Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Oğuz Atay’ı Edebi Mirasçı Olarak Okumak

0

Gürle, alegori tartışmasına başlamadan iki büyük teoriyi arkasına alır: Moretti’nin modern epik ile Bakhtin’in diyolojizm ve karnavalesk kavramsallaştırmalarını Tutunamayanlar bağlamında yeniden okur.

Oğuz Atay’ın 1971’de yayınlanan Tutunamayanlar romanı, birçok eleştirmenin iştahını kabartacak kadar kuvvetli ve çok katmanlı bir eser. Tutunamayanlar, güçlü dili, iç içe geçmiş hikâyeleri, durmak bilmez ironisiyle okuyucusunu içine çeker. Eleştirmenleri tutkulu bir araştırmaya iten de budur: Hem toplumsal ilişkilerin açığa çıkarıldığı alegorik okumalara hem dil, kurgu oyunları yoluyla teknik yorumlara hem de yaptığı göndermelerle metinlerarası araştırmalara açık bir eserdir Tutunamayanlar.

1990’larla birlikte Oğuz Atay okumalarının yoğunlaştığını söylememiz mümkün. Özellikle akademide Atay’la ilgili oldukça fazla çalışma yapıldı. Bu çalışmaların bir kısmının yayımlandığını biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Meltem Gürle’nin Ölülerle Konuşmak kitabı, hem Oğuz Atay çalışmalarına hem de Türkiye eleştirisine katkı yapan önemli bir çalışma olarak dikkat çekti. Yazarın 2008’de Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri Bölümü’ne doktora tezi olarak teslim edilmek üzere kaleme aldığı ve İngilizcesi Peter Lang Yayınevi tarafından basılan çalışmasının çevrilmiş, gözden geçirilmiş ve kitap formatına getirilmiş hali okuyucularla buluştu. Gürle, Oğuz Atay’ın batı kanonu ile ilişkisi üzerine yeniden düşünerek, Tutunamayanlar’a farklı bir açıdan bakmamızı sağlıyor.

Modernleşme ve Ulusal Alegori Tartışması

Gürle, öncelikle Tutunamayanlar’ın derdinin Türkiye modernleşmesiyle olduğunu kabul eder. “Tutunamayanlar bir anlamda, Türkiye’nin modernleşme çabalarının yüzüne doğru atılmış bir karnaval kahkahasıdır”. Ama romanı sadece modernleşme eleştirisi ile sınırlayan dar eleştirilerin yetersizliğini de vurgular. Gürle’ye göre, Tutunamayanlar, modernleşme eleştirisini aşan evrensel bir romandır. Bu açıdan bakıldığında ister istemez, Jameson’ın başlattığı Üçüncü Dünya edebiyatı tartışmasına geri dönmek gerekir. Jameson ünlü ve talihsiz makalesi, Çokuluslu Kapitalizm Çağında Üçüncü Dünya Edebiyatı’nda, Üçüncü Dünya yazarlarının kaçınılmaz olarak alegorik eserler verdiklerini savunur. Bireyleşememiş ve kamu ile özel alanı birbirinden ayıramamış Üçüncü Dünya aydını, bireysel bir hikâye anlattığında bile ister istemez kamusal mevzulara savrulacak, bu da onu alegorinin sınırlarına hapsedecektir. Gürle, Jameson’ın bu teorisinin eksik olduğunu vurgulayarak, Tutunamayanlar’ın “kanonun büyük eserleri kadar zengin anlamlarla dolu olduğunu” savunur. Evet, Tutunamayanlar’da Türkiye modernleşmesinin eleştirisini okuruz ama bu Tutunamayanlar’ın 1970’ler Türkiye’sindeki bireyin konumunu yansıtmakta oldukça başarılı bir eser olduğu gerçeğini değiştirmez.

Modern Epik Diyalog ve Karnaval

Gürle, alegori tartışmasına başlamadan iki büyük teoriyi arkasına alır: Moretti’nin modern epik ile Bakhtin’in diyolojizm ve karnavalesk kavramsallaştırmalarını Tutunamayanlar bağlamında yeniden okur. Moretti, modern epik ile çağdaş romanın dünyayı bütünsel olarak algılamaya çalıştığını öne sürer. Ama bu umutsuz bir çabadır. Çünkü dünyadaki tüm ayrıntıları verebilecek bir anlatı düzlemi mümkün değildir. Ama Moretti’ye göre modern epik olarak adlandırılan eserleri diğerlerinden farklı kılan özellik bu imkânsız görevi yerine getirmek için sınırları zorlamalarıdır. Gürle’ye göre de Tutunamayanlar’da Atay’ın başarmaya çalıştığı şey tam da budur.

Gürle’ye göre Atay, ayrıntıları eksiksiz verebilmek için aşırılık estetiğinden yararlanırken Bakhtinci diyalojizmi de kullanır. Atay, hem karakterlerini birbiri ile diyaloğa sokar hem de iç konuşmanın-bilinçakışının diyalog şeklinde sürmesini sağlar. Bunu yaparken kendinden önce ortaya çıkmış yazarlarla da ayrı bir diyalog yürütür. Romanın melez yapısının farkında olan Atay, biçimsel olanakları zorladığı pek çok yerde, diyoloğun demokratikleştirici gücünü yardıma çağırır.

Gürle’ye göre Atay, karnavalesk bir dünya yaratır. Bakhtin’e göre diyolojinin romanda açığa çıkarılabilmesinin en önemli olanağı olay örgüsü içerisinde karnavalesk durumların ortaya çıkarılmasıdır. Günlük hayatta yan yana gelmesi olanaksız olan farklı toplumsal tabakadan insanların bir araya gelmesi, karnaval ortamında gerçekleşebilir. Karnaval toplumsal sınırların yıkıldığı, gerçeklerin dolaysız bir şekilde ortaya serildiği ve farklı dillerin bir arada konuşulabildiği bir ortam sağlar. Gürle, “Bakhtin spot ışıklarının karnavalı mahvedeceğini söyler” diyerek Atay ile Bakhtin arasındaki bağı kurar: “Çünkü onlar bize ne zaman nereye bakmamız gerektiğine işaret edecek, bu da karnavalın keskin ayrımlardan kaçınan doğasını, yani sonsuz muğlaklığı zedeleyecektir. Benzer bir muğlaklığı Tutunamayanlar’da da görürüz. Atay’ın romanında hiçbir ses iktidarını sonuna kadar sürdüremeyecek, her ayrıntı bir başkası tarafından altüst edilecektir”.

Başka Yazarlarla Konuşmak

Gürle, Jameson ile tartışmasına başlamadan önce Tutunamayanlar’ın edebiyatta kapsadığı yeri belirler böylece. Tutunamayanlar, Jameson’ın kestirmeci ve kışkırtıcı ulusal alegori yakıştırmasının dışında ele alınmayı hak eder. Bu noktada Gürle, Tutunamayanlar’ın devraldığı edebi mirası ve bu miras ile hesaplaşma yolları tarzını masaya yatırır. Atay, başka yazarlarla konuşarak edebiyatı yaşatmak için yazarı “ölü rolünü üstlenmeye” zorlayan Foucault ile aynı düzlemde buluşur: “Başka yazarlarla konuşmayı sürdürmesi ve onları kendi metninin bir parçası haline getirmesi de bunun göstergelerinden biridir. Aslolan yazarın kendisi değil, edebiyat denilen diyaloğun devam etmesidir”.

Atay’ın diyalog kurduğu ilk metin Shakespeare’in Hamlet’idir. Gürle’ye göre: “Turgut Hamletleştiği ölçüde özgürleşir. Modernliğin bütün kutsal metinleriyle yüzleşip hesaplaşır”. Atay, Goethe ile kurduğu ilişkiyle ise oluşum romanlarının aydınlanma projesini destekleyen yapısını parçalar. Goethe Wilhelm Meister’de “zamanın ruhunu hem yaratan hem de temsil eden bir karakter” yaratır. Buna karşın Atay’ın karakterleri “70’lerin Türkiye’sine özgü küçük burjuva aydının eksiksiz portresini çizerken”, zaman ve mekân algısı üzerine yeniden düşünerek ilerlemeci modernliğin karşısına “öteki modernliği” koyar. Atay’ın Dostoyevski’den aldığı edebi miras ise “insanın bu dünyada kendine bir zemin bulmasının olanaksızlığı”dır. “Tutunamayanlar’da, özellikle Selim’in yaşantısı üzerinden Budala’ya gönderme yaptığı yerlerde, Atay varoluşumuza bir anlam atfetmenin imkânsızlığını dile getirir”. Gürle son olarak, Atay ile Joyce’un birleştiği ve ayrıştığı noktalar üzerinde durarak, iki yazarın da geçmişle ve “ölülerle” girdiği diyaloğa odaklanır.

Gürle her ne kadar Shakespeare, Goethe, Dostoyevski ve Joyce ile Atay arasındaki benzerlikleri ve tartışmaları ele almayı önüne koymuş olsa da edebi miras tartışmasını bu yazarlarla sınırlamaz. Gürle’ye göre Atay, 19. ve 20. yüzyılda kalem oynatmış nitelikli edebiyatçılarla sürekli iletişim halindedir. Balzac, Gogol, Kafka ve Nabokov gibi pek çok yazarla edebi bir dirsek teması kurmuş, romanını yazarlarla kurduğu diyaloglar çerçevesinde örerek çok katmanlılaştırmıştır.

Gürle’nin derdini anlatırken geniş bir kaynakça kullandığını ve araştırmasını belirli bir teoriye yaslamak yerine özgün bir duruş yaratmaya çalıştığını vurgulamalıyız. Bunu yaparken doktora tezlerinde yaşanan, özgün bir iddia ortaya koyarken “aşırı yorum”a savrulma sorununu da dengeli bir iddia ile aşmış Meltem Gürle. Fikrinin teorik alt yapısını iyi kurup, edebi tartışmalarla diyaloğunu sağladığı için son yılların önemli eleştiri kitaplarından birine imza atmayı başarmış. Sonuçta edebiyat teorisine ve eleştirisine ilgi duyan okurların kesinlikle okuması gereken bir eser çıkmış ortaya.

  • Ölülerle Konuşmak
  • Shakespeare’den Joyce’a Tutunamayanlar’da Edebi Miras Meselesi
  • Yazar: Meltem Gürle
  • Çeviri: Ümran Küçükislamoğlu
  • Baskı Yılı: Mayıs 2016
  • Sayfa Sayısı: 339 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları

 

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *