TÜRKİYE’DE “VATAN” KAVRAMININ POLİTİK SERÜVENİ

Belül Özkan’ın; “Türkiye’de Milli Vatan’ın İnşası: Dâr’ul İslam’dan Türk Vatanı’na” adlı eseri Türkiye vatan kavramının oluşumu ve zaman içindeki gelişimine odaklanmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Türkçe çevirisi Kırmızı Kedi Yayınevi etiketi ile yayınlanan; ilk baskısı 2012 yılında From the Abode of Islam to the Turkish Vatan: The Making of a National Homeland in Turkeyözgün ismiyle Yale University Press’ten çıkan, Belül Özkan’ın; “Türkiye’de Milli Vatan’ın İnşası: Dâr’ul İslam’dan Türk Vatanı’na” adlı eseri Türkiye vatan kavramının oluşumu ve zaman içindeki gelişimine odaklanmaktadır.

Fiziki bir mekan olarak algılanışından öte, sembolik tasavvurlar ve eylemler üzerinden ulusal kimliği pekiştirmede vatan kavramı, ulus-devlet için vazgeçilmez bir politik nesnedir. Bu noktada vatan belirli bir toprak parçası üzerinde tarihsel mücadeleler sonucu oluşan soyut bir anlama da sahiptir. Yazarın Henri Lefebvre’den alıntıladığı aşağıdaki satırlar bu süreci özetler niteliktedir:

TİMAŞ
TİMAŞ

“…mekan tarihsel unsurlarla biçimlenmiş ve belirli bir kalıba dökülmüş ancak bu tarihsel bir süreçtir. Mekan politik ve ideolojiktir. Tam anlamıyla ideolojilerle yüklü bir üründür. Mekanın bir ideolojisi vardır. Peki ama neden? Çünkü homojen ve ayrıca en saf haliyle tamamen gözüken mekan… toplumsal bir üründür.”…

Tüm bu politik süreç sonunda vatan kavramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından itibaren Türk siyasetinin temel unsuru haline gelmiştir. Özkan’a göre “vatan, Türk ulusu ve devletinde gerçeğinin ebedi ve doğal simgesi olarak görülüp tarihsel ve ontolojik bir konum kazanmıştır”. Yazarın anlatımıyla bu döneme kadar milliyetçi düşünceler devlet tarafından “kargaşa çıkaranlar” üst başlığı altında sınıflandırılırken; yeni dönemle beraber Türk milliyetçileri “Osmanlı istibdatı altında ezilen Türk Vatanını eski gücüne kavuşturmayı amaçlamıştır”. Milliyetçilik ve vatan kavramlarının kaynaşmasıyla -Ernest Renan’ın deyimiyle- ortaya çıkan “ortak hissiyat” yaratma amacı sosyo- mekânsal bir bilinç üzerinde tahakküm kurmayı görev edinmiştir. Bu görevler; Türkiye’nin tehlikeli bir coğrafyaya sahip olduğu, etrafının düşmanlarla çevrili olduğu, insanların kendilerini her daim olağanüstü bir duruma hazırlıklı olmaları gerektiği, Türkiye’nin bütünlüğünün tek şartının Türk ulusunu en kıymetli varlık olarak kabul etmek ve onu her şeye rağmen savunmak olduğu şeklinde oluşmaktadır. Ayrıca Özkan verdiği örneklerle bu mantığın sadece askeri yetkililerle sınırlı olmayıp; gündelik siyasette, ders kitaplarında ve siyasetçilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin köşe yazılarında karşımıza çıktığını vurgulamaktadır.

Türk ulusal devletinin toprağını ifade eden vatan kavramının Türkiye’de toplumsal birliğin sürmesinde en önemli etken olarak gören Behlül Özkan, kitabında ulusal mekan olarak vatan bilincinin Türkiye’deki gelişimini incelemektedir. Kitapta mekanın hem teoride hem de siyasal pratiklerde ulusal vatan olarak temsil edilme biçimlerine odaklanan yazar, bir yandan akademik coğrafyanın himaye ettiği dünyayı milliyetçi görme biçimlerini ve yönetici elitlerin güvenlik kaygılarının inşa ediliş sürecini çözümlerken; diğer yandan Türk vatanın popüler kültür içindeki yansımasını, gündelik siyasi pratiklerin vatan kavramını söylem olarak nasıl ürettiğini ve yaygınlaştırdığını incelemektedir.

Kitap dört ana başlık etrafında ve birçok alt başlıktan oluşmuştur. Çalışmanın metodolojisinde siyaset teorisi, coğrafya, sosyoloji, ve tarih alanındaki eleştirel yayınlara yer veren Özkan; Güç-İktidar ilişkisi ve söylem teorisi için Michel Foucault ile Ernesto Laclou, coğrafya temsil için Gearóid Ó Tuathail ile David Campbell’a ulusal bilinci aşılamada eğitimin rolü için ise Anssi Paasi gibi isimlere başvurmuştur. Ayrıca Teorik analizleri nitel araştırmalarla desteklemek adına arşivler, biyografiler, coğrafya ders kitapları, haritalar, gazeteler, romanlar, ve devlet arşivleri gibi kaynaklarla zenginleştirmeye çalıştığını görmekteyiz.

Kitabın giriş bölümünde kitabın tümü hakkında panaromik ve metodik bilgiler veren yazar, birinci bölümde Osmanlı kimliğinin ve mekan algısının Batılı ulus-devlet paradigması ile karşılaşması sonucu geçirdiği dönüşümü incelemektedir. İmparatorluk tarafından hızla kaybedilen topraklar emperyal vatan söyleminin altüst olmasına neden olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu için büyük önem taşıyan Balkanlar’da ve Libya’da yaşanan toprak kayıpları Türk ve Arap aydınların savunduğu Osmanlıcılık düşüncesini sorgulanır hale getirmişti. Bunun yanı sıra Ortadoğu’da Arap halklarının Osmanlının kudretini sorgulamaya başlaması; devamında Türk milliyetçilerini benzer düşüncelere sevk etmiştir. Son olarak I. Dünya Savaşı’da İmparatorluk tarafından ilan edilen cihat çağrısının Türk olmayan Müslüman toplumların büyük çoğunluğunda cevapsız kalması, Türkçü Pantürkizm’in Osmanlıcılık’tan arınarak egemen söylem olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Kitabın ikinci bölümünde 1908-1923 yılları arasında Osmanlı yönetici elitlerinin zihnindeki emperyal vatan tasavvurundan milli vatan tasavvuruna geçiş evresi işlenmektedir. Bu dönemde İmparatorluğu ayakta tutmaya çalışan üç ideolojide(İslamcılık-Osmanlıcık-Pantürkizm) birbiriyle çekişmekte ve aralarında önemli farklar bulunsa da üçününde ortak özelliği; vatan kavramına emperyal bir vizyon ile bakıyor olmalarıydı. Ancak bu dönemde yaşanan toprak kayıpları vatan kavramının fiziki ve zihinsel sınırlarının algılanışı üzerinde derin değişiklikler yapmıştır. I. Dünya Savaşı’nın ardından bu üç emperyal vizyona sahip ideolojinin karşısında, Kurtuluş Savaşı’nında zaferle sonuçlanmasının ardından diğerlerinden tamamen farklı olarak Türk milliyetçiliği ortaya çıkmıştır. Bu yeni ideolojinin diğerlerinden en büyük ayrımı “milli meclis”, “milli ordu” ve “milli bir devlet” üçgeninde bir amaç edinmesiydi. Bu sayede diğer üç ideolojiyi devre dışı bırakarak Türk milliyetçiliği; Kurtuluş Savaşı’nın sona erdiği 1922 yılı itibariyle hegemonik hale gelmiştir.

Cumhuriyetin yeni yönetici elitlerinin ülke topraklarında “mütecanis ve yeknesak” bir ulus yaratma çabalarını ele alan üçüncü bölümde ise coğrafya kitaplarına aşılanan ulusal idealler incelenerek, milliyetçi bir söylemin eğitim araç-gereçlerinde nasıl baskın hale geldiği anlatılmaktadır. Yeni kurulan devlette milli vatan hakkında mekânsal bilinç kazandırmak ve uluş inşasında amaçlanan milli görevleri yaygın hale getirmek amaçlı kullanılan coğrafya kitaplarının politik işlevi çözümlenmeye çalışılmıştır.

Kitabın son bölümünde ise Türkiye’de vatan kavramının kendisine yönelik tehdit ve tehlikelere dair sembolleri kullanarak, toplumu terbiye etmede ve hakim sınıfın iktidarına karşı muhalif hareketleri bastırmada araçsallaştırılması incelenmektedir.

Behlül Özkan’ın “Türkiye’de Milli Vatan’ın İnşası: Dâr’ul İslam’dan Türk Vatanı’na” adlı eseri okuycuya yeni bilgeler aktarmakla beraber. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’ni farklı bir açıdan okuma imkanı sağlamaktadır.

Behlül Özkan 17 Ağustos 1975’te Eskişehirde doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Yüksek lisans ve doktora eğitimini Flecher Scholl of Law and Diplomacy’de 2009 yılında tamamladı. Siyasal İslam, Türkiye Siyaseti ve Dış politikası üzerine çok sayıda akademik çalışması yayınlanan Özkan halen Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası ilişkiler bölümünde çalışmaktadır.

  • Türkiye’de Milli Vatan’ın İnşası
  • Dâr’ul İslam’dan Türk Vatanı’na
  • Yazar: Behlül Özkan
  • Baskı Yılı: Eylül 2019
  • Türü: Tarih
  • Sayfa Sayısı: 329 Sayfa
  • Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi

Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

Wimmel Kitapları: İllüstrasyon ve Mimarlık Akademisi

Read Next

SONDAN GERİYE, BAŞTAN SONA: ON DAKİKA OTUZ SEKİZ SANİYE

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram