TUDEM
 
DESTEK

Türkiye’de Popüler Müziğin Yolculuğu

Faba Kahve

Türkiye’nin Pop Müziği kitabının yazarı Uğur Küçükkaplan ile kitabını, popüler müziğin serüvenini ve gelecek projelerini konuştuk.

 
KitapEki
KitapEki

Uğur Küçükkaplan, Türkiye’de müzik teorisi ve kültürü çalışmalarına önemli katkılar sağlayan akademisyen ve müzisyenlerimizden. Müziğin sadece teknik boyutunu değil bu tekniği belirleyen tarihsel koşulları da ele alan bir yaklaşıma sahip olan Küçükkaplan’ın Arabesk-Toplumsal ve Müzikal Bir Analiz kitabı son kırk senedir geniş kitleleri etkisi altına alan bir ekolü masaya yatırmıştı. Yazar son kitabı Türkiye’nin Pop Müziği kitabında ise Türkiye’de popüler müziğin arajmanlardan günümüze yolculuğunu ele alıyor. Türkiye’nin Pop Müziği şimdiye kadar denenmemiş bir yol izleyerek, müzikal dokunun peşine düşüp konuyu derinleştiren bir kitap. Küçükkaplan ile kitabını, popüler müziğin serüvenini ve gelecek projelerini konuştuk.

     Arabesk-Toplumsal ve Müzikal Bir Analiz’de de olduğu gibi, Türkiye’nin Pop Müziği, öncelikle müziğin içinden konuşmaya çalışan bir kitap. Kitabı hazırlarken müzikal bakışın, teknik lafazanlığa dönüşerek önünüzü tıkayabileceğini düşündünüz mü?

Müziğe bilimsel açıdan yaklaşıldığında, okuyucuda bu türden şüphelerin oluşması normal. Fakat ben aynı zamanda bir icracı ve eğitimciyim. İşim sayesinde halkın hemen her kesimiyle temas hâlindeyim. Bu da bana konuya farklı kesimlerin gözünden bakabilme ve bu sayede müziği daha geniş bir açıdan ele alabilme şansı veriyor. Dolayısıyla çalışmalarımda, müziğe teknik açıdan yaklaşmanın doğurabileceği sıkıntılar ile okuyucunun kaygı ve beklentileri arasında bir denge kurmaya oldukça özen gösteriyorum. Nitekim kitaplarımda kullandığım dilde ve üslûbumda da bunu görebilirsiniz. Özellikle Türkiye’deki popüler müzikler için söyleyebilirim ki maalesef daha önce benzer çalışmalar yaparak bizlere bir kapı aralamış hiç kimse yok. Bu anlamda elbette birçok eksiğimiz olabilir. Fakat tarafsız ve yapıcı bir yaklaşımla yola çıktığımı söylemeliyim. Kitapta da bahsettiğim gibi, ekol dediğimiz o uzun ve zorlu yola küçük de olsa bir katkı sağlamaya çalışıyorum.

     Müzikolog gözüyle hazırlanan bir kitap olmasına rağmen Türkiye’nin Pop Müziği, toplumsal dönüşümleri de göz önünde bulundurmuş aynı zamanda. Müzik ile toplumsallık arasında görünmez bir bağ olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağ nasıl oluşuyor sizce?

Müzik, tümüyle toplumun ve kültürün içinde doğup gelişen bir olgudur. Dolayısıyla her iki kavramın da içini dolduran, onlara şekil veren ne varsa müzik de bundan payına düşeni alır. Başka bir deyişle kültüre yüklenen olumlu ya da olumsuz anlamlar ve bunların toplumdaki tezahürleri müziği yakından ilgilendirir. Özellikle sözlü müziklerde bu etki, sözler açısından daha belirgindir. Toplum ile müzik arasındaki ilişkiyi oluşturan bağların bir kısmı görünür bir kısmı ise görünmezdir. Müzikoloji ikisi arasındaki bu ilişkiyi çift yönlü olarak ele almak ve görünmeyeni de görünür kılmak için vardır. O nedenle çalışmalarımda hem toplum üzerinden müziği anlamaya, hem de müzikle kurduğu ilişki bakımından toplumsal müzik algısını, yani toplumu anlamaya gayret ediyorum.

     Pop müzik denilince akla nedense toplumsal sorunlardan kaçış geliyor. Sizce de pop müzik kaçış olanakları yaratan bir tür mü?

Hiçbir müzik türü için doğrudan böyle bir yargıya varamayız. Müziği anlamaya çalışırken toplumsal eğilimler kadar bireysel yönelimleri de hesaba katmalıyız. Çünkü müzik her ne kadar toplumun bir parçası olarak evriliyorsa da aynı zamanda bireysel bir deneyimdir. Evet, popüler kültürün bir parçası olan ve dünyanın hemen her yerinde kapitalist sisteme en rahat eklemlenebilen müzik türü popüler müziklerdir. Pop müziğin özellikle gençler üzerinde etki alanı oluşturmak için yer yer bir araç olarak kullanıldığını da biliyoruz. Fakat bu noktada birey olarak toplumla aranızda ne tip sınırlar belirlediğiniz çok önemli. Siz tümüyle müziği, sınırlarını toplumdan kopuk olarak çizdiğiniz bireysel alanınızda bir yere mi oturtuyorsunuz? Yoksa bireysel eğilimlerinizi toplumsal dayatmalara kurban etmeden, ama toplumdan ve onun sorunlarından da kopmadan belirlediğiniz bir tür denge alanında mı ele alıyorsunuz? Açıkçası derin bir konu. Fakat bu tip sorular üzerine düşünmeden açıklanması mümkün görünmüyor.

     Peki, Türkiye’nin pop müziğinin dokusunu oluşturan homojen bir yapıdan bahsedebilir miyiz?

Türkiye, tarihi ve konumu bakımından her daim farklı etkilere açık olmuş bir ülke. Bugün nasıl ki toplumsal açıdan homojen bir yapının olduğunu söylemek mümkün değilse, müzik için de genel anlamda böyle bir değerlendirme yapamayız. Bununla birlikte, toplumun ortak hassasiyetleri ve müziğinde hâkim olan bazı teknik özelliklerin yoğunluğu bakımından asgarî müştereklerde buluşulmuş, geneli yansıtan bir pop müzik anlayışından bahsedebiliriz. Belki bu, başına Türk sözcüğünün getirilebileceği, kendine özgü bir tür olması için yeterli değildir. Fakat pop müziğin yaşadığımız toplumda nasıl bir şekil aldığına dair, dokusal özelliklerine ilişkin verilere ulaşmamızı sağlamaktadır.

     Kitap, aynı zamanda müzik türlerine dair toptancı ya da kestirmeci diyebileceğimiz görüşleri ve önyargıları kıran bir yapıya sahip… Pop müziği etkileyen ve etkileşim halinde olduğu müzik akımlarıyla ilişkisini de ele almışsınız kitapta…

Elimden geldiğince bunları kırmaya çalışıyorum. Fakat yaşadığımız toplumda tıpkı diğer konularda olduğu gibi, müzikle ilgili de o kadar çok önyargı var ki zorlandığımı itiraf etmeliyim. Örneğin kitabın önsözünde “müzik evrenseldir” sözünün çoğunluk tarafından yanlış anlaşıldığından bahsediyorum. İşin ilginci bu söylediğim şeyi de birçok insan yanlış anlıyor. O yüzden neredeyse her söyleşide ve girdiğim çeşitli ortamlarda defaatle açıklıyorum. Öncelikle ‘evrensel’ sözcüğü bilindiği gibi felsefî bir kavramdır ve bu açıdan sosyal bilimlerin sınırları içerisine girer. Evrensel olan şey bir olgunun varlığı ve varlığını oluşturan temeldir. Yani müzik, nasıl bir ihtiyaçtan doğarsa doğsun veya ne tür anlamlar ifade ederse etsin, bunlardan bağımsız olarak her toplumda bir olgu olarak vardır. Onu evrensel kılan da işte bu varlığıdır. Temel malzemesi olan ses ve müziğin bu seslerin biraraya getirilmesiyle oluşması da yine evrenselliğinin bir parçasıdır. Fakat bunun ne amaçla ve hangi tekniklerle yapıldığı, toplumsal açıdan neler ifade ettiği, dokusal özellikleri bütünlenmiş bir tür olup olmadığı vs. üzerinden bir evrensellik tasavvuru yapılamaz. Çünkü bunlar söz konusu olduğunda işin içine estetik girer ve müzik sanatı yerel görünümler kazanır.

     Pop müziğin geleceği üzerine neler söyleyebiliriz?

Bana göre müzik tarihindeki en büyük kırılma noktası sesin kayıt altına alınmasıydı. Ondan sonraki en büyük kırılma noktası da kesinlikle internet. Müzik teknolojilerindeki gelişim, teknik yönden müziğe geniş bir hareket alanı kazandırdıysa da toplumsal müzik algısı açısından büyük zararlar verdi. Müziğin toplumla ve bireyle buluştuğu noktada interneti de buna ekleyebiliriz. Pop müzik, teknolojiyle ve internetle yakın temasta olduğu için bunlardan en fazla etkilenen müzik türü oldu. Gelinen noktada bu müziğin geleceği için pek de olumlu düşünceler beslemediğimi söylemeliyim.

     Önümüzdeki dönemde nasıl çalışmalar yapmayı düşünüyorsunuz? Yeni projeler var mı?

Türkiye’nin en prestijli müzik dergilerinden biri olan ve 14 yıldır yayınlanan Andante için bir dönüşüp kararı alındı. Haziran sayısından itibaren Andante, Türkiye’nin klâsik müzik dergisi olarak değil, Türkiye’nin müzik kültürü dergisi olarak yayın hayatına devam edecek inşallah. Çalışmalara yoğun olarak başladık. Tüm müzik türlerini ve dinleyicilerini tek bir çatı altında toplayarak, hayatı ve müziği kutuplaştıran unsurlardan uzak, gerçek bir müzik dergisi çıkarmayı hedefliyoruz. Bu anlamda bir ilke imza atılmış olacak. Türkiye’nin yıllardır böyle bir dergiye ihtiyacı vardı. Şimdilerde bunun heyecanı içindeyiz.

  • Türkiye’nin Pop Müziği
  • Yazar: Uğur Küçükkaplan
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
  • Baskı Yılı: 2016.
  • Sayfa Sayısı: 512

Kitap Eki Dergisi
Doğuş Sarpkaya

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.

Read Previous

Bir Aşk Hikayesi; Son Mektup

Read Next

Bir canavar yaratmak: Frankenstein ya da Modern Prometheus

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *