Responsive banner image
 

Distopyalara Giden Yoldaki Düşünce Filizleri

0

“Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler” kitabı George Orwell’in detaylı, eleştirel, farklı açılardan ele aldığı yazıları içeriyor.

Dahi yazar George Orwell’in deneme yazılarından oluşan yeni kitabı “Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler” kitabı geçtiğimiz günlerde Sel Yayıncılık etiketiyle yayımlandı. “Dahi yazar” tanımlaması biraz iddialı olsa da yaşadığımız günleri onca önceden ve bu denli net gören, hayatımızın nasıl bir kurguyla yönetildiğini –gene bir roman kurgusu içinde- göstererek bizi gerçeklerle yüzleştiren, olayların sadece ön yüzünü değil arka planını da okuyabilen bir yazar için söylenebilecek doğru tanımlamanın bu olduğunu düşünüyorum. Zira en önemli ve en çok bilinen iki romanı 1984 ve Hayvan Çiftliği, bu ileri görüşlülüğün kanıtları. Ancak yazarın üretkenliği bu romanlarla sınırlı değil. Birçok deneme ve makale yazan Orwell’in bu yazıları son yıllarda Sel Yayıncılık tarafından derlenerek Kitaplar ve Sigaralar, Neden Yazıyorum, Balinanın Karnında ve Faşizm Kehanetleri adlarıyla yayımlandı. Deneme yazıları yazarın düşünce yollarını, fikirlerinin oluşum süreçlerini, eleştirel bakış açılarının yansımalarını içeriyor ve bu nedenle romanlarını anlamada da çok değerli. Hem dil hem de içerik açısından zengin bir yapıya sahip olduğu kadar yeni bilgiler ve fikirler veren ve keyifle okunabilen yazılar bunlar.

KirmiziKedi__5

Girizgâhtan da belli olduğu üzere George Orwell tarafsız olamayacağım bir yazar sanırım. Hepimizin hayatında tekrar tekrar okuduğu, her seferinde farklı tatlar aldığı, başka kitapları okurken ya da günlük sıradan hayatını –öylece- yaşarken hatırladığı kitaplar vardır. Hani birden bir elektrik düğmesine basılır beyninizin kuytularında ve “evet, bunları ben bir yerden biliyorum” dersiniz. Sonra ayaklarınız o kitaba doğru yol alır sizden bağımsız. İşte o kitap “1984” benim için. Hele üstünde yaşamaya çalıştığımız, savaş tamtamlarının eksik olmadığı, kapitalist totaliter bakışın insanca olanı susturduğu dünyamızda ne çok anar oldum Orwell’i. Yaşadığımız dünyayı onun kadar iyi gözlemleyen ve yorumlayabilen az yazar olduğu kanısındayım. Distopyalarla ilgili bir yazıda değindiğim gibi geleceğin kehaneti değil, yaşadığımız ama yok sayarak katlanmaya çalıştığımız bugünün dünyasının aynadaki yansıması “1984”.

Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler” yazarın çok geniş bir yelpazede yer alan, birçok değişik konu hakkındaki yazılarını içeriyor. Yelpaze geniş ama hepsi hayata dair. 1939-1946 yılları arasında kaleme aldığı çalışmalardan oluşuyor kitap. Her ne kadar kitapta böyle bir bölümlendirmeye gidilmemiş olsa da deneme yazılarını iki kısım halinde değerlendirmek mümkün. İlk kısım olarak ele alabileceklerim savaşı, savaşın sosyolojik ve psikolojik etkilerini, yoksulluğu, insanın içindeki iyi-kötü ikilemini, ideolojileri, etik anlayışı sorgulayan ve özellikle 1984 romanına giden yolu bize gösteren yazılar. “İspanya İç Savaşı’nı Düşünürken(1942)”, “Marakeş(1939)”, “İntikamın Ekşi Tadı(1945)”, “Sporun Ruhu(1945)”, “Arthur Koestler(1944)” bu gruba dâhil edebileceğim başlıklar olarak sayılabilir. Her ne kadar “Arthur Koestler” bir edebi eleştiri gibi görünse de Koestler’in kitapları ve ideolojisi üzerinden hem totalitarizmi hem de devrim düşüncesini masaya yatırıyor Orwell. Bu yazının aynı zamanda “Hayvan Çiftliği” romanına doğru uzanan düşünce gelişimini yansıttığını ve çok ilginç bir iç diyalojiye sahip olduğunu görüyoruz. İkinci kısımda ise yazarın İngiliz barları, gelenekler, aile yaşamı, edebiyat, Dali’nin kişiliği, bilimsel anlayış, karakurbağası üzerinden doğa-insanlık-kötülük açılımları gibi konulardaki düşüncelerine uzanabiliyoruz. Ancak bu bölümlemede çok net ve keskin bir ayrım yapmak da mümkün değil. Yazarın siyasi-muhalif kişiliği ve hümanistik bakış açısı tüm yazılarında bir yönüyle yer alıyor. Mesela Dali’nin hayatını ele alırken bir yandan da ahlak ve sanatta etik konularını irdeliyor. Her deneme yazısının tek tek incelenmeyi hak ettiğini belirtmem gerek. Ancak böylesine geniş bir değerlendirme bu yazının amacını ve kapsamını aşacağı için bunu daha sonraya bırakarak daha genel ve kapsayıcı bir yazıyla kilit noktalara değinmeye çalışacağım.

“İspanya İç Savaşı’nı Düşünürken” başlıklı deneme yazısı hem bir dönemin tarihi gerçeklerine ışık tutarken hem de “1984”te yer alan kurgunun zeminini göstermesi açısından çok değerli. İkinci Dünya Savaşı’nın daha yerel ve minyatür bir şekilde ama aynı anlayış ekseninde bir provası adeta İspanya İç Savaşı. Bizim tarih kitaplarında pek rastlamadığımız ancak Avrupa edebiyatı ile aşina olduğumuz bir savaş. Yokluğun-yoksulluğun içinde, devrim adına mücadele eden gönüllülerin savaş karşısında düştüğü durumu da gözler önüne seriyor. Ordu içi disiplin, açlık, pislik, güç çatışmaları yaşanıyor. Bu sırada sol entelijans ve batı basını Orwell’in deyimiyle muslukları açıp kapatır gibi fikir ve duygulanım değiştiriyor. Her iki tarafın da hem İspanya hem de İkinci Dünya Savaşı boyunca benzer nitelikte pek çok katliam yaptığını ama insanların katliamlara siyasi tercihlerine göre, gerçekliğe aldırmadan yaklaştığını anlatıyor.

Her ne kadar yüce bir amaçla, faşizme karşı, gönüllü insanlar tarafından yapılsa da yaşananlar “savaş, sonuçta savaştır” dedirtir nitelikte. Orwell’in anlatımıyla, “Örneğin disiplin bütün ordularda aynıdır. Emirlere gerekirse zorla itaat ettirilir, subaylarla askerler arasındaki ilişki üst ve ast ilişkisi olmak zorundadır. Kurşunlar can yakar, cesetler kokar, ateş altındaki askerler sık sık altlarını ıslatacak kadar korkar.(…) Doğa yasaları ordunun kırmızı ya da beyaz oluşuna aldırmaz. Haklı bir dava uğruna savaşıyor olsanız bile bit bittir, bomba da bomba.” Bu anlatım savaşın ne olduğu, daha doğrusu ne olmadığı üzerine: yalın, net, ajitasyondan uzak ve gerçekçi ama en etkileyici yanı insani yaklaşıma sahip olması. Davalar, ideolojiler, kahramanlıklar, stratejiler, savaş çığırtkanlığı bir yana insan bir yana, diye düşünmeden edemiyor insan.

Orwell’in anlattığı bir savaş anısı insanı iç hesaplaşmalara sürüklüyor. Faşistlere yaklaşarak ateş etmek için bir gece bir arkadaşıyla beraber siperlerin yakınına giderler ancak gün doğmadan geri dönemeyince çukurda kalıp dönmek için uygun zamanı beklemek zorunda kalırlar. O sırada faşistlerin siperlerinde uçakların geldiğini haber veren düdükler çalmaya başlar. Bir faşist asker siperden fırlayarak koşmaya başlar, ateş etmek için çok uygun bir hedeftir ama bir yandan koşarken bir yandan da pantolonunu toplamaya çalışır. Orwell ateş edemez. Der ki, “Ben buraya Faşistlere ateş etmeye gelmiştim ama pantolonunu toplamaya çalışarak koşan bir adam Faşist değildir, size benzeyen bir insancıktır ve ona ateş etmek istemezsiniz.”

Bu denemenin 1984 romanında anlatılan pek çok kurguya İspanya İç Savaşı’nda yaşanılanların zemin oluşturduğunu da hissettiriyor. 1984’te sıklıkla vurgulanan ve anlatının kilit taşlarından biri olan gerçeğin çarpıtılması, değiştirilmesi, gerçekliğin hükümetin medya ve propaganda aracılığıyla ürettiği bir şey olduğu fikrinin tohumları gene bu savaşta filizleniyor. Savaş sırasında gerçeğin sürekli değiştiğini, insanların dün katliam dedikleri bir olayı hükümetin siyasi çıkarları değişince bugün görmezden geldiğini, gazetelerin yalan bile denilemeyecek saçmalıklarla dolu olduğunu anlatıyor. Savaşı hatırlayanlar da öldükten sonra sadece yalanların hatırlanacağını söylüyor. Gene 1984 romanında yer alan “iki artı iki beş eder” dayatmasına de ilk kez bu denemede yer vermiş: “Bu düşünme biçimi, Lider’in ya da yönetici zümrenin yalnızca geleceği değil geçmişi de kontrol ettiği bir kabus dünyasını amaçlar örtülü bir şekilde. Lider, şu ya da bu olayın ‘Asla olmadığını’ söylüyorsa, o olay olmamıştır. İki artı iki beş eder diyorsa, iki artı iki beş eder. Bu olasılık beni bombalardan daha fazla ürkütüyor.”

“İntikamın Ekşi Tadı” bölümündeyse öteki olanın, düşmanın, Almanların tarafında durarak öz eleştiri yapıyor Orwell. Savaş sonrası kimi zaman kazanmanın zafer sarhoşluğu ve savaşın biriktirdiği intikam hissiyle beraber Almanlara gereksiz ve anlamsız şiddet uygulandığını belirtiyor. Stuttgart’ın savaş sonrası bombalandığını, köprülerin havaya uçurulduğunu sırada intikam naraları atan bir Yahudi gazetecinin bir Alman askerinin cesedini görünce tüm intikam arzularının söndüğünü dile getiriyor. Gerçek ve ölü bir genç insan görüntüsü, tüm doğruların yerini değiştirebiliyor. İntikam diye bir şey olmadığını, intikamın güçsüz olduğumuzda hissettiğimiz bir duygu olduğunu ve acizlik hissi geçince buharlaştığını, intikamın hiçbir zaman tatmin etmediğini, böyle bir şey yapmaya kendimizi şartlandırdığımız için yapılan bir edim olduğunu söylüyor. Savaş sonrası intikam arzusuyla yapılan karşı katliam, şiddet ve Stuttgart’ın bombalanması, Kurt Vonnegutt’un savaş sonrası Dresden’in bombalanarak yerle bir edilişini anlattığı “Mezbaha 5” romanı gibi insanların kitle psikolojisine uygun davranmaya ne denli yatkın olduğunun altını çiziyor âdeta.

Kitabın özellikle “Kara Kurbağası Hakkında Bazı Düşünceler” ve “Ruhban Sınıfının Ayrıcalığı: Salvador Dali Üzerine Bazı Notlar” başlıklı iki yazısının ters ve farklı bakış açısıyla olaylara yaklaşan, eleştirel, detaylı, çok ilginç bölümler olduğunu söyleyebilirim.

“Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler” kitabı George Orwell’in detaylı, eleştirel, farklı açılardan ele aldığı yazıları içeriyor. Yazarın bilimsel yöntemlere sahip, araştıran, düşünen, yorumlayan, eleştiren, sorgulayan kişiliğini, hümanistik bakışını, öz eleştirel yaklaşımını yansıtıyor. Savaş yılları boyunca savaşın, yokluğun, yoksulluğun gölgesini her an hisseden bir insanın geleceğe emanet ettiği çözüm arayışları bunlar belki de. Asla umutsuz değil ama gerçekçi ve rasyonel. Amaçsız değil ama hümanistik ve ideolojiler üstü. Görünenin arkasına, ayın karanlık yüzüne, maskenin altındakine bakma cesaretini göstererek, sorarak, sorgulayarak.

  • Dali’den Karakurbağasına Bazı Düşünceler
  • Yazar: George Orwell
  • Çeviri: Begüm Kovulmaz
  • Türü: Deneme
  • Baskı Yılı: Kasım 2016
  • Sayfa Sayısı: 125 Sayfa
  • Yayınevi: Sel Yayıncılık
Pınar K. Üretmen

Pınar K. Üretmen

Öykü ve kısa öykünün yanı sıra daha çok deneme, eleştirel deneme, kitap yorumu yazıyor. Bugüne kadar Roman Kahramanları, Sarnıç, Mühür, Deliler Teknesi, İzmir İzmir, Aykırı Kuş gibi edebiyat dergilerinde ve edebiyathaber.net sitesinde çeşitli yazıları yayımlandı. Çeşitli panel ve söyleşilerde görev aldı. Aykırı Kuş isimli ortak öykü kitaplarında da öyküleri yayımlandı.
İzmir'de yaşıyor ve aynı zamanda Tıp doktoru.
Pınar K. Üretmen

Paylaş

Cevap Yazın