Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Bir Furuğ bir Leyla…

0

Furuğ’un kitabı, “Yeryüzü Ayetleri” adıyla yayımlanan bir seçme şiirler toplamı. Makbule Aras Farsça aslından çevirmiş.

Asuman Susam, “Şiiri olmasaydı Furuğ’a ne olurdu?” diye soruyor, Furuğ’un kitabına yazdığı kapsamlı ve güzel önsözde.

Sorunun pek çok yanıtı var. Ama ben ilk yanıtı bir soruyla vereyim; Furuğ olmasaydı biz ne olurduk? Belki ikinci bir soru daha; Furuğ olmasaydı şiir ne olurdu?

Furuğ’un hayatı, şiirden ayrı düşünülemez, şiirden ayrı tutulamaz bir hayattır. Bunun belirtelim öncelikle. Ancak, Furuğ’un hayatı, şiiri aşan bir hayattır. Hem şiiri hem de kendisini aşan bir hayat. Bu da bir başka yanıt olabilir Asuman Susam’ın sorusuna. “ben yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum” diye yazsa da, (s. 98) zaman ona çoktan yenilmiştir.

Furuğ için yerinde bir sözdür; zamanı yenmiş olması. Çok beylik ve sıradan gibi görünen bu sözün altındaki gerçekliği ve ağırlığı kaldırmak kolay değildir. O, şiiri ve hayatıyla bu ağırlığı kaldırmıştır.

Zamandan ve zeminden münezzeh olmak akla gelir Furuğ şiirlerini okurken. Bütün zamanların, bütün zeminlerin bütün insanların ve elbet bütün kadınların şiiri. Ama seven, sevişen, aşkı soran arayan bir kadının şiiri. Şiirlerindeki kimi İslam v e İran motifleri bile şairi zamana ve zemine sıkıştırma sonucu doğurmuyor. Çünkü bu motifleri son derece evrensel bir anlatımla kullandığı gibi, aynı motifleri bir başka dünyanın şairi mistik öğeler olarak kullanmış olabilirdi.

Zaman ve zemin meselesi bizim ülkemiz açısından da, Furuğ ayarında Leyla Erbil için pekâlâ söylenebilir. Doğu’nun bu iki kadını farklı metinler oluşturmuş olsalar da, yarattıkları dilleri, hayattaki konumları ve sanatsal üretim toplamları düşünce yapıları olarak büyük bir paralellik gösterirler. Bu konuda keşke bir doktora öğrencisi tez çalışması yapsa ne iyi olur… Çünkü Doğu Medeniyeti ve Modernizm-Modernite bağlamında bir Furuğ, bir Leyla önemli ve öğretici, örnek kişiliklerdir.

Aslında ileri sürdüğümüz bu benzerlik rastlantı değildir. İran ile Türkiye’nin (öncesinde Osmanlı’nın) 19. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıl başı ve sonrasının toplumsal tarihi büyük benzerlikler taşımaktadır. Öyle ki, meşrutiyet denemeleri bile yıl farkıyla birbirini takip eder. İran’da 1905’de, bizde 1908’de yaşanan “meşrutiyet” girişimleri gibi… Modernite çabalarında bu denli benzerlikler yaşanmıştır. Dahası, 1950’li yıllara gelindiğinde İstanbul’a doğru akan, kırdan göç dalgasının bir benzeri Tahran’da yaşanmıştır. Yine bu dönemde, popüler sinema üretimi konusunda her iki ülkede/şehirde büyük sıçrama yaşanmıştır. Kentlere dolan nüfus, sinemaları da doldurmuştur. Bütün bu süreçleri, sancılı bir modernite süreci içinde ele almak yanlış olmaz. İşte bu sancılı sürecin birbirine çok benzeyen iki kahramanıdır Furuğ Ferruhzâd ve Leyla Erbil.

Modern olanı ve moderniteyi anlamak için kavramsal metinlerin ve olayların yanında, örnek kişilikler ve yaşam deneyimleri de önemlidir. Bu açıdan, her iki sanatçı bu coğrafyada modern olanı ve moderniteyi anlamak için peşine düşmemiz gereken önemli örneklerdir. Yol göstericilerdir…

Furuğ ve İran şiiri ile Leyla Erbil arasında bir yarıştırma yaklaşımı söz konu olamaz elbet. Ama şu da var ki, Furuğ ve İran şiiri “bizden” en az bir adım öndedir. Bunu da kabul etmek gerek. Başta iki bin beş yüz yıllık yerleşik kültür birikimi olmak üzere, İran kültür ve sanatını besleyen kaynakların zenginliği söz konusudur. O kaynaklardır ki, “İran İslam Devrimi” sonrasının sanatsal yaratım için olumsuz koşullarında, bir İran kadın edebiyatı kendini var etmiş, İran sinemacıları yeni dönemde, uygun sinemasal anlatım dilini oluşturmakta zorluk çekmemişlerdir. Bu açıdan da yine bizim Leyla çok farklı bir örnektir. O daher dönemde kendi dilini kurup, kendini aşmayı bilmiştir çünkü.

Yazının başında yanıt niteliğinde sorular kullanmıştık. Şimdi bir de soru soralım; İran bize niye bu kadar uzaktır, bu kadar yakınken bir Leyla bir Furuğ?

Kapakta “8. baskı” yazısı!
Furuğ’un kitabı, “Yeryüzü Ayetleri” adıyla yayımlanan bir seçme şiirler toplamı. Makbule Aras Farsça aslından çevirmiş. Can Yayınları’nın yayımladığı kitabın kapağında “8. Baskı” açıklamasını görmek şiir adına umut verici. Üstelik birinci baskı 2008 yılında yapılmış. Sekizinci baskı tarihi Şubat 2016 olduğunda göre, ortalama yılda bir baskı! Şiir için önemli bir sonuç.

  • Furuğ
  • Yazar: Furuğ Ferruhzâd
  • Yeryüzü Ayetleri, Seçme Şiirler
  • Çeviri: Makbule Aras
  • Türü: Şiir
  • Basım Tarihi: 8. Baskı, Şubat 2016
  • Sayfa Sayısı: 120 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları

Sabri Kuşkonmaz

Hukukçu-Yazar/Şair.
Şiir, roman, anlatı, film öyküsü ve seçki olarak yayımlanmış on altı kitabı var.
Kısa Film ve belgesel çalışmaları yaptı. BESAM kuruluşunda görev aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde YK üyeliği yaptı. PEN Türkiye Merkezi YK üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Edebiyatçılar Derneği ve TYS üyesi.
Hukuk Fakültesini bitirdi. Marmara Ü. İletişim Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen Beykent Üniversitesi’nde sinema-televizyon doktora programında öğrenci.
Otuz yıl avukatlık yaptı. Altı yıl Birgün Gazetesi'nde köşe yazarı olarak kültür sanat yazıları yazdı.
Sabri Kuşkonmaz

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *