki bir handikap algısıyla şekillendi diyebilir miyiz?

Sorun, modernizmin salt sanatsal bir tanımlama olmayışından kaynaklanıyor. Çünkü ideolojik ya da sosyolojik alanda modernizm dediğimiz şey, sanatsal alanda bambaşka, hatta tam tersi denebilecek bir anlama kavuşuyor. Bu kafa karışıklığını biraz olsun giderebilmek adına, ilkine modernite demeyi tercih ediyorum ben. Zira modernist sanatçı, modernite değerleriyle çatışan bireyin temsili olmuştur her zaman. “Büyük” tabirini ise aslında kullanmayı fazla tercih etmiyorum. Sıfatı özellikle tırnak içinde kullanmamın sebebi de bu. Postmodernist teorinin, kendini modernizm karşıtlığı üzerinden tanımlarken sık sık başvurduğu bir argüman var: “Büyük anlatı.” Bu tabir, özellikle Lyotard ile birlikte, postmodern teoride vazgeçilmez bir dayanak olarak yerini alır ve modernist metinleri olumsuz bakışla yargılamaya yarar. İlk planda bu bakış çerçevesinde, bir başka deyişle postmodernin objektifinden bakarak ve bu çalışma özelinde “büyük” sıfatını kullandım. Ama çoğunlukla biz, aynı zamanda “iyi” olduğunu düşündüğümüz, klasik olmuş, tarihe kalmış kitapları da bu sıfatla niteleriz. Bir üçüncü “büyük” de, biraz tuhaf bir kullanım olmakla birlikte, fiziksel/hacimsel olarak büyük, yani çok sayfalı kitaplar için söylenegelen şekilsel tanımlamadır. Bu üç kullanım, elbette birbirinden çok farklı, fakat ilginç olan şu ki, modernist romanların neredeyse tamamı her üç anlamda da büyük (hem postmodern bakışla makro hem iyi hem de hacimsel olarak dev gibi) kitaplar kategorisinde değerlendirilebilir eserler; o yüzden, Kayıp Zamanın İzinde, Ulysses, Şato, Mrs. Dalloway, Ses ve Öfke, Niteliksiz Adam, Vergilius’un Ölümü gibi modernist romanları tanımlarken, topluca “büyük” sıfatını kullanmakta sakınca görmedim. Değişen koşullarla birlikte, yalnızca “iyi” dediğimiz “büyük” kitapların belirlenmesinde bir kriter değişikliği olabilir. Çünkü modernist romanlar, postmodern teori için, olumsuz anlamda da olsa, her zaman “büyük” kitaplar olarak kalacaklar. 

  • Son yüzyıllardaki –izm kavramlarının yarattığı kafa karışıklığını konuşmamız gerekiyor belki de ilkin. Çünkü  modernizm edebiyatın kadim anlatı temellerini çoğula baktığımızda göz ardı ediyormuş gibi gözükebilir ama modern romanın aslını, anlatı biçimini “büyük” kitaplarıyla yaratan Kafka’yı, Joyce’u, Proust’u Woolf’u, Musil’i, Faulkner’i, Borch’u, Beckett’i es geçmeksizin konuşmak isterim sizinle. Özellikle edebiyatta, edebi olanın azlığı, spesifikliği onu son derece değerli yapan tam da bu, desem ne dersiniz? Yani bir tane Kafka, Joyce, Musil, Woolf var ama modernizm istiyor ki yüz tane olsun ve sanki öyleymiş gibi yansıtılıyor, kitaplara, kitap ve yazar tanıtımlarına baktığımızda, bunu fazlasıyla görüyoruz. Bunun için daha çok modernizm değil de postmodernizm sorunu diyebilir miyiz son tahlilde, ne dersiniz?

Doğrusu şu an bizim ne yeni bir Kafka’ya ne de yeni bir Woolf’a ihtiyacımız var. O dönem geçti gitti. Bu yazarları seviyor olmak başka onların aynılarının yenilerini arzulamak başka. Benim sıkıntım, daha çok bu yazarların yanlış yönde algılanması oldu. Hepsi de çok önemli yazarlar ama onları önemli kılan özellikler neler? Mizah hep geri plana atıldı mesela. Kafka’nın mizahi bir yazar olduğunu söylemek ona küfretmiş olmak sayılıyor bugün. Onların roman sanatında yapmış oldukları devrimler doğru okunmadığında ortaya bir yığın saçmalık dökülüyor. Polisiye romanlara ‘kafkaesk’ tanımlaması hemen yapıştırılıyor. Tarihin herhangi bir kesidini masal diliyle aktaranlara ‘postmodern’ deniyor. Bu konuda benim iddiam şu: Kafka’yı, Faulkner’ı veya Musil’i okuyan biri, bu yazarları, sevmesi gerektiği için değil, onları önemli yapan mizahi ve yıkıcı özellikleri yüzünden sevmişse gerçekten, bugün maruz kaldığımız hikaye müsrifi edebiyatı icra etmeyi de takip etmeyi de bırakır zaten.

  • Barthesin bir zamanlar ortaya attığı iddia zamanlarüstü şekilde geçerli; okuma gerçekten de bir yeniden yazma.” Büyük romanları hakkıyla okuyabildik mi Ersan Bey? Büyük eserlerin zor okunması konusunda okuyucuların haklı olduğunu belirttikten sonra, çünkü eserler okuyucudan sıradanın üstünde bir çaba isterler diyorsunuz. Tüm bunlardan yola çıkarak ilk etapta klasik romanları hakkıyla okuyamadık belki de (Suç ve Ceza, Savaş ve Barış, Madame Bovary, Sefiller) ve ardından gelen modern çağ kendi içinde yarattığı o kült klasik modern eserleri (Dönüşüm, Niteliksiz Adam, Venedik’te Ölüm, Ulysses, Mrs Dalloway, Kayıp Zamanın İzinde) bu sebeplerden anlamakta ve okumakta zorluk çekti, ne dersiniz?  

Anlama ve okuma zorluğu meselesi önemli tabii. Fakat ben yine de bunu ikincil mesele olarak görüyorum. Asıl mesele bu eserlerden kaçılması. Kimsenin kendini yormaya niyeti yok. Yayıncılar da bu bu seyri devam ettirme çabasında. Bugün genç bir romancı; yazdığı çok iyi fakat okuru zorlayan romanıyla aslında kendi işini zorlaştırdığını bilmelidir. Bugün Kayıp Zamanın İzinde çapında bir eseri kim basar? Yıkıcı, deneyci, dönüştürücü ve arayış içindeki metinlerini çok az sayıda yazar yayınlatabilir? Bu imkana sahip olanların çoğunun da zaten arayışla, disipliner anlamda yaptıkları sanatla bir meseleleri yok, onlar çoğunlukla melodram yazıyorlar. Yani durum biraz paradoksal.

  • Entelektüel yaklaşımlardan da konuşmak isterim. Entelektüelleri gerçek okuyucudan ayırarak farklı bir yere konumlamamız toplumun edebiyat ile buluşmasını olumsuz olarak etkiliyor diyebilir miyiz? Okuyucudan sıradanın üstünde bir çaba beklentisi mevzuuna geliyoruz belki yine, fakat işte tam da bu durum entellektüellerle yazarlar arasında bir tartışmaya sebebiyet verirken sıradan okurla yazar arasına bir bariyer oluşmasına sebebiyet vermiyor mu? Hatta bu durum bırakın yazarla buluşabilmeyi, ilk etapta metinle buluşması gereken okurun metinle buluşmasını engelliyor mu? 

Sıradan okurun, hayatına sıradan okur olarak devam etmesinde bir sorun yok mu sizce? Biraz çaba göstermesini istemek haksızlık mı? Bu çabaları gösterdikçe daha iyi okunur romanlar. Ayrıca iyi roman okuru olan kişiye entelektüel değil, sadece “iyi roman okuru” denmeli bence. Entelektüelse bambaşka bir tanım. “İyi roman okuru” olmak da az şey değil ama. Okurla yazar arasında bir bariyer olduğunu düşünmüyorum. Ama siz, eserlerin okunmasına yönelik bir saptırma var, derseniz, buna katılırım. Bunlar da genelde pazarlama kaygısı kaynaklı saptırmalar. Yoksa yazarla sıradan okur arasında bir buluşma sorunu yok. Sempatik yazarlarımız her türden okurun gönlünü okşamayı gayetle biliyorlar. Karşılıklı uygulanan bir sürtünme kuvvetiyle yazar okuru, okur da yazarı aşındırmaya devam ediyor. İki taraf da gün gün eksiliyor böylelikle ve asgari müşterekte buluşuluyor: Yavanlık… 

  • Türler arasındaki sınır çizgileri artık iyice belirginliğini kaybediyor. Bir öykü bir roman kadar etkili olabiliyor. Edebi metinlerde artık sınır çizgilerinin belirginliğini, baskınlığını kaybettiğini düşünürsek klasik, modern, postmodern kıstasları kalkar, belirginliğini zamanla kaybeder diyebilir miyiz? Artık sadece salt anlamıyla iyi kitap kötü kitap kavramı, iyi edebi metin veya kötü edebi metin kıstası gelip yerleşir mi literatüre? Ne dersiniz?   

“Edebi metin” kavramı üçbin sayfalık bir konu. Ben sadece roman sanatıyla ilgili konuşuyorum. Öykü ile derinlemesine ilgilendiğimi de söyleyemem. İyi roman, kötü roman ayrımından da önce, roman mı, değil mi, ona bakarım. Zira roman diye gözümüze sokulanların çoğu masal, romans ya da melodram.

  • Modern Meram
  • “Büyük” Romanları Okumak
  • Yazar: Ersan Üldes
  • Türü: Edebiyat
  • Baskı Yılı: 2021
  • Sayfa Sayısı: 164 Sayfa
  • Yayınevi: Kafka Kitap

Aynur Kulak

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Aynur Kulak

2015 yılında ilk kitabı Günlerden Bir Gün, İnkılap Yayınları’nın Roman yarışmasında İkincilik ödülünü alarak yayınlandı. Takip eden yıllarda çeşitli dergilerde denemeleri ve öyküleri yayınlandı. 10 yıllık bir aradan sonra yazmaya geri döndü. Ve tekrar kitaplar üzerine ve sinema üzerine yazmaya başladı.

Read Previous

Oscar Ödül Töreni’ni İzleme Rehberi

Read Next

Tarhan Gürhan: “Benim gibi olanlara umut olmak istedim”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *