Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Bilmezden gelmenin masal hali

0
Melek Özlem Sezer, masalların hitap ettiği yaş grubunu düşündüğümüzde toplumsal rollerin bu denli yer edişinin ve bir bireyi dönüştürürken adeta baştan yaratılıyor hissi duymanın kaynağına inmiş Masallar ve Toplumsal Cinsiyet isimli çalışmasıyla.

Dünyaya “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde…” kalıbıyla  gözlerimizi açanlarımız vardır. Çocuk uyusun diye bir ninni misali dökülür kelimeler ağızlardan. Eski toprak olarak nitelendirdiğimiz büyüklerimiz sobanın başında Anadolu masallarını torunlarına anlatırken hevesli hevesli, ülkelerin masalları da yazılagelmiştir. Melek Özlem Sezer’i bu masalların bir derleyicisi olarak tanımadık. Onu, bu masallara karşı mesafe koyan ve mesafesini koruyan bir yazar olarak tanıyoruz.  Kaleme almış olduğu Masallar ve Toplumsal Cinsiyet adlı inceleme çalışması, 2010 yılında Oğuz Tansel Halkbilim Ödülü’nün de sahibi olmuş. Eser, detaylı bir inceleme olmakla birlikte klişe bir tabirle ezber bozduran cinsten, çünkü dar bir alanda düşünmeye ve sorgulamaya olanak sağlıyor.

Tanımlama yapmaktan hoşnut olmayan Sezer, belki de ilk defa, yapmış olduğu tanımın çok yakışacağını düşündüğü masalı şöyle açıklıyor: “Masal bir hayal disiplinidir.” Hayal ifadesinin disiplinle birlikte kullanılmış olması boşuna değildir elbette. Masalın yapı unsurlarının neler olması gerektiği, içeriğinin yaş grubuna göre nasıl düzenlenmesi gerektiği gibi birçok sorunun yanıtını kendi içinde barındırıyor aslında bu tanım. Sezer’in “klasik masal” olarak adlandırdığı masalların her biri dikkatlice incelendiğinde aslında hepsinin patlamaya hazır birer bomba olduğunu iddia etmek mübalağa olmasa gerek. Bu incelemenin incelemesini yaparken Sezer’in de yapmış olduğu gibi sınırlı sayıda masal örneğinden yola çıkacağım, çünkü masaya yatırılması gereken masal sayısı hem bu eserdekinden hem de bu yazıdakinden çok daha fazla takdir edersiniz ki.

Yaşayan Bir Varlık Olarak Masal

Masal ve çocuk düzleminde ilerlediğimizde bu türün alıcısının sadece çocuklar olduğu düşünülür. Alıcısı çocuklar olunca üstüne titizlenilmesi gereken bu tür savsaklanmış ve yalnız bırakılmıştır. İktidar politikalarının alt metne işlendiği, şiddet ve pornografinin imgelerle en derine gizlendiği bir tür olan masal, çocuklar için bir tehlike unsurudur oysaki. Kişiliğini çevresindeki uyaranlarla inşa etme sürecini başlatmış olan çocuk birey, maruz kaldığı bu fantastik dünyanın çekiciliğine kaptırır kendini. Zihinde, tohum yeşertmeye en müsait duraklara kendisi küçük ama çiçeği devasa boyutlara ulaşacak tohumlar bırakılır. Bu edimin tehlikeli olmasındaki temel sebep, toplumsal cinsiyete dair rollerin gizli kapaklı bir şekilde metne yerleştirilmesidir. Bu gizlilik, hem sorumluluğu göz ardı edici hem de iç rahatlatıcıdır çünkü. Çocuğu uyutabilmek için anlatılan klasik masallar, gerçek yaşamda tam da bu görevi üstlenmiştir. Çocuk uyur fakat uyuduğunun  farkında değildir. Etrafındakiler de çocuğun uyuduğunu  kavrayamaz. Masallar anlatılageldikçe kavramak da git gide güçleşir. Anlatılan masallar elbette kültürden kültüre değişmektedir ancak çoğu masal birbirinin düzenlenmiş, değiştirilmiş hali gibidir. Sezer, tam da bu eşikte masalın yaşayan bir varlık olduğunu savunur. Masallar anlatıldıkça eskiye yeninin değişkenleri de eklenir çünkü Sezer’e göre. Söylemek, anlatmak, hele de değiştirerek yıllar boyu tekrarlamak kültürümüzde yer etmiş edimlerdendir.

Masalın Görünmeyen Yüzü

Nereye giderseniz gidin kızgınlığın ve hesap soruşun en net ifadesidir “Bana masal anlatma!” çıkışı. Bu çıkış, masal türünün halk arasındaki konumlanışının belgesidir aslında. Masal kelimesine ve fark etmeden de olsa masal türüne atfedilmeyen önem, böyle anlarda yüksek sesle dillendirilir. Vakit geçirmenin en niteliksiz halidir belki de masal dinlemek ve masal anlatmak birine. Peki çocuğunuzun, bu sözde niteliksizliğin uykuya dönüştürdüğü zamanlardan birinde hapsolacağını ve bu uyku halinin bitmesi için sihirli bir değnek gerektiğini söyleseler ne yapardınız? Buna rağmen ballandıra ballandıra dört bir yana anlatır mıydınız o güzelim (!) masalları?

Melek Özlem Sezer, klasik masalların temelinde daima bir alt metin bulunduğunu ve bu alt metnin hakim ideolojiyle girift bir yapıya sahip olduğunu savunuyor incelemesinde. Her fırsatta; ideolojinin apaçık yansıtılmamasının bir tercih olduğuna ve bu tercihin masal türünün en önemli getirisi diyebileceğimiz “etkileyicilik” unsuruna olanak sağladığına değiniyor. Bundan hareketle klasik masalların ustalığının sinsiliğinde oluşunu söylemeden geçmemek gerekir.

Mağdur Kadın Güzellemesi

Toplumsal cinsiyet rollerinin dağılımı için zeminini hazırlamış, kılıfını uydurmuş olan masal; elbette erk sahibinin yolundan gidecek ve kendi bildiğini okuyacaktır. Klasik masallarda mağdur kadın, toplumdaki yüceliğiyle sıkça hatırlatılır. Göze sokulanın mağdur kadın olması, yaratılan kabın şekline girecek olanın iyi bilinmesinden ileri gelir. Bunca zayıflığa karşılık mağdur kadın-iyi kadın eşleşmesi öne çıkar masallarda. Kafasının dikine giden, kendi kararları olan, önüne çıkan ilk engelde yıkılmayan kadın tarifi onaylanmamıştır. Onaylanan kadın içine düştüğü kuyudan nasıl kurtulacaktır peki? Elbette ki onun parçalarını birleştirip onu maddi ve manevi anlamda besleyecek olan bir erkek kahraman halihazırda beklemektedir. Kadın kırılgandır, kadın ilgi ister, kadın onaylanmak ister zırvaları da bu hazırda bekleyen kahraman erkek figüründen kaynaklanmaktadır. Klasik masallar erkeğe de fikrini sormaz. “Sen bir kadını kurtarmak için maceradan maceraya koşmak ister misin?” gibi bir soruyla karşılaşan erkek kahraman neredeyse yoktur. Masalların içinden çıkıp televizyonun başına geçtiğimizdeyse durum hiç farklı değildir. Kurtarılmayı bekleyen kadın, yüz beş bölüm boyunca yerlerde savrulur; kaçırılır; vurulur; hapsedilir ancak direnmekten imtina eder. Onun yerine direnebilecek biri olduğunu bilir ve sesini çıkarmadan ellerini kavuşturup öylece bekler. Kapı açılır, erkek sahnededir artık. Gözler onun üzerindedir. Şaşkınlıktan ağzı açık kalan izleyiciler o sırada televizyonun sesini açmayı ihmal etmezler fakat kadın ağlarken yahut bir köşe başına sinmişken sesi açmaya gerek yoktur. Erkek dışsal olandır ancak kadının sesi her defasında kısılmıştır.

Bir Erginlik Töreni Olarak “Öpmek”

Yazının başında masalların içine gizlenmiş cinsellik ögelerinden bahsetmiştim. Bunlardan bir tanesi Pamuk Prenses masalında karşımıza çıkmaktadır. Masalda Pamuk Prenses’in bir cesetken içerisinde bulunduğu cam tabut aslında bekaretin simgesidir der Melek Özlem Sezer. Prens gelir, cam tabut açılır ve prens prensesi öper ve ikisi için de yeni bir hayat başlamış demektir artık. Sezer’in çok haklı bir sorusu zihnimizi kurcalamalı bu noktada: Bir cesedi öpmek neden kimseye absürt gelmemektedir? Ayrıca bu adlı adınca bir istismardır. Karşı cinsi öperek yeni bir hayata başlamak ya da karşı cinsi öperek onu yeni bir hayata başlatmak… Kulağa çok romantik gelen bu “öpme” eylemi ve ona yüklenmiş olan anlam hiç de küçümsenecek düzeyde değildir. Öperek yeni bir hayata başlamak, aslında cinsel birleşmenin ta kendisidir çünkü masallarda prensin prensesi ya da prensesin prensi öptükten sonraki ilk sahneleri evlilik törenlerine göz kırpmaktadır. Pamuk Prenses’i koruyup kollayan yedi cücelere ne demeli peki? Sezer, olmasını istediği dünyanın tarifine inanarak diye ekler fakat yedi cücelerin hiç tanımadıkları bir kadına koşulsuz şartsız yardım etmelerini gerçekçi bulmaz.

Metamorfozla Kurtarılan Erkeklik ve İçsel Olanın Temsili

Masallarda dikkati çekecek bir başka unsur da “metamorfoz”dur yazara göre. Ayı veya aslan kılığındaki sevgilinin içinden önünde sonunda bir şaheser çıkacağını salık veren masallardan bahsederken Sezer, aklıma Güzel ve Çirkin gelmişti çoktan. Bu masalda ve nicelerinde alt metin, erkeğin bir kadın eliyle değiştirileceği ve hatta dönüştürüleceğidir. Metamorfozu olağan kılansa sözde sevgidir çünkü derine inerseniz öpeceği erkeği sevdiğini sanan fakat o erkeğin kölesi, esiri konumundaki bir kadın göreceksiniz. Güzel ve Çirkin’de genç kız prensin sarayına babasını kurtarmak üzere gitmişken bu kızı birden hayvani ve kaba olanı severken hayal ederiz. Tabi ki kızın hikayesi bize yine romantik, yine duygu yüklü gelecektir. Bu, yazar için zorbalığa övgü demektir ve izleri salt masallarda görülmemektedir. Aslında bir suçluya aşık olan, kendini kaçıran adama aşık olan kadınların masalsı hikayeleriyle doludur gözün görebildiği her yer. Hem çok olağan hem de çok sıradan olan bu katiline aşık olma hali, izleyeni ve okuyanı adeta hipnotize etmektedir.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin yakın zamanda hazırlamış olduğu “Bizim Ailede Olmaz” adlı bir kısa film, kendini en bilinçli ve en şefkatli addeden ailelerin dahi toplumsal cinsiyet rollerini çocuklarına nasıl adım adım yüklediklerini resmetmekteydi. O videoda da göreceğiniz ve aslında hepimizin bir şekilde yaşamış olduğu gibi içsel olan kıza, dışsal olan ise erkeğe bahşedilmiştir. Grimm Kardeşler’in eseri olan Hansel ve Gretel masalından örnekleyecek olursak şekerden evle kandırılan kız kardeş Gretel’dir. Gretel, kandırılır ve eve kapatılır. Hansel ise çalıştırılmak üzere dışarı gönderilir. En basit haliyle bu durum bile içsellik ve dışsallığın sahiplerini anlatmaktadır. Ayrıca Sezer, gerçek yaşamda yuvadan ayrılmanın önceleri yuva sınırları içerisinde gerçekleştiğini gözlemlemiştir. Ergen, kendini odasına hapsederek bu ayrılığın fitilini ateşlemiş olur. Ancak masallarda evin içi ve dışından ziyade uzak ülkeler, kuleler, bir dev mağarası tercih edilmektedir. Yuvadan ayrılmak dışsalmış gibi görünse de kadının payına bu “uzaklıklar”a hapsedilmek ve kurtarılmayı beklemek düşer. Edilgenlik ve bir özne olamama durumuyla baş başa kalan kadın, çoğu zaman tek başına düşünemeyeceğini dahi hissedebilir. Kadınların onaylanma isteğine gark olduklarının düşünülmesinin kadınlar tarafından haklı gerekçeleri bulunabilir ve bu gerekçeler ne açık edilmek zorunda ne de saklanmak durumundadır.

Sahi, Kadınlar da Kızar mı?

Masaldaki kadın kızabilir mi peki? Böyle bir duygu onun için uygun görülmüş müdür? Kadının yaşama dair kızgınlıkları, öfkeleri elbette ki yadsınamaz ancak masaldaki kadının yaşamla bağı koparılmış olduğu için kızgın olmayı da bir kenara bırakmıştır. Kızgınlık nedir bilmez. Tepkileri bir anda gerçek dışı bir hale bürünür. Pamuk Prenses ve Külkedisi’nde örneğin, haksızlığa uğrayan iki kadının asla öfkelenmemesi ve sadece dua edip ağlamaları gözden kaçmaması gereken ayrıntılardır. Kızmak, değiştirmeye cesaret edebilmektir. Kadın, hayatında neyi değiştirmek isterse değiştirip dönüştürür pekala. Bunun için bir izne, zamana ve erkeğe ihtiyacı yoktur. Ancak masallar kadının havadaki yumruğunu  inatla indirmeye programlanmıştır. Masala göre kadın, göğüs göğse gelmek durumunda olduğu bir sorun varsa sahneye erkeği iter ve ortadan kaybolur.

Melek Özlem Sezer, Halime adlı bir masaldan hareketle kadının bir erkeğin peşinden sorgusuz sualsiz gidişini ve bir suçluyu koruyacak kadar gözünün dönmüş olmasını da incelemiş eserinde. Aslında bir akıl tutulmasının tarif edildiği bu masal öyle dehşet vericidir ki neresinden tutarsak tutalım niyet de vermek istediği ileti de elimizde kalmaktadır. Kitabı ve bu masalı okuyanlarınız olacağı umuduyla masaldan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Sadece yazar Sezer gibi ben de bir kadının bu denli aşağılanmasını edebiyat parçalamak olarak görmediğimi belirtmek isterim. Söz konusu masalda Halime adlı kadın, öğretmenini ilahlaştırır ve öğretmenini izlemeye karar verir bir gün. Saygının en büyüğünü duyduğu öğretmeninin, çocuğa benzeyen bir canlıyı parçalarına ayırıp yediğini görür o esnada. Halime’nin daimi sessizliği o gün başlar işte. Ağzından tek bir şey kaçırmamak için bir ömür boyu susmaya karar verir Halime. Öğretmenine bu şekilde yardım edeceğini düşünür fakat ne öğretmenine işin aslını sormuştur ne de çocuğa benzettiği canlının akıbetini düşünmüştür. Sorgusuz sualsiz itaat eden, uyuşmuş, pasif bir kadın figürü karşımızda bize bakmaktadır. Bunu okuyan çocuk, sürekli “Ben olsaydım…”ı geçirir aklından elbette ama yazar Sezer, anlamlandırılması güç olanı ortaya çekinmeden bırakır: Aitlik ne kolay, sahip olmak ne kolay…

Masalın devamı da bir o kadar ürkütücü. Okuyanıyla tartışır, birlikte şaşırır, birlikte öfkeleniriz.

Son olarak güncelliğini koruyan bir tartışmanın konusu olan “mutlak güzellik algısı”nı masallardakiyle değerlendirerek bitirelim. Sezer, masallarda kadın güzelliğinin sıkça betimlendiğini ancak aynı şekilde erkek güzelliğinden söz edilmediğini savunmaktadır. Vitrinde duran barbi bebek kadın, onun kahramanıysa erkektir. Söz dinlemeyen, verili kabullerin dışında fakat güzelliği sorgulanamaz olan kadın kahramanlar erkeklerce masum değildir, kolay lokma ise hiç değildir. Erkek, onu ya gayriciddi bulacak ya da kızın babası kızı dize getirmek için sarayında bir yarışma düzenleyecek ve damadını bu yarışmanın sonucuna göre belirleyecektir. Burnundan kıl aldırmayan, dediğim dedik kadın ise bu zorlamadan sonra bir anda kapılıverir aşkın büyüsüne bu masalların çoğunda. Klasik masalların gerçek dışılığı ve ikna edemeyişi bu küçük sanılan ama etkisi kalıcı olan detaylardadır.

Yazar, masalların hitap ettiği yaş grubunu düşündüğümüzde toplumsal rollerin bu denli yer edişinin ve bir bireyi dönüştürürken adeta baştan yaratılıyor hissi duymanın kaynağına inmiş bu çalışmasıyla. Burada onun yazdıklarından yola çıkarak aktardıklarım ve daha fazlası akıllara şu soruyu getirmeliydi: Peki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gözeten ve klasik masalların öğretilerini bertaraf eden masallar hiç mi yok? Masallar ve diğer tüm yazın türleri için de bu dengeleri gözeten çalışmaların arttığını söylemek mümkün. Özellikle kadın yazarlar tarafından oluşturulan dil, eril dili hizaya sokuyor ve yeni bir dil yaratımına şahitlik etmemize vesile oluyor. Bunca zaman eril dilin hüküm sürdüğü yazınsal üretimler, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında yeniden değerlendiriliyor ve öncelikli olarak yeninin dönüştürmesi için çaba sarf ediliyor. Hangi yaş grubundan olursa olsun seçiciliği sağlamada başat kaynak olarak sayabileceğimiz bu çalışmayı prenses kızlarınız, prens olan erkek çocuklarınız, kırılgan kız öğrencileriniz, esip gürleyen erkek arkadaşlarınız ve isyan etmeyi ayıp sayan kendiniz için değil; tüm insanlar ve insanlık adına bir devrimin yanında saf tutmak için okumanız dileklerimle birlikte umudu dürten yanımızı kaybetmeden masalsı isyanların başını çektiğimiz günlere özlemle…

  • Masallar ve Toplumsal Cinsiyet
  • Yazar: Melek Özlem Sezer
  • Türü: İnceleme
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 240 Sayfa
  • Yayınevi: Kor Kitap

Evrim Sayın

İzmir'de doğdu. Liseyi Anadolu Öğretmen Lisesi'nde okumak uğruna kendini yatılılık serüveninin içinde buldu. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Şu sıralar gününün büyük bir bölümünü öğretmenlik yaparak geçiriyor ve kalan zamanını Yoğurt adlı kedisiyle değerlendiriyor.
Evrim Sayın

Latest posts by Evrim Sayın (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *