Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Renklerin coşkusunu öykü ile buluşturan sergi tadında bir kitap

0

Yem Yayınları tarafından basılan “İşte hayat böyle bir şey…” adlı kitapta edebiyat ile resmin yeniden bir araya geldiğini görüyoruz.

İki farklı sanat disiplinini bir araya getiren resimli şiir geleneği ile tanışmam 2016 yılında Kadıköy’de bir sanat galerisindeki “Dize Gelmeyen Renkler, Dizeye Gelen Sözcükler” adlı sergi ile oldu. Küratörlüğünü Berna Karadoğan Çalık’ın yaptığı sergide, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun on eserinin yanı sıra, Şair-Yazar Sunay Akın ve Ressam Can Ersal işbirliği ile ortaya çıkan on beş adet eser sergileniyordu.

Türkiye’de resim ile şiiri bir araya getiren öncü isim şüphesiz ki Bedri Rahmi Eyüboğlu… Hem şiirin hem de resmin ustası Eyüboğlu, renkleri ve sözcükleri aynı kâğıt üzerinde buluşturarak sanatseverlerin ruhuna dokunuyor. Can Ersal ve Sunay Akın gibi farklı türde eserler veren iki sanatçının ortaklaşa çalışmalarıyla ortaya çıkan yapıtlarda ise aynı ruhu yansıttıklarını görüyoruz.

KitapEki
KitapEki

Yem Yayınları tarafından basılan “İşte hayat böyle bir şey…” adlı kitapta ise edebiyat ile resmin yeniden bir araya geldiğini görüyoruz. Ama bu sefer şiirlerin yerini öyküler alıyor… Böylece resimli şiir gibi yeni bir akım daha doğmuş oluyor: Resimli Öykü!

Başarılı öyküleri ve romanı ile tanıdığımız Gamze Güller’in yayına hazırladığı  “İşte hayat böyle bir şey…”de ressam Mehmet Bayraktar’ın yine kitapla aynı adı taşıyan sergisinde yer alan on bir eseri, son dönem Türk Edebiyatı’nın güçlü kalemleri ile buluşuyor. Resim ve öykü gibi sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren kitapta; Ayşegül Çelik, Bülent Çallı, Ercan Başer, Fuat Sevimay, Gamze Güller, Mehmet Fırat Pürselim, Neslihan Önderoğlu, Nilüfer Altunkaya, Serkan Türk, Suzan Bilgen Özgün, Tarhan Gürhan ve Türker Ayyıldız gibi usta kalemlerin, Mehmet Bayraktar’ın fırçasından çıkan bir resme bakarak kaleme aldıkları öykülerinin izlerini sürüyoruz…

Daha önce ağırlıklı olarak mimarlık, mühendislik, tasarım alanlarında kitaplar basan YEM Yayınlarından çıkan, Noma Tasarım tarafından tasarlanıp farklı bir tarzda okur karşısına çıkan “İşte hayat böyle bir şey…”in tasarımı da öyküler ve resimler kadar dikkat çekici. Yazar Gamze Güller’in farklı sanat disiplinlerini bir araya getiren proje hakkında bilgiler verdiği yazısı ile başlayan kitap, Mehmet Bayraktar’ın fırçasından çıkan resimlerin usta yazarların öyküleri ile iç içe geçmesiyle ilerliyor. Öykülerin başında önce resimlerin küçük detayları görülürken, sayfalar çevrilip de öyküler geliştikçe resimlerin parçaları da birleşiyor ve öykünün sonuna gelindiğinde resim de, öykü de tamamlanmış oluyor. Ancak Mehmet Bayraktar’ın resimlerine verdiği isimler ile yazarların öykülerindeki başlıkların arasında farklılıkların da olduğu okurun dikkatini çekiyor… Bu da öykülerin resimler için değil, resimlerin yarattığı çağrışımla yazıldığının iyi bir göstergesi. Kitabın son bölümünde ise Ercan Başer’in, Mehmet Bayraktar’ın resimlerini incelediği ve okura hem kitapta yer alan hem de daha önce çizdiği resimler hakkında detaylı bilgi veren estetik yazısı yer alıyor. Bu inceleme de resim sanatı hakkında bilgi sahibi olmayan edebiyatseverlere resimleri daha iyi anlayıp öyküler hakkında yorumda bulunabilme olanağı sağlıyor. Zaten ön yazıda da belirtildiği gibi amaç edebiyat ve resim arasında disiplinler arası bir köprü kurmak.

Bir resim sergisine gittiğimizde, hangi resmi izliyorsak o eseri kendi yaşam deneyimlerimize göre yorumluyoruz. “İşte hayat böyle bir şey”in sayfalarını çevirdiğimizde de sanki Mehmet Bayraktar’ın kişisel sergisini geziyormuşuz gibi, izlediğimiz her resimde farklı insan hikâyelerini zihnimizde canlandırıyoruz. Ancak hikâyesini zihnimizde canlandırdığımız o resme bir de usta bir yazarın baktığını düşünelim! “İşte hayat böyle bir şey…”in sayfalarında bizimle aynı resimlere bakıp, bu resimlerden esinlenerek öyküsünü kaleme alan yazarların sayesinde zihnimizde canlandırdığımız hikâyelerin ötesindeki bambaşka yaşamların dünyasına doğru yolculuğa çıkıyoruz. Bu tecrübemiz de bize gösteriyor ki her insan aslında dünyada olup biten olayları farklı şekilde algılayıp yorumluyor.

Kitapta yer alan eserlerde Mehmet Bayraktar’ın, günlük hayatın sıradanlığını yağlı boya ile tuvaline titizlikle yansıttığını görüyoruz. Bu eserlere eşlik eden öykülerde de yine aynı şekilde toplumdaki sıradan yaşamların hikâyelerini okuyoruz. Gamze Güller, “Beklerken” adlı öyküsünde aynı evde yaşadığı hasta bir yakınının çaresizliğini konu edinirken; Fuat Sevimay, “Bazen Garson” başlıklı öyküsünde restoranlarda çok defa karşılaştığımız bazı müşterilerin garsonlara karşı rencide edici tutumlarını ele alıyor. Yaşadığımız toplumda trajikomik olaylara da sıklıkla şahit oluyoruz. Mehmet Fırat Pürselim’in, “Ticari” isimli resme bakıp kaleme aldığı mizahi açıdan da çok güçlü olan “Fantezi” adlı öyküsünde, ailesine bağlı ama arkadaşı tarafından kandırılıp eşini aldatan kişinin başına gelen olayları sanki akıcı bir filmi izliyormuş gibi okuyoruz.

“İşte hayat böyle bir şey…”de yer alan resimler ve öyküler okurun empati duygularına da ince dokunuşlar yapıyor. Kitapta yer alan bazı öyküler birbirinden çok farklı yaşamlara sahip insanların içsel dünyalarına doğru bizi yolculuğa çıkartıyor. Bu öyküler, kahramanlarının acı, sevinç, öfke gibi duygu durumlarını yüreğimize işliyor. Ayşegül Çelik’in, “Zamanla” adlı öyküsünde bir psikiyatrisin kendisinden yirmi yaş küçük bir erkeğe duyduğu karşılıksız aşkta çektiği acılara şahit olurken; Serkan Türk’ün “Bir Adım Sonra” öyküsünde savaşların insanlarda açtığı travmatik yaraların acısı ile içimiz sızlıyor. Mehmet Bayraktar’ın resimlerinden esinlenilip usta yazarlar tarafından kaleme alınan diğer öykülerde de sanatseverler, çevrelerinde olup bitenlere karşı başka bir farkındalık kazanıyor.

1 Ressam, 11 Resim, 11 Yazar, 11 Öykü’den oluşan “İşte böyle bir şey…”’in kapağını kapattığınızda sanki bir sergi salonundan dışarı adımınızı atıyor, bu sergiye renklerin dünyasında yaşayan bir öykü kahramanı olarak bir an önce geri dönmek istiyorsunuz…

  • İşte hayat böyle bir şey…
  • Yazar: Mehmet Bayraktar
  • Hazırlayan: Gamze Güller
  • Türü: Edebiyat, Sanat
  • Baskı Yılı: 2019
  • Sayfa Sayısı: 132 Sayfa
  • Yayınevi: YEM Yayınları

Melih Yıldız

23 Ekim 1989 tarihinde Trabzon’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Bilim Üniversitesi Psikoloji bölümünde, Yüksek Lisans eğitimini ise Haliç Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji bölümünde tamamladı. Birçok özel ve kamu hastanesinde bölümü üzerine staj yapıp farklı disiplinleri gözlemleme şansı oldu.Rehabilitasyon merkezlerinde psikolog olarak çalıştı. Ayrıca Basketbol Milli Takımı’nda spor psikoloğu olarak görev yaptı. Tüm bunların dışında 2010 yılında Türkiye Futbol Federasyonu’nuna bağlı olarak futbol hakemliği yaptı. Şimdi ise Kartal Belediyesi Masal Müzesi’nin koordinatörü olarak görevini sürdürmektedir. Yazın hayatında ise; Figüran, Kafasına Göre, Edebiyatist, Çevrimdışı İstanbul, Vagon, Popüler Psikiyatri, Trabzon Dergisi, Trabzonspor Dergisi gibi dergilerde yazıları yayımlandı. Matbu dergilerin dışında da Kelime Atölyesi ve Edebiyathaber’de kitaplar üzerine yazdı. Bunların dışında ise köşe yazarlığı yaptı. Birçok seçkiye de öykülerini gönderdi. Şimdilerde bir öykü seçkisi hazırlamakta; araştırma hikâyelerinin yer aldığı kitabı ile çocuklar için hazırlamış olduğu bir öykü kitabını edebiyat dünyasına kazandırmak için çalışmalarını sürdürmektedir.
Melih Yıldız

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *