Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Hepimiz İçindeyiz Çemberin…

0

Eggers, Çember’de distopyanın kehanet özelliğinden de sıyrılıyor. Konunun doğrudan bugünle bağlantısının kurulabilmesi, anlatılan aplikasyonların muadillerinin piyasada bulunması da gerçeklik hissini arttırıyor.

İnternet, hayatımızın bir parçası… Yaşamımızı kolaylaştırdığını da düşünüyoruz: Faturalarımızı yatırıyor, yolumuzu kaybettiğimizde navigasyon sayesinde yönümüzü bulduruyor, uzaklardaki ebeveynlerimizle istediğimiz zaman ve ucuz bir şekilde haberleşmemize imkân tanıyor, günlük adım sayımızı ölçtürüyor, uzak diyarlardaki haksızlıklara karşı elektronik imza atarak dayanışma sergilememizi sağlıyor, koca ciltli ansiklopedilere gerek duymadan istediğimiz bilgilere erişme fırsatını sunuyor… Ama madalyonun öbür yüzü de var. İnternet, yaşamımızı kontrol eden, ne yediğimiz ne içtiğimiz, ne giyip nelere para harcadığımızın kaydını tutan bir mekanizma olarak her hareketimizi gözetliyor. Bu durumun distopik karakterinin yazarların yaratıcılıklarını gıdıklaması ise kaçınılmaz. Çünkü internet sadece devletin ya da iktidarın değil, şirketlerin de inanılmaz güçlendiği bir çağın rıza ve baskı aracı.

KitapEki
KitapEki

Amerikalı yazar Dave Eggers’in geçtiğimiz günlerde Türkçede yayımlanan Çember romanı, internet çağında güvenlik, gözetim, rıza ve tâbi kılma stratejileri üzerine düşünen önemli bir distopya olarak göze çarpıyor. Yakın bir gelecekte, Google, Facebook, Twitter, Instagram gibi uygulamaların tamamını içinde barındıran “Çember” adlı bir şirket ortaya çıkar. Çember, sosyal ağ olmanın ötesinde internetteki tüm içerikleri içinde barındıracak bir tekel olma yolunda ilerlemektedir. Sıradan bir Birleşik Devletler vatandaşı Mae Holand, yakın bir arkadaşı sayesinde dünyanın en büyük şirketine dönüşen Çember’de iş bulur. Mae’nin işi ile hayatı arasındaki açı kapanır ve hayatı gün geçtikçe çemberin içinde erirken şirketin patronlarının gayesi ise, bu “çemberi kapatmaya” çalışmak olacaktır. Böylece, internet üzerinden tüm insanlığın izlendiği ve “şeffaf “olmaya çağırıldığı, kamusal hayat ile özel hayat arasındaki ayrımların ortadan kalktığı, tüm insanlığın anonimleştiği karanlık bir dünyaya doğru yol alınacaktır.

Ütopya mı Distopya mı?

Dave Eggers’ı karanlık bir tablo çizmeye iten sebepleri bizzat yaşıyoruz: Her ânımız gözetim altında ve kaydediliyor. Sokaklardaki, işyerlerindeki, kendi elimizle evlerimize yerleştirdiğimiz (“çocuğumun bakıcısını takip ediyorum”, en yaygın bahane sanırım) kameralar yetmezmiş gibi bilgisayarlarımıza, telefonlarımıza yerleştirilen kameralar her ânı kaydetme imkânına sahip. Bu açıdan bakıldığında Orwellvari bir dünyanın içinde olduğumuz söylenebilir. Eggers, bugünkü deneyimlerimizin sonuçlarını mantıksal sınırlarına kadar takip ediyor. Ama aynı zamanda Çember’in kendini sunarken kullandığı reklam dilini de sloganları da motivasyon arttırıcı stratejilerini de yansıtmayı başarmış. Mottoları ya da her yeni çıkan aplikasyonun tanıtımının betimlemesini okudukça Çember’in kapitalist bir ütopya olduğunu anlıyorsunuz. Kapitalist ütopya çağının dört yüz küsur yıldır egemen olduğunu düşünürsek okuduğumuzun distopya olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Çember’i ilgi çekici kılan, şaşırtıcı bulmamızı sağlayan bir başka sebep ise Orwellcı anti–ütopya yerine Huxleyci bir ters ütopyanın tınılarını taşıması. Jameson’a göre Orwell’cı anti–ütopya, totalitarizm ile birlikte anılırken, Huxleyci diyebileceğimiz ters ütopya daha çok kitle kültürü ve medyanın aristokratik bir eleştirisi ile ayırt edilir. Yine Jameson’a kulak vermek gerekirse: “Yozlaşmış kitle kültürü”ne sağ cenahtan yöneltilen eleştirilerin (Heidegger, T. S. Eliot, Ortega y Gasset) temel özelliği, her türlü kapitalizm tartışmasının es geçilmesi ve dolayısıyla bu tikel entropi biçiminin şu ya da bu ters–ütopyacı sisteme havale edilmesidir – bu eğilimin epik şiiri kuşkusuz Huxley imzalı Cesur Yeni Dünya’dır.”

Zevzekleşen Dünya

Eggers, 1984 coğrafyasında yaşadığımızı kabul ederek ve Cesur Yeni Dünya’nın eleştirel okumasını yaparak kuruyor anlatısını. Çember, kapitalizmin eleştirisi yapacağını duyurarak başlıyor işe. Eleştirinin merkezinde sadece, şirket içinde çalışma kültürünün neo–liberal yapısı, bu yapının yarattığı karakter aşınması ve yabancılaşmanın en saf hâliyle hissedilmesi yok. Aslında tam da bir kapitalistin büyüme ve daha fazlasını isteme eğilimini, bu eğilimin yarattığı aurayı, bu auradan etkilenen ve bu fikre eklemlenen sıradan insanı anlatıyor Eggers, Çember’de. Kendi yalanına inanan, keşif yaptığını düşünürken talan etmeyi planlayan, ilerleme, başarı ve kazancı değerlerin en kutsalı olarak gören burjuva aklın kitap boyunca eleştirildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Eggers, Çember’de distopyanın kehanet özelliğinden de sıyrılıyor. Konunun doğrudan bugünle bağlantısının kurulabilmesi, anlatılan aplikasyonların muadillerinin piyasada bulunması da gerçeklik hissini arttırıyor. Eggers’e göre Çember’de yaşananlar uzak bir gelecekte gerçekleşmeyecek; tam da bugün deneyimliyoruz. Ve aynı çemberin içindeki çalışanlar gibi yaşadığımız mucizenin coşkusuyla hareket ediyor, sistemin gözetleme, kaydetme, manipüle etme mekanizmalarına aktif olarak katılıyoruz. Sosyalleştiğimizi düşündükçe ekrana yapışarak yalnızlaşıyoruz.

Eggers, bu durumun dışına çıkmanın olanakları üzerine de düşünüyor ama artık çemberin dışında olmanın neredeyse imkânsızlaştığının da farkında. Romanın akil adamı Mercer’in, “[d]ünyanın en zevzek muhabbetlerinin tam anlamıyla egemen olduğu bir ters evrene, bir ayna dünyasına girmiş gibi hissediyorum bazen. Dünya kendini zevzekleştirdi.” diyerek isyan etmesi boşuna değil. Zevzekleştikçe duyarlılığını, tutkularını, hazlarını yitiren bir dünyada yaşıyoruz. Eggers, kehanetten uzak durmayı başarsa da distopyanın ikaz özelliğinden vazgeçmemiş. İyi ki vazgeçmemiş: Çember de böylece zevzek, totaliter, baskıcı, tutkusuz bir dünyaya alışmamamız için kaleme alınmış önemli bir roman olmuş.

  • Çember
  • Yazar: Dave Eggers
  • Çeviri: Handan Balkara
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 494 Sayfa
  • Yayınevi: Siren Yayınları
Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

Latest posts by Doğuş Sarpkaya (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *