ZAMANIN BİR UCUNU DİĞER UCUNA TEYELLEMEK

Norman Ohler’in resmi olarak unutturulmaya çalışılmış bir direniş öyküsüne 80 yıl sonra da olsa tanıklık eden birinin varlığını öğrendiğinde duyduğu heyecan onu bu araştırmaya yöneltmiş ve bu müthiş aşk ve direniş öyküsünü ortaya çıkarmıştır. Kitabı Türkçeye çeviren bu sayede kitapla bizi tanıştıran Tanıl Bora’ya çok özel teşekkürlerimle…

“Aşkta da tarih yazımında da hep nafile yere mükemmel kişiliği ararız.
Lakin insanın gerçekliği genellikle daha kırık döküktür.”
Norman Ohler

Yaşamımızın hemen her alanında belleğimize kazınan, “kazananların ve/veya güç sahiplerinin” yazdığı tarihle yetinmeyerek geçmişin izini arayan bir avuç insan sayesinde öğreniyoruz ki,  egemen güçlerce tarih yazımı toplum hafızasına müdahale ile başlar. Gerek Kenan Evren’e atfedilen “Öyle bir nesil yaratacağız ki kim olduğunuzu hatırlamayacaklar” sözü, gerek ilgili kitapta infaz edilen oğlunun eşyalarını isteyen anneye Gestapo tarafından söylenen “Oğlunuzun adının insanların hafızasından ebediyen silinmesi gerekir. Bu da ilave cezadır” sözü buna en iyi örnektir. Egemenler her ne kadar bu konuda başarılı olacağını düşünse de ‘Unutturulan tarih’ dediğimiz bu tarihi, zihinlerinde yaşatan ve sözlü olarak aktarımlar yaparak nesilden nesile toplumsal bellek oluşturmaya çalışan kişi/kişilerde hep olmuştur ve olacaktır.

TİMAŞ
TİMAŞ

İşte bir sohbet sırasında Norman Ohler’in resmi olarak unutturulmaya çalışılmış bir direniş öyküsüne 80 yıl sonra da olsa tanıklık eden birinin varlığını öğrendiğinde duyduğu heyecan onu bu araştırmaya yöneltmiş ve bu müthiş aşk ve direniş öyküsünü ortaya çıkarmıştır. Kitabı Türkçeye çeviren bu sayede kitapla bizi tanıştıran Tanıl Bora’ya çok özel teşekkürlerimle… 

Nasyonal Sosyalizm ile ilgili ne zaman bir kitap okusam, ne zaman bir film izlesem hala beni şaşırtabilen olaylar ve inanmakta güçlük çektiğim zulümlere tanık oluyorum. Evet, bir kez daha anlıyorum ki zulmün başı var ama sonu yok ve zulüm ancak zalim(ler)in yok olması ile son bulabiliyor. Nazi tartışmalarında hep denir ki “Büyük müzisyenler, filozoflar, edebiyatçılar ve bilim insanları yetiştirmiş Alman halkı bunca zulme ve adaletsizliğe karşı nasıl oldu da sesini çıkarmadı?”  Bunun yanıtını sanırım en iyi Victor Klemperer’in günlüğünde yazdığı şu satırlarda görürüz: “Zararsız mizaçlı vasat insanlar nasıl da kolay uyarlar çevrelerine! Kelimeler küçücük arsenik dozları olabilirler: Farkında olmaksızın yutulurlar, bir etki yaratmıyor gibi görünürler ama bir zaman sonra zehir etkisini gösterir. Birisi yeterince uzun süre boyunca fanatiği, kahramanca ve erdemli diye tanımlarsa, sonunda gerçekten inanır bir fanatiğin erdemli bir kahraman olduğuna ve fanatizm olmadan kahraman olunmayacağına…”  Klemperer bu durumu, son derece haklı olarak vasatlık ve sıradanlığın çoğunlukçu karşılığı olarak açıklasa da; bu sıradanlığın hüküm sürdüğü zamanlara ait arşivler açıldıkça bu berbat geleceği görebilen ve buna direnç oluşturmaya çalışan aydın, sanatçı, işçi, öğrenci gibi sosyal tabakalardan çeşitli örnekler görebiliyoruz.

İşte bunlardan birileri de adını Norman Ohler’in tüm dünyaya duyurduğu Harro ile Libertas çifti. Ohler, ”Bir Aşk ve Direniş Hikayesi” olarak yayımladığı bu öyküyü, bu mücadele içinde yer alan Hans Coppi’nin tanıklığı ve çokça gerçek belgelere dayanarak, roman gibi bir kurguyla anlatıyor.

Sonraları “Kızıl Orkestra” diye adlandırılan bu direnişçileri, diğer direniş hikayelerinden biraz ayrıksı kılan en özel durum sanırım içindekilerin ilişki ağı. İçinde muhafazakarlar, milliyetçiler, liberaller, sosyal demokratlar, komünistler, hiçbir siyasi fikre bağlı olmayanlar, eski Nazi sempatizanları olduğu gibi aristokratlar, akademisyenler, sanatçılar, memurlar, subaylar, öğrenciler, işçiler var. Yaşlılar, gençler, yarı yarıya kadın ve erkekler var. Bir nevi amorf bir oluşum yani. Dikey veya herhangi bir şekilde hiyerarşik yapısı bulunmayan, kuralları, tüzüğü, ilkesi bulunmayan biraz derleme bir hareket.  Aralarındaki yaş, cins, sınıfsal, siyasal, etnik ve kültürel farklılıklarına rağmen bu insanların bir araya gelme nedeni Nazi iktidarına karşı anti-faşist mücadele yürütebilmek. Bu kadar benzemezi bir arada tutan ve güven ağı oluşturan kişi ise Harro’dur.

Harro milliyetçi-muhafazakar ve sistemle uyumlu bir ailenin oğludur. Hatta öyle ki, Harro’nun gençliğinde katıldığı bir miting nedeniyle gözaltına alınması sonucu, annesi hemen Nazi partisine üye olup, üyelik sayesinde oğlunu özgürlüğüne kavuşturur. Harro yanlış giden bir şeyler olduğunu fark ederek sistemle mücadele etmenin yollarını arar ve parti / hükümete yakın görünerek devlet katında önemli yerlere gelir. Buradaki amaç edindiği bilgileri anti-faşist mücadelede kullanmaktır ki, bunu da yaşadığı sürece başarı ile yerine getirir. Hayatı tehlikede olanlara yardım etmek, istihbarat toplayarak anti-faşist güçlere bilgi göndermek, yasa dışı bildiri dağıtmak bunlardan birkaçına örnektir.

Harro’nun yol arkadaşları küçük bir grup olsa da, bu durum mücadeleyi ve direnişi küçültmüyor. Hatta seçkin aile çocukları olmalarının konforunu bir kenara iterek, insanlık onuru için, sonunun büyük bir trajedi ile bitebileceğini bilerek küçük bir direniş vahası oluşturmaları umudun ve aşkın gücünü dünyaya bir kez daha hatırlatıyor. 

Aşk demişken, aristokrat bir aileden gelen ve sistemle bir sorunu olmayan hatta Nazizm sempatizanı sayılabilecek sanatçı Libertas’ın, Harro ile tanışmasından sonra aralarında doğan aşkın, bize anlatıldığı gibi olmadığına, toplumumuzda sıkça gördüğümüz, duyduğumuz aşklara benzemediğine tanık oluruz. Libertas’ın zamanında Nazi zulmüne suskun kalarak oluşan suç ortaklığını, bu kez anti-faşist mücadelede Harro ile suç ortaklığına dönüşmesine neden olan aşk,  birbirlerini boğan, tüketen, yok eden ve hatta öldüren aşkın değil, özgür bir aşkın örneği olur Harro ile Libertas aşkı. Aşığı dünyadan koparan değil, bizzat yaşam içindeki tüm olgulardan ne aşağıda ne de yukarıda konumlandırdıkları bu gerçeklik, aşka kutsallık atfedilen tüm kavramları silkeleyecek bir aşka tanık eder bizi.

Birbirlerine olan aşkı ve vatan aşkını aynı zamanda ve aynı düzlemde sürdürebilen Harro ile Libertas, bu özellikleri ile belki az ama öz bir direniş çevresi oluşturur. Bu arada hayatı da normal seyrinde yaşamanın ıstırabı içinde yemeler, içmeler, partiler, danslar, ev gezmeleri vs. hepsi süregelir. Bu sayede yeni çevre de edinerek direnişi büyültür. Doğru zamanda doğru yerde eylem koyma işlevini her biri ciddiyetle görev olarak üstlenir.

Şöyle der Harro herkese ulaştırmaya çalıştığı bir bildirisinde: “Mızmızlanmak veya aptalca fıkralar anlatmak yetmez. Her köşe başında sonu gelmeyen kuyruklarda beklemek zorunda kaldığınızda, hep daha yüksek sesle protesto edin. Her şeye rıza göstermeye veya katlanmaya son verin. Sizi korkutmalarına daha fazla izin vermeyin! Umumi korkunun karşısına dikilin! Kendimizi ve ülkemizi ancak Hitler’e karşı mücadele cephesinde yan yana dizilecek cesareti bulursak kurtarabiliriz.”  Kendisinin ve mücadelenin kararlığını ise, şu bildiride görürüz. “Öyle anlar vardır ki, akıllı davranmak denen tavır değil, susmak veya temkin değil, girişimde bulunmak, cüret lazımdır – ve icabında kendini feda edebilme melekesi.” 

Tabi ki, tüm faşist düzenlerde olduğu gibi bu direnişte bastırılıp, Hitler’in istek ve onayıyla başta 33 yaşındaki Harro ve yine o yaşlarda Libertas olmak üzere direnişin önde gelen isimleri ölüm cezalarına çarptırılır. Mahkeme kayıtları yok edilir, öldürülenlerin küllerinin yeri saklanır. Yazar, bu hikayenin izini sürdüğü 2006 yılına dek bu bilgiye hiç ulaşamaz ve ona “artık mevcut olmayan bir kaydı arıyor olmanız mümkündür.” yanıtı verilir.  

Nazilere karşı yürütülen bu direnişte, tarih, çılgınlık, aşk birlikte ilerlerken, Faşizmin sistemli bir şekilde tüm bezdirici yıkımlarına karşı, genç umut dolu insanların direnişi ve sahiciliği, 80 yıl sonra da olsa hayatımıza ışık tuttuğu gibi, oğlunun idamından sonra; “Dünyadayken korkarsınız. Ama korkmayın, ben dünyayı aştım.  diyen annenin ve son mektubunda “Sevgili anne ve baba! Eğer burada olsaydınız, görünmez olup; beni ölümün karşısında gülerken görürdünüz. Çoktan aştım onu. Ne yapalım Avrupa’da zihnin hasadının kanla yapılması adetten olmuş.” diyen Harro’nun inancına ve gücüne sarılarak, genellikle çoğu direniş hareketlerinde olduğu gibi bu direnişin de sonu buruk bitse de, insanın yüreğinde bıraktığı kor alev, özgürlüğe, mücadeleye ve aşka dair inancınızı kaybettirmiyor. 

  • Harro ile Libertas
  • Yazar: Norman Ohler
  • Çeviri: Tanıl Bora
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2021
  • Sayfa Sayısı: 376 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları

Leyla Öztürk
Vinkmag ad

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Read Previous

TÜM YÖNLERİYLE MİZAH

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *

Follow On Instagram