TUDEM
 
DESTEK

Oylum Yılmaz, gerçekle hayal arasında bir hikayeye davet ediyor…

Faba Kahve

Oylum Yılmaz genç ve başarılı yazarlarımızdan sadece biri. İlk kitabı “Cadı” 2012 yılında Sel Yayıncılık tarafından basıldı. Yazar bu sefer “Gerçek Hayat” kitabıyla okuyucu karşısına çıktı.

1978 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre Radikal Cumartesi ve Radikal İki’de çalıştı, Radikal Kitap Eki’nin editörlüğünü yaptı. Daha sonra Referans, Birgün, Taraf gibi gazetelerin kültür/sanat sayfaları için kitap/edebiyat sayfaları ve edebiyat köşeleri hazırladı. Şimdilerde çeşitli gazete ve edebiyat dergilerine edebiyat söyleşileri, kitap tanıtımları ve eleştirileri yazıyor, yayınevleri için serbest editörlük yapıyor. Oylum Yılmaz genç ve başarılı yazarlarımızdan sadece biri. İlk kitabı “Cadı” 2012 yılında Sel Yayıncılık tarafından basıldı. Yetkin jüri üyelerinin bulunduğu Hürriyet gazetesinin Kitap/Sanat araştırması için gelecek vadeden yazarlar arasında gösterildi.

 
KitapEki
KitapEki

Yazar bu sefer “Gerçek Hayat” kitabıyla okuyucu karşısına çıktı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bu yıl içinde okuduğum en güzel beş kitabın arasında yerini aldı. Okuyucularımızın düşüncesini veya başlama macerasını etkilemek amacında değilim, kitabı okuyan her dikkatli okur bunu zaten görecektir. Ama bir şartla bunu anlayabileceklerdir: kitabı yavaş okumak şartıyla. Çünkü kitap rahat okunan bir kitap değil. Dil ve konu çetin bir kulvarda yol alırken hangisinin daha baskın olduğunu tam anlamamakla beraber her şekilde bu zor kulvarda kendini okutabilen bir kitap.

Gerçek Hayat serzenişi

Kitap bir serzeniş bir ironi bir sürreal havasında okuyucuyu sarıp sarmalıyor. Yazarın isteği doğrultusunda gerçekleşen bir durum. Yazar kendince kızıyor ve haklı olarak da bunu ironi ve serzenişle kelimelere döküyor. En çok da bu topluma ve edebiyat dünyasına ciddi katkısı olan unutulmuş/unutturmuş devrimci kadın yazarlar konusunda serzenişte bulunuyor. Bunu, güçlü, deli, cesur, avare, varoluş sıkıntıları içinde yaşayan diğer yandan da âşık olan devrimci Leyla karakteriyle biz okuyuculara anlatıyor. Leyla’nın ruh halini şu cümlelerle özetleyelim: “Gel gör ki her şey nasıl başladıysa öyle gidiyordu. Tek sorun benim her şeyin nasıl başladığını bilmememdi. Her şey nasıl başladıysa öyle gittiğini, hiçbir şeyin benim istediğim gibi gitmemesinden anlıyorum. Bir Ali, bir davamız arasında gidip geliyorum… Bir aşk bir nefret. Bir uyduruş bir gerçek

Yukarıdaki cümlelerden de anladığımız gibi Leyla bir boşlukta var olma çabasının mücadelesini veriyor. Güçlü bir karakterin hayal ve gerçek arasında bu kadar gidip gelmesi, konu ve dil itibarı ile zor olmakla beraber anlaşılmama gibi bir korkunun içerisinde bulunmadığını kimse ileri süremez. Yazarın nasıl bir yol izlediği de tam bu noktada merak konusu olmalı. Zira hem karakterler hem karakterlerin yaşadıkları ortam hem de zamanın merak konusu ve ilgi alanının dışına çıkamayan/çıkmayan bir durumla karşı karşıyayız. Romanın bir serzeniş olduğunu söylemiştik. Ve bazı devrimci kadınların unutturulmasına karşı, yazar bilerek bu yazarların eserlerinden ve fikirlerinden bolca yararlanmış, fikirlerine, duygularına, kırgınlıklarına geniş yer vermiş. Özellikle üç yazardan sıkça bahsettiğine şahit oluyoruz; Suat Derviş, Cahit Uçuk, Fatma Aliye.

Hayat mücadelesi

Yazar, serzenişini sadece bu yazarların unutulması üzerinden bize aktarmakla kalmamış, toplumsal norm, tabu haline gelen cinsel kimliklere de bir erkeğin, yani Ali’nin, âşık olduğu Ali’nin üzerinden aktarmış, dile getirmiş, sorgulamış. Tam da burada okuyucu bir polisiye roman havasında bulabilir kendini, sonuç şaşırtıcı olmakla beraber ağır bir ruh hali içerisinde bırakıyor okuyucuyu. Leyla’nın hayat mücadelesine, aşkına, öfkesine şahit olurken kelimelerle, cümlelerle arasındaki bağa ve kendince yaratığı dünyaya ve rüya alemine karşı bizim okuyucu olarak tepkisiz kalmamız imkânsız. Burada yazarın hayal alemine birebir konuk olmak duygusu içten içe sizi kemirip duracak. Leyla ile duygudaşlık yapmak zor olduğu kadar kolaydır da. Zira Leyla’nın yaşadıkları çok da hayali değil evet bir büyülü gerçekçilik var ama eminim yazar, büyülü gerçekçiliği birebir gerçek olarak ele almış ve bu minvalde eserine bir yön vermiştir.

Kitabın ismi bize bu konuda ipucu vermiş olabilir. Gerçeğin hayalle dönüşebildiği, hayalinde gerçekle bu kadar iç içe olduğu bir kitabın büyüsünde kalmak, edebiyat açısında, biz okuyucu ve yazarlar açısında hem ilginç hem ilgi çekici hem de yenilenme ve farklı olma duygusuyla ele almak, okumak çok sevindirici olmalı. Burada özellikle eklemek istediğim bir diğer husus ise; yazarın ustalıkla kullandığı dil ve bu dili meydana getiren eski ve yeni kelimeler. Dil, edebiyatın ana omurgasıdır. Bir edebi kitabı veya herhangi bir konuda yazılmış bir kitabı yetkin dil olmadan, dil merkeze alınmadan değerlendirmek, sağlıklı sonuçlar beklemek çok da doğru olmasa gerek. Kanımca bu kitap -yeni olmamakla beraber- üslup, konu, zaman, kullandığı yöntem, karakterlerden çok kullandığı dille gündemde olacaktır ve olmalıdır. Yazar üstün nitelikte bir dille kitabını biz okuyucuya sunmuş. İyi de yapmış. Geleceğin yazarlarından olmayı, o listede bulunmayı sadece bu kitabıyla bile sonuna kadar hak ediyor.

  • Gerçek Hayat
  • Yazar: Oylum Yılmaz
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Nisan 2017
  • Sayfa Sayısı: 132 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları

Kitap Eki Dergisi
Doğan Yalçın
Latest posts by Doğan Yalçın (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Doğan Yalçın

1994 yılında Muş’ta doğdu. Iğdır Haydar Aliyev Fen lisesinden mezun oldu. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesinde Biyomedikal üçüncü sınıf öğrencisi. Doğan Yalçın kendisini şöyle anlatıyor; En büyük zaafım çok hayal kurmamdır diye düşünüyorum. Hem de imkansız türlerden. Bazen; ”oğlum bir mühendis için bu hayaller biraz saçma değil mi?” diye sorduğum oluyor. Bazen de ‘’Edebiyata ve kitaba bu kadar önem ve zaman verdiğinden okulu bittiremeyeceksin’’ der durur şeytani tarafım. Nerden bilsin hayallerle yaşadığımı, hayallerimin de edebiyat ve kitapla yaşadığını. En sancılı, sıkıntılı, yokluk zamanlarımda en büyük kahramanım hayallerimden kendime biçtiğim rollerdi. Belki de bu da hayal kurmanın zaaf olduğunu sanmamın zaaflığıdır. Kim bilir…

Read Previous

En İyi 100 Eserin İlk 15 Kitabının İlk Yayınevleri ve Kapakları

Read Next

hazla seyretmenin korkunç cazibesi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *