Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Ahmet Altan’ın En Güzel Romanı

1

Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun doğurduğu iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir.

Semih Gümüş 13.06.2016 tarihinde Radikal Kitapta yazdığı “Edebiyatın Üstüne Bas Geç” yazısında son zamanlarda popüler olan Edebiyat dergilerini eleştirirken popüler kültürün kurbanların arasında Ahmet Altan’ın da ismini de dille getirmişti. Ahmet Altan popüler kültürün kurbanlarından biri olup olmayacağını kestirmek zor olacağını düşünenlerdenim özellikle bu kitabıyla. Okuyucu, hiç olmadık zamanda hiç olmadık yerde hiç olmadık kitapları ve yazarları zirveye taşırken, zirveyi hak eden kitap ve yazarları da çok sonradan keşfedebilmektedir. Sabahattin Ali buna iyi bir örnektir. Gerçi Sabahattin Ali de artık okunmaktan çok sosyal alemde bir fotoğraf malzemesi haline geldi. O da ayrı bir hüzün edebiyat açısından.

KitapEki
KitapEki

“Son Oyun” kitabı popüler kültürün kurbanı olacağını düşünmüyorum. Zira popüler kültürde eriyip kaybolmayacak kadar kaliteli bir kitap olduğunu, günceliğini koruyacağını, hakkettiği ilgiyi bulacağını düşünüyorum. En azından böyle umut ediyorum.

Kitaba gelecek olursak; bugüne kadar okuduğum Ahmet Altan’ın en güzel kitabı olduğunu söyleyebilirim. Ahmet Altan’ın son romanı olan “Ölmek Kolaydır Sevmekten” kitabını kendi adıma beğenmediğimi de söylemek istiyorum. Yazar bu kitabını bir yazar kahramanın ağzıyla anlatmaktadır. Yazar kahramanımız yeni bir kitap yazmak için yolu bir kasabaya düşer. Kasaba deniz gören, yeşil bir yer olan kendi havaalanı da bulunan sakin bir yerdir. Yazarımız çıktığı bu yolda yeni tanıştığı Zuhal adından bir kadına da daha ilk karşılaşmada aşık olmaktadır. Belki romanın ana konusu bu olduğunu kabul etmekle beraber, romanı sadece bu konu ile sınırlamak doğru olmayacağını da söylemekte fayda var.

Yazar, çok cesur karakterler seçmiştir romanında. Bir yandan kendini Tanrıyla bütünleştirip yeri geldiğinde Tanrıya hesap sorabilirken diğer yandan olmaması gereken kişilerle olmaması gereken ilişkiler de yaşayabiliyor. Kasabanın büyük güçlerinden biri olan; varlıklı, kasaba söz sahibi olan Raci Bey’in de karısıyla aşktan ziyade şehvetin doruklarda olduğu bir ilişki içerisindedir. Yolda tanıştığı, sonradan uğruna insan öldürdüğü Zuhal de ayrıca kasabanın Belediye Başkanı olan Mustafa’nın bir zaman aşık olduğu, sonralarda Zuhal’in kendisine aşık olduğu varlıklı birinin karısı olacaktır. Yazar konuyu elle alırken şehvetin ve iktidarın insan üzerindeki etkisini de derin bir şekilde işlemiş romanında.

Kasaba halkı yazar kahramanı aralarına almak için ortak bir değer, bir nokta aramaktadır. Bir yerden sonra yazar kendisi kabul ettirmekle kalmayıp ayrıca kasabada söz sahibi de olabilmektedir. Romanın ortalarında okuduğumuz bu bölümde bir topluluğun ortak davranışlarına şahitlik ediyorsunuz ayrıca. Kasabada iktidar arayışı, iktidar kavgasıyla beraber yine kasabada taassup derecesinde bir boş inancında kol gezdiğini de göreceksiniz. Asıl iktidarın sahipliği o inancın sahipliğinden geçmektedir. Tek mutlak güç olmak isteyen Mustafa o inancın doğurduğu hırsla tüm kasabayı yeri geldiğinde karşısına alabilmektedir. Mustafa bu yolda yalnız olmadığını, kendisinin en büyük rakibi olan kasabada geniş nüfuzlu, varlıklı Raci Beyi de unutmamaktadır.

Yazar kahramanımız bir yerden bu iktidar kavgasını izlerken diğer yandan bu iki gücün kadınlarıyla derin bir aşk, derin bir şehvet yaşamaktadır. Burada çok büyük bir risk aldığının da zamanla farkına varmaktadır. Bu kavgada taraf seçmekte kahramanın zorlandığı bir diğer konudur. Bu iki güç arasında debelenip dururken ne aşktan ne de şehvettin o hazından uzak durabilmektedir. Hem belediye başkanın görüştüğü Zuhal’le hem de Raci Beyin karısı olan Kamile hanım ile görüşmeye devam etmektedir. Zuhal aşık olduğu, Kamile hanım ise sadece cinsel isteklerini tatmin eden kadın rolünü üstlenmektedir.

Ahmet Altan “Son Oyun” kitabında bir yandan derin bir aşka, bir şehvette yer verirken diğer yandan da bir topluluğun sarhoşça davranışlarını, sorumsuzluklarını ve bu sorumsuzluğun getirdiği iktidar ve güç kavgasına yer vermektedir. Kitabı okurken bugünden izler bulmakta mümkün.

Bir sarhoş gibi her şeyi kırıp dökerek, sadece kendi iktidarını düşünerek yürüyor, dedi Raci Bey, kendinden ve iktidarından başka bir şey düşünmüyor. Kırmadığı, kızdırmadığı kendine düşman etmediği kimse kalmadı”(S.368) bu cümlelerde anlatılanlar eminim size yabancı gelmemiştir. Günümüzdeki şahsa ne kadar benziyor değil mi?

Romandaki iktidar sarhoşluğu bu günkü iktidarın verdiği sarhoşluğu, bu sarhoşluktan meydana gelen sıkıntıları özetler nitelikte. Hepimiz bu sarhoşluğun kurbanı oluyorken bazı entelektüel kesimden ve toplumun büyük bir kısmından ses çıkmamasını da bu cümleler de anlamak mümkün: “Asıl tuhaf olan bütün bu cinayetlere, insanların gittikçe daha gergin ve asabi olmasına rağmen kasabanın sakin ve huzurlu görünmesiydi”(S.150)

Zuhal, yazar kahramanın kendisini aldattığını duyunca yazar kahramandan uzaklaşıp görevinde istifa edecek olan Mustafa Bey ile daha da yakınlaşır. Kitapta Mustafa Beye aşık olduğunu da sık sık dille getirmektedir Zuhal. Zuhal şehirde yaşayan ve çalışan varlıklı biridir. Yazar kahramanımı romanını bir türlü yazamazken, birden çok kadınla olması da zaman zaman başını ağrıtmaktadır. Bu kadınlardan biri de genel evin sahibi Sümbül hanımdır. Yazar kahramanımız son kez şehvettin esiri olup, şehvette yenilip Kamile hanımın yanına giderken sonradan öğreneceği Mustafa ve Zuhal’e suikasti önlemeye çalışırken Kamile Hanımı da orada öldürür. Kitap hüzünlü bir şekilde son bulurken; bir aşkın, bir iktidar ihtirasının izlerini geride bırakmaktadır. Yazar kahramanımız şehvetti değil aşkı tercih ederken, iktidar kavgasının doğurduğu vahşeti incelerken, bu vahşet sonucunda yok olan tüm değerleri dille getirirken, bit topluluğun örgütsüzlüğünden bahsederken, bir inancının taassup taraflarını elle alırken, bu inancın getirdiği olumsuzlukları yazıya dökerken aslında bize bir topluluğun değerlerinin varlığını da tekrardan hatırlatmış oluyor.

Ahmet Altan cesur, şaşırtıcı, sorgulayıcı, şehvettin sınırlarını zorlayan, hiciv sanatını etkili kullandığı bir eser ortaya çıkarmış. Bu kitabı okurken; günümüzün temel sorunlarını, iktidar hırsını, aşkın ve şehvettin acı sonlarını, bir toplumun sorumsuzluğunu, bu sorumsuzluğun nelere mal olabileceğini tekrar tekrar sorgulayıp, sonuçları bir daha gözden geçireceksiniz. Bu kitabı okurken belli yerlerinde Yaşar Kemal’in “Teneke” kitabını da anımsayacaksınız. Her ikisini de okumanız dileğiyle.

  • Son Oyun
  • Yazar : Ahmet Altan
  • Türü: Roman
  • Sayfa Sayısı: 416 Sayfa
  • Basım Tarihi: Nisan 2013
  • Yayınevi: Everest Yayınları
Doğan Yalçın

Doğan Yalçın

1994 yılında Muş’ta doğdu. Iğdır Haydar Aliyev Fen lisesinden mezun oldu. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesinde Biyomedikal üçüncü sınıf öğrencisi.
Doğan Yalçın kendisini şöyle anlatıyor; En büyük zaafım çok hayal kurmamdır diye düşünüyorum. Hem de imkansız türlerden.
Bazen; ”oğlum bir mühendis için bu hayaller biraz saçma değil mi?” diye sorduğum oluyor. Bazen de ‘’Edebiyata ve kitaba bu kadar önem ve zaman verdiğinden okulu bittiremeyeceksin’’ der durur şeytani tarafım. Nerden bilsin hayallerle yaşadığımı, hayallerimin de edebiyat ve kitapla yaşadığını.
En sancılı, sıkıntılı, yokluk zamanlarımda en büyük kahramanım hayallerimden kendime biçtiğim rollerdi.
Belki de bu da hayal kurmanın zaaf olduğunu sanmamın zaaflığıdır. Kim bilir…
Doğan Yalçın

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

1 Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *